Ramazanı oy pusula­sı görenler

İslâm, kendisini onun tek hâkimi zannedenlerin elinde bir siyasi kaldıraca dönüşüyor

21 Haziran 2015 Pazar, 19:13
Abone Ol google-news

Bundan iki sene evvel Kurban Bayramı’nda haber için kendisini takip eden bir muhabir, Başbakan Erdoğan’dan harçlık istedi. O da çıkartıp 200 lira verdi.

Aynı bayramda Maliye Bakanı Mehmet Şimşek gazetecilere 5’er lira dağıttı.

AKP Samsun İl Başkanı ise gazetecilere 40’ar lira harçlığı uygun buldu.

Haliyle ve haklı olarak bu harçlık meselesi eleştirildi. Bir gazeteciye bir siyasetçinin sanki bir aile büyüğüymüşçesine harçlık vermesindeki sakillik ortadaydı.

Hikâye burada kalmadı. İktidara yakın Star gazetesi, bayramda başbakandan, bakandan, ilçe başkanından harçlık alan gazetecileri eleştirenlere şu manşetle çıkıştı: “Gezizekâlılar bayram ruhunu da anlamadı”.

Ağzına içkinin damlasını hiç sürmemiş olan da, bütün ay oruç tutup sonra birasını açan da, ramazanı sadece pidesi için seven de aynı toplumda beraber yaşıyor.

Abdülhamit de moderndi

Haberde, siyasetçilerle arasına asgari bir mesafe koyması gereken gazetecilerin onlardan para almasına karşı çıkanlar şu ifadelerle İslamı bilmemekle suçlanıyordu:

“Özellikle Gezici tayfanın medya ayağının cehaleti bu olayla bir kez daha ortaya çıkarken, yapılmaya çalışılan bu çirkinliğe birçok kullanıcı tepki gösterdi.”

Siyasal İslamcılığın ilk teorisyenleri Mısır’ın, Hindistan’ın sömürge görmüşleri arasından çıktı. Sömürgecilik ve modernite beraber ele alındı ve İslamcılık buna karşı bir kurtuluş yolu olarak teorize edildi. Bizdeki İslamcıların da ilk olarak etkilendikleri kaynaklar bunlar.

Oysa bu topraklarda modernite sömürgecilerin tepeden indirdiği bir şey değildi. Osmanlı’nın Batı ile hiç kesilmemiş teması İslamcıların idolü Abdülhamit’i bile kimi alanlarda modernitenin taşıyıcısı yapmıştı.

Neticede kafalarda “milletin değerleri”yle bağdaşmayan ve hatta bunlardan bihaber hayali bir elit tabaka kurgulandı. Bu “elit tabaka” neredeyse Hıristiyan sömürgeciler olarak değerlendirildi.

Harçlık gösterisi

Oysa kendilerine hasım olarak belledikleri de kültürel olarak Müslüman bir iklime ait. İnansa da inanmasa içine doğduğu kültürel ortam böyle. Yani kurbanı ilk sizde görmediler, ilk oruç tuttuğunu ya da bayramda harçlık verdiğini fark ettiği insanlar da siz değildiniz.

Karşısındakini “patates dininden” diye ayrıştıran bu anlayış, dinin tek sahibinin de kendisi olduğu zannına kapıldı. Nereden bakarsanız bakın, ne siyasi etikle ne de dini ahlak kurallarıyla bağdaşmayacak bir harçlık gösterisinin İslam ve “milletin değerleri” adına sahiplenilmesi de bunu gösteriyor.

Gardırop laikliği

Böylelikle İslam, kendisini onun tek hâkimi zannedenlerin elinde bir siyasi kaldıraca dönüyor. Meydanlarda Kuran sallamak, siyasi rakiplerinin dini itikatlarının sağlamlığını tartışmaya açmak bunun eseri.

Gardırop Atatürkçülüğünün laikliği olan “gardırop laikliği”nin uygulamalarının mütedeyyin kesimi zamanında mağdur ettiği bir gerçek. Gelgelelim bu militer “gardırop laikliği” toplumun laikliği benimsemiş geniş kesimlerine mal edilemez.

Bir dini hâkimiyeti altına alıp ondan siyasi güç ummak için toplumun bir kesimini neredeyse ortaçağ papaları gibi “aforoz” etmek ise kimsenin yetkisinde değil.

Yani özetle Ramazan’ı İslamda oy pusulası görenlerden öğrenecek değiliz.

Neticede ağzına içkinin damlasını sürmemiş olan da, bütün bir ay oruç tuttuktan sonra bir bira açan da, Ramazan’ı sadece pidesi için seven de aynı toplumda beraber yaşıyor.

İslam 7. yüzyıldan beri var, onu üzerinden oy isteyenler getirmedi.

“Gardırop laikliği” ile “Seçim meydanı İslamcılığı” toplumu rahat bırakırsa “milletin değerleri” bir arada huzurla yaşamanın yolunu bulacak kadar zengindir.