Saldırıya uğrayan heykellerin izini sürüyor

Sanatçı Ali Şentürk, Türkiye’de saldırıya uğrayan heykellerin izini sürüyor...

08 Mayıs 2019 Çarşamba, 23:16
Abone Ol google-news

Sanatçı Ali Şentürk'ün, heykellerin maruz kaldığı saldırıları fotoğraflar ve haber örnekleri üzerinden anlattığı kitabı "Operasyon Kamusal Alan", Türkiye tarihine not düşülen karanlık anların bir belgesi niteliğinde. Ali Şentürk'le ve projenin danışmanı mimar Nevzat Sayın'la, kitabın oluşum sürecini ve Türkiye'de bir nevi gelenekselleşmiş olan heykel saldırılarını konuştuk. 
 
Sanatçı Ali Şentürk'ün ilk kez 2013 yılında ortaya çıkardığı aynı isimli enstalasyonunun kitaba dönüştürülmüş hâli "Operasyon Kamusal Alan"; sanatçının 2000 - 2018 yılları arasında radarına takılmış, kamusal alandaki heykellerin başına gelenleri anlatıyor. Kitabın sunuş yazısını da yazmış olan, proje danışmanı mimar Nevzat Sayın, heykellerin başına gelenleri bir tür harita ile araştıran ve anlatan Şentrük'ü "faili meçhul seri cinayetleri araştıran bir dedektif" olarak tanımlıyor. 
 
'İnsanlık Anıtı'yla başladı
 
Şentürk, kişisel bir merak olarak başlayan projeyi ilk hangi 'heykel cinayeti'yle detaylandırmaya başladığını şöyle anlatıyor: " 'Operasyon Kamusal Alan' beni sanatçı, fotoğrafçı, gazeteci ya da dedektif gibi farklı karakterlere büründüren bir süreç oldu. Başlangıç haberim Mehmet Aksoy’un Kars’ta kaldırılan İnsanlık Anıtı’dır. Türkiye en çok bu haberle bir heykelin kaldırılma sürecine tanıklık etti. Uzun süre gazetelerde, sosyal medyada yer bulan bu haber ile Türkiye bir sanat eserinin siyasi propagandalardan, partilerin kavgalarından nasibini aldı ve sonuç olarak heykel imha edildi. Bu benim için ilk haberdi sonrasında belirli bir tarih aralığında araştırmalara başladım."
 
Heykellerle ilgili bilgi toplama süreci de epey trajikomik geçmiş Ali Şentürk için; bir kurum ile görüşmesi sırasında aktarıldığı yetkili kişi, belediyenin önünde duran heykelin kaldırıldığını fark etmemiş ve orada olmadığını savunmuş. Şentürk, bu süreçte yaşadığı zorlukları şu sözlerle ifade ediyor: "Bazı sanatçılar baskıdan dolayı eserlerinin tüm görsellerini ve evraklarını yok etmiş, bazıları ise bütün haberleri dava kayıtlarına kadar paylaştılar. Br argümana ulaşmak en sıkıntılı zaman dilimiydi - ama sanatçıların yaşadıkları zorluklar ve paylaştıkları acı hikayeler benim için daha zordu."
 
Türkiye’de politik olarak heykele saldırı Cumhuriyet'in ilanından bu yana devam ediyor. 1938-1951 tarihleri arasında dokuz Atatürk büstü ve heykeli tahrip edilmiş; 1947’de Malatya’da yapılan Atatürk ve Gençlik heykelindeki çıplak genç detayı halkın gazabından, kasık bölgesine yaprak monte edilerek korunabilmiş; ezanın Türkçe okunması kararı alındığı gün meclis önünde eylem yapan Ticaniler tarikatı Atatürk Heykelini çekiçle kırmaya çalışmışlar... Politik heykele saldırı örnekleri uzayıp giderken, çalışmanın sürdüğü dönemde kadın figürüne şiddetin ve belediyelerin heykelleri durduk yere kaldırmalarının daha yoğun olduğunu söyleyen Şentürk ekliyor: "Durduk yere kaldırdığı heykellerini görüyoruz.  Politik olarak durduk yere kimse heykele saldırmaz bilinçli bir şekilde ve organize olduğunu düşünüyorum. Bir yönetici olarak siz heykel sevmiyorum derseniz halk sizi mutlu etmek için var gücüyle çalışır; yıkar, parçalar, gerekirse ateşe verir.
 
Kadın heykelleri
 
Saldırı gerekçelerinden bir diğeri ise çıplaklık. Edremit'in "Sarıkız" heykelinin göğüsleri; Gelas Kessidis'in Edirne'de yer alan "İnce Vücutlu Kadın" heykelinin müstehcen bulunması; müstehcen bulunduğu için Yıldız Parkı'na sürülen "Güzel İstanbul" heykelinin etrafına dikilen bitkilerle kapatılmaya çalışılması... Şentürk, özellikle çıplak kadın heykellerinin bu kadar saldırıya maruz bırakılmasını şöyle değerlendiriyor: "Kadına yönelik, toplumda olduğu kadar, heykele saldırı da çok fazla.  Maalesef kötü bir paralellik bu. Çok gariptir ki söylediğiniz heykeller gibi, kitapta bulunan birçok heykel 2000’li yıllara kadar müstehcen ya da rahatsız edici değil. Uzun zamandır yerinde