Roger Garaudy ve Kıyısız Gerçekçilik! Özdemir İnce'nin yazısı...

“Saint-John Perse’in yaşamı ve yapıtı üzerine bir tanıtma yazısı yazmaya karar verince, Fransızca ve Türkçe yayınları tekrar gözden geçirmek istedim. Bu nedenle Roger Garaudy’nin (Mehmet H. Doğan’ın çevirdiği) Kıyısız Bir Gerçekçilik Üzerine’yi okumaya başladım ve 107’inci sayfadaki (ilk baskıda 10’uncu sayfada) şu cümleye gelince gözlerime inanamadım: ‘En yakın yardımcısı olduğu ve izinden gitmek istediği Briand’ın görüş açısı içinde kalarak 1933’ten itibaren Hitlerciliğin kabarmasından yana oldu.’ FOL Yayınları’nca yayımlanan yeni basımı elime alınca Mehmet H. Doğan’ın yanlış çevirdiği o yeri arayıp buldum. 1967 ve 1981 baskılarının aynısıydı.”

04 Aralık 2020 Cuma, 14:04
Abone Ol google-news

Roger Garaudy’nin Kıyısız Gerçekçilik’inin1 yeniden yayınlandığını Ömer Erdem’in Hürriyet gazetesinin kitap ekinde (20 Kasım 2020) yayınlanan yazısından öğrendim. Gençliğimin tanığı olan bu kitabın tekrar yayınlamış olması beni son derece sevindirdi. Kitabı Fol Yayınevi yayınlamış (Mayıs 2020).

Fransa’da Plon Yayınevi’nce 1963’te yayımlanan D’un Réallsme Sans Rivages’da (Kıyısız Gerçekçilik ) dönemin marksist filozofu Roger Garaudy, Pablo Picasso, Franz Kafta ve Nobel Ödüllü (1960) Fransız Şair Saint-John Perse’i marksist estetik açısından inceler. Mehmet H. Doğan bu kitabı başlangıçta üç kitap olarak çevirip yayınladı: Gerçekçilik Açısından Kafka (Hür Yayınevi, 1965); Gerçekçilik Açısından Picasso (Hür Yayınevi, 1966) Gerçekçilik Açısından Saint-John Perse (Uğrak Kitabevi Yayınları, 1967). Bu üç çeviri Aydın Yayınevi’nce birleştirilerek 1981’de Kıyısız Bir Gerçekçilik Üzerine adıyla yayımlandı.

‘ÇEVİRİYE İLİŞKİN 1982’DE ELEŞTİRİ YAYINLADIM’

Kitabın Fransızcasını 1966 Paris’te ders ödevi olarak okumuştum. Kitapların Türkçelerini satın aldım ama okumadım. Ancak Sait Maden, Saint-John Perse’in bazı şiirlerini dilimize çevirince2 Mehmet H. Doğan’ın çevirisini de okumam gerekti. Çeviriyi okudum ve bir eleştiri yazıp Yazko Çeviri dergisinin Ocak-Şubat 1982 (Sayı:4) sayısında yayınladım. Bu yazı Mevsimsiz Yazılar adlı kitabımda da yer aldı. (Birinci Basım: Doğan Kitap / 2002 / s. 151; İkinci Basım: Eksik Parça Yayınları / 2020 / s.171)

“Saint-John Perse: Çağımızın Destan Ozanı adlı yazıdan bazı bölümleri dikkatinize sunuyorum.

[Sorulmadı ya, sorulmuş olsaydı, 1981 yılının en önemli yazınsal olaylarından birinin Saint-John Perse’in şiirlerinin dilimizde yayınlanması olduğunu söylerdim. Sözünü edeceğim bu ilk kitapta ozanın şiirlerinin tümü yer almıyor. Anlaşılan, yayıncı, bu ilk cildi yayınlarken bir çeşit okur yoklaması da yapmak istemektedir.

