Renkli bir yelpaze

Tuğba Gürbüz’ün ikinci öykü kitabı Kendisiymiş Gibi “karakter yaratma” çalışması olarak okunabilir. Gürbüz ölesiye yorgun kadınlarıyla, gençlik yıllarında anneden kaçan ileri yaşlarda anneye dönüş özlemi çeken karakterleriyle, içe işleyen kısacık yalnızlık öyküleriyle, kurgusunda erkek bulunmayan, hayatı erkeğin konumuna göre şekillendirmemeyi seçen anlatıcılarıyla geniş bir karakter yelpazesi açıyor önümüze.

28 Ekim 2020 Çarşamba, 00:16
Abone Ol google-news

‘KENDİSİYMİŞ GİBİ’

Kitapta yer alan on sekiz öykü metinlerin kısalığına rağmen karakterin bilinç yapısı, iç dünyası, geçmişi ve bugünkü durumu hakkında anlatının ihtiyacını karşılayacak kadar fikir veriyor. Okurun karakteri anlaması, benimsemesi, ona hak vermesi hatta karakterle empati kurması anlatıcının zihninden aktarılan kısa ve parçalı üslupla sağlanıyor.

Gürbüz ölesiye yorgun kadınlarıyla, gençlik yıllarında anneden kaçan ileri yaşlarda anneye dönüş özlemi çeken karakterleriyle, içe işleyen kısacık yalnızlık öyküleriyle, kurgusunda erkek bulunmayan, hayatı erkeğin konumuna göre şekillendirmemeyi seçen anlatıcılarıyla geniş bir karakter yelpazesi açıyor önümüze.

Geçmişten kopup gelen parçaların anlatıcının bulanık zihninde nasıl yer ettiğine bakılarak Gürbüz’ün öykü kurma anlayışını kavramak mümkün. Karakterlerin geçmişlerinde olan biten, iz bırakan, belleğin derinliklerine, içeriye, en uzak noktaya itilenler hatta yok sayılmaya çalışılanlar, günlük yaşamın sıradan bir anında, tıkalı bir lavabonun açılırken yukarıya fırlattığı atıklar gibi yüzeye çıkıyor.

GEÇMİŞİ YAZARAK YENİDEN KURMAK

Kitabın ilk öyküsü Rengi Bulanık yazarın karakteri oldukça yoğun işlediği öykülerden. Kitabı çok satan bir yazarın bahçesindeki çay partisine katılan kadın karakter orada ailesinden söz ettiği, özellikle de annesinin intiharından bahsettiği için pişmanlık duyuyor. Yazarın duyduklarını hikâyelerinde kullanmasından endişe ediyor.

Aldığı ilaçların da etkisiyle düşünce akışı bozulan kadın düşüncelerini yataktaki kızına ve kocasına yöneltmeye çalışsa da olmuyor. Onca endişe yaşamasına rağmen yeniden yazarın evinin yolunu tutuyor. Lavabodan fırlayarak su yüzeyine çıkan sözcüklerini onun arka bahçesine boşaltıyor.

Bu öyküde kendisi de yazma uğraşı veren bir kadının geçmişini yazma ve yazarak yeniden kurma ihtiyacına tanık oluyoruz. Bu ihtiyaca kendisinin yazamadığını çok satan bir yazara malzeme olarak sunmasının yarattığı kriz eşlik ediyor.

Gürbüz’ün öykü kişilerinde alttan yürüyen aksi bir yan olduğu söylenebilir. Aksilikten kastım karakterin beklenen davranış kalıplarının tersine hareket etme eğiliminde olmaları. Örneğin “Zarif Bir Duruş” adlı öyküde, kadın giyim kuşam ve kişilik özellikleri bakımından kendisine hiç benzemeyen bir başka kadınla tanışmak, arkadaşlık etmek istiyor. “Lügatimiz bile ayrı” diyerek aralarındaki varoluşsal farka dikkatimizi çekiyor.

BASTIRILAN FEMİNEN YAN!

İnsanların değerler, ilkeler ve yaşam anlayışı bakımından kendilerine benzeyenlerle bir arada bulunma isteğinin aksine bu öyküde kendine uzak olanı yakın eylemeye çalışan bir karakter var. Bulmak ve yakından tanımak istediği öteki kadın belki de hayat gailesi içinde bastırdığı kendi feminen yanıdır.

Kitapta kurgusunu biraz sorunlu bulduğum Malûlen adlı öykü meslekten ihraç edildiğini öğrendiğinde felç geçiren bir polisi anlatıyor. Karısının terk ettiği yatalak polisin bakımını erkek kardeşi üstlense de bir süre sonra kardeşte yorgunluk, bezginlik ve kızgınlık baş gösteriyor.

Kendisiymiş Gibi’deki öykülere toplu bakış atıldığında yazarın kendine sansür uyguladığı, anlatacaklarının çoğunu (mecburen) yuttuğu, metni geriye kalan kelimelerle ördüğü hissediliyor. Öykülerdeki anlatı dili okurun metnin içine girmesini, fiziksel atmosferi gözünde canlandırmasını zorlaştırıyor. Yaratılmış bunca farklı karakter daha yakın çekim bir kamerayla, anlatmaktansa gösterilerek önümüze konulsaydı daha doyurucu bir okuma deneyimi sunulurdu sanırım.

Kendisiymiş Gibi / Tuğba Gürbüz / NotaBene Yay. / 80 s. / 2020.