Prof. Dr. Özdelice: Deniz salyaları artık Marmara Denizi’nin son çığlıkları

Müsilaj adı verilen ve belirli dönemlerde denizlerde görülen deniz salyası Marmara ve Ege Denizi’nde endişe yaratmaya devam ediyor. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Neslihan Özdelice, deniz salyasının önceki yıllardan daha fazla oluşmasının nedenlerini açıkladı.

16 Mayıs 2021 Pazar, 15:06
Prof. Dr. Özdelice: Deniz salyaları artık Marmara Denizi’nin son çığlıkları
Abone Ol google-news

Türkiye’de Ege ve Marmara Denizi’nin yanı sıra Yunanistan sahillerinde de ağırlık bir şekilde görülmeye başlanan deniz salyaları etkilerini sürdürmeye devam ediyor. Balık popülasyonunu ve dipte yaşayıp hareket yeteneği az olan canlıları da etkileyen deniz salyaları deniz yaşamını tehdit eder hale geliyor.

Bir ayı geçkin süredir yaklaşık 110 ton toplatıldığı belirtilen deniz salyalarının dibe çökmeye başladığı ve 30 metreye kadar indiği belirtildi. Balıkçılar da salyalar nedeniyle ağlarını toplayamamaktan şikayetçi.

Müsilajın bütün denizlerde görülebileceğini ve 17.yy’dan beri Adriyatik Denizi’nde rapor edildiğini belirten Prof. Dr. Neslihan Özdelice, Gazete Kolektif’ten Deniz Ogan’a deniz salyalarının oluşum sürecini ve deniz canlılarına zararlarını anlattı.

KONTROLSÜZ AVCILIK DA DENİZ SALYALARINI ETKİLİYOR

Deniz salyalarının içeriğinin ağırlıklı olarak karbonhidratlardan oluşan, protein ve yağları da içeren ekstraselüler organik madde olduğunu ifade eden Prof. Dr. Özdelice, bu canlıların sucul ortamların oksijen kaynağı olduğunu ve havanın karbondioksitini alarak fotosentez ile oksijen ürettiklerini dile getiriyor.

Besin ağında diğer canlılar için de besin kaynağı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özdelice, “Bu nedenle mutlaka olması gereken canlılardır. Eğer ortamda fitoplankton dediğimiz grup olmazsa sucul yaşam biter diyebiliriz. Ancak, bu canlılar da aşırı üreyerek başka canlılar üzerinde doğrudan ya da dolaylı yoldan olumsuz etkiler yaratabilirler. Yaşam ömürleri 2-3 hafta gibi çok kısa olduğundan, hayatta kalabilmek için hızlı şekilde çoğalma yeteneğine sahiptirler” dedi.

Prof. Dr. Özdelice sözlerine şöyle devam etti:

Artan sıcaklıkla birlikte üremeleri daha da hızlanır. Kıyısal alanlar derinliğin az olması nedeniyle çok çabuk ısınır. Gerek yoğun yağışlardan sonra tarımsal alanlardan gelen gübre, gerekse evsel ve endüstriyel atıklardan gelen azot, fosfor yükü bu canlıların kontrolsüz şekilde çoğalmasına neden olur. Yalnızca iklimsel değişikliklerin etkisiyle suların ısınması ya da arıtma tesislerinin yeterli olmayıp sağlıklı çalışmamasıyla ortama gelen besleyici element yüküyle bu canlılar çoğalmaz. Bu canlıları süzerek beslenen hamsi, sardalya, çaça gibi balıklar kontrolsüz aşırı avcılıkla tüketilirse de bu canlılar çoğalır.

“ARTIK TAHRİBATIN ÖNÜNE GEÇİLMELİ”

Aşırı avcılığında deniz salyası üremesinde önemli rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Özdelice, “Aşırı avcılık da önlenmeli, arıtma tesislerinin sayısı arttırılmalı ve biyolojik arıtma ile sağlıklı şekilde çalıştırılmalı. Özellikle de çoğu canlının üreme ve beslenme alanı olan kıyısal alanlarımız korunmalı, yürüme yolları, yat limanları yapmak için artık tahribatın önüne geçilmelidir” dedi. Denizin dalga hareketleriyle kumsal alanlara vurarak kendini temizle kabiliyetinin de bu yolla yok olduğunu söyleyen Özdelice, Marmara Denizi’nin atmosferik çökelmelere maruz kaldığını ve sahra tozunun da bu canlıların üremesinde etkili olduğunu ifade etti.

MÜSİLAJ BİRÇOK ALANDA KULLANILIYOR

Yaklaşık bir buçuk aylık süreçte 110 ton deniz salyası atığı toplandı. Prof. Dr. Özdelice toplanan atıkların hangi işlemlerden geçtiğini ve nerelerde kullanıldığını açıkladı:

"Şu an müsilaj olayı artık Marmara Denizi’nin son çığlıkları niteliğindedir. Ortamı böyle bırakalım müsilajı ülke ekonomisine kazandıralım çok yanlış bir yaklaşım olur. Yapılan çalışmalarla tekstil sanayisinde, deterjan, yapıştırıcı, mikrobiyal olarak zenginleştirilmiş petrol iyileştirmeleri, atıksu iyileştirmeleri, dere yatağı temizlemeleri, kozmetik, eczacılık ve gıda katkı maddesi olarak kullanım alanlarına sahip olduğu rapor edilmiştir. Ayrıca, anti-tümör, antivirüs ve ateş düşürücü etmen olarak ilaç sanayinde yararlanılmaktadır."

“DENİZ SALYALARI BALIK POPÜLASYONUNA ZARAR VERMEKLE KALMAYIP BÜTÜN DENİZ CANLILARINI ETKİLİYOR”

Denizde oksijen seviyesini düşürerek yalnızca balık popülasyonunu tehdit etmekle kalmayan müsilajı dipte yaşayan ve hareket yeteneği az olan canlıları da etkilediğini dile getiren Prof. Dr. Özdelice, bunun yanı sıra görüntü kirliliğine sebep olarak turizmi de etkilediğini söyledi. Özdelice, “Balıkçıların ağlarına zarar verir ve radarların balıkları tespit etmesini de engeller. Böylelikle avcılık kısıtlanır. Besin ağı üzerinde olumsuz etkileri vardır. Olayın başlangıcında ortamda aşırı oksijen seviyesi gözlenir optimum yaşam koşullarına sahip canlıları etkiler. Olayın ilerleyen aşamalarında organik maddenin çürüme süreci başlar canlılar oksijensizlikten ölür. Ortam çürümeye başlar ve kokuşur. Balıkların solungaçlarını tıkar ve canlı solunum yapamadığı için yaşamını yitirir” dedi.