Şiirinin epeyce zor anlaşılır ve kapalı oluşu, ozanın, çağımızın hatta bütün çağların en önemli ozanlarından biri sayılmasına engel olmamıştır. (…)

Okurlarımızın ozanı yeteri kadar tanıdığını ileri sürmek de olanaksız: Şiirlerinden bazıları Tahsin Saraç’ın Çağdaş Fransız Şiiri Antolojisi’nde yer alıyor. Başta İlhan Berk’inkiler (oldukça tartışma götürseler de) olmak üzere dergilerde kalan çevirileri de anımsıyoruz. Ancak, şiirleri ülkemizde bunca az tanınan ozanla ilgili bir inceleme kitabının son günlerde ikinci baskısı yapıldı. Roger Garaudy’nin D’un réalisme sans rivages adlı kitabı.

DİKKATSİZ ÇEVİRİ KURBANI PERSE!

İlkin bu çeviriden söz etmek istiyorum çünkü Saint-John Perse’in yaşamı ve yapıtı üzerine bir tanıtma yazısı yazmaya karar verince, Fransızca ve Türkçe yayınları tekrar gözden geçirmek istedim.

Bu nedenle (Mehmet H. Doğan’ın çevirdiği) Kıyısız Bir Gerçekçilik Üzerine’yi okumaya başladım ve 107’inci sayfadaki (ilk baskıda 10’uncu sayfada) şu cümleye gelince gözlerime inanamadım:

“En yakın yardımcısı olduğu ve izinden gitmek istediği Briand’ın görüş açısı içinde kalarak 1933’ten itibaren Hitlerciliğin kabarmasından yana oldu.”3

Fransızca baskının 121-122’nci sayfalarında yer alan cümlenin aslı şöyle:

“Se plaçant dans le pérspective de Briand dont il fut le plus proche collaborateur et dont il se voulut le disciple, il suit, depuis 1933, le débordement hitlérien.”

Dikkatsiz çevrilmesinden dolayı Saint-John Perse’in Türkiye’de başına iş açan suivre (il suit) fiilinin “birinden, bir şeyden yana olmak” gibi bir anlamla uzaktan yakından hiçbir ilişkisi yok. Tam tersine, “polis gibi izlemek, incelemek; peşini bırakmamak; bir şeyi bütün aşamalarında dikkatle gözetlemek, incelemek ve izlemek” gibi anlamları var.

Yani Saint-John Perse, diplomat ve Fransa Dışişleri genel yazmanı olarak “Hitlerciliğin kabarmasından yana” olmamış, aksine, bu hareketin, gelişmesini başından itibaren dikkatle izlemiş ve dünyayı uyarmıştır. Böyle bir davranışı da “Suivre” fiilinden başka bir fiil zor karşılar. Öte yandan Briand ile Perse’in tek tek ve ortak politik yaşamları bilinse, söz konusu fiile ters bir anlam yüklenmezdi.

‘PERSE’NİN EN BÜYÜK DÜŞMANI HİTLER’Dİ!’

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gönüllü olarak kendini silmek istemeseydi çağımızın en ilginç politik kişiliklerinden biri olarak karşımıza çıkacak olan Perse’in öteki yaşamından söz etmeyi, bu nedenle, gerekli görüyorum:

Alexis Saint-Léger Léger (ozanın gerçek adı) 1887’de Fransız Antil Adaları’ndan Saint-Léger-les-Feuilles’de doğdu. Lise öğrenimini Fransa’da Pau’da, yükseköğrenimini Bordeaux’da tamamladıktan sonra 1914’te Dışişleri’ne girdi. 1916’da elçilik yazmanı olarak Pekin’e gönderildi. Sonra hızla yükselerek Aristide Briand’ın bakanlığı sırasında danışman oldu. Diplomat kişiliği ile ozan kişiliğini birbirinden ayırmak amacıyla Saint-John Perse adını aldı.

1932’den itibaren, o yıla kadar yayınlanmış olan kitaplarının yeni baskılarını yasakladı ve 1947’ye kadar yazın yaşamından çekildi. 1931’de Aristide Briand’ın ölümü ve Ph. Berthelot’nun hastalık nedeniyle çekildiği Dışişleri Bakanlığı genel yazmanlığına 1933’te getirilerek 1940’a kadar Fransa’nın dış politikasında başrolü oynadı.

Bu dönemde otoriter yönetimi, yaklaşılmaz kişiliğiyle bir “mit” durumuna geldi; sevgi ve nefret uyandırdı, hayranları kadar düşmanları da çoğaldı. En büyük düşmanı da Adolf Hitler’di. Diplomatlığı döneminde, Nazizmle her türlü uzlaşmayı reddeden ortak güvenlik anlayışıyla tanınmıştır.

Nitekim, Nazilerin Alman seçimlerinde (1932) kazandıkları başarı üzerine, bakanıyla birlikte ivedi diplomatik girişimlerde bulunmuş, Ren’in sol yakasının Almanlarca işgali (1936) karşısında, bu saldırıya tez elden karşı konulması isteğinde bulunmuş, ancak bu önerisi hükümetçe benimsenmemiştir.

SÜRGÜN

İkinci Dünya Savaşı başlayınca, Almanlara hemen karşı konulmasını istediği için, özellikle sağ muhalefet çevrelerinin kendisini “savaş yanlısı” diye suçlamaları ve çevirdikleri dolaplar üzerine, görevinden alınıp Washington Büyükelçiliğine atanmak istenince (1940) görevinden ayrılmış ve aynı yılın haziran ayında İngiltere’ye gitmiş, Churchill’in konuğu olmuş (bu nasıl bir Churchill ki Nazi yandaşlarını (!) konuk edip kendisiyle Avrupa’nın ve dünyanın yazgısını tartışıyor), İngiliz ileri gelenleriyle görüşmeler yapmıştır.

Daha sonra, temmuz ayında, Kanada üzerinden ABD’ye geçtiğini ve Fransa’yı Almanya’ya teslim eden işbirlikçi Vichy hükûmeti’nce Fransız vatandaşlığından çıkartıldığını görüyoruz.

Bu sürgün, Saint-John Perse’i Alexis Saint-Léger Léger maskesinden ve zincirlerinden kurtarmış ve ozan artık “kendi adında oturmaya” başlamıştır. Ama bu özgürlüğün bedeli çok ağır olmuştur: Paris’i işgal eden Almanlar ozanın evini didik dikik aradılar, bütün kitaplarıyla birlikte, henüz yayınlamadığı beş altı kitabını da yaktılar. Bu davranışta, Hitler’in ozana karşı olan kişisel nefreti de önemli bir rol oynamıştır.

Daha sonra, ozanın savaş boyunca “Özgür Fransa”yı ve direnme hareketini desteklediğini görüyoruz. Savaş sona erince Fransız vatandaşlığına geri alındı, itibarı ve büyükelçilik görevi iade edildi. Ayrıca hükûmetin kendisine Birleşmiş Milletler nezdinde büyükelçilik görevi önerdiğini ve onun bu görevi kesinlikle geri çevirdiğini biliyoruz.]

YANLIŞ SÜRÜYOR!

Yazının başını ve sonunu merak ediyorsanız Eksik Parça Yayınlarının yayımladığı yeni baskıdan okumak zorundasınız.

FOL Yayınları’nca yayımlanan yeni basımı elime alınca ne yaptığımı merak ediyorsunuzdur. Mehmet H. Doğan’ın yanlış çevirdiği o yeri arayıp buldum. 1967 ve 1981 baskılarının aynısıydı. Yazımı okuyunca, bana “Çok fena vurmuşsun” diyen Mehmet H. Doğan gerekli ve zorunlu düzeltmeyi yapmamış.

Hadi düzeltmeyi yaptı ama vefatından sonra bu nüsha bulunamadı diyelim. Peki FOL Yayınları’nın bir okumacısı (lektörü), bir editörü yok mu? İlk basımı 53 yıl önce (1967) yapılan kitabı insan merak edip okumaz mı, Fransızcasıyla karşılaştırmaz mı? Bu insanlar nasıl yayıncı, nasıl editör oluyorlar şaşıyorum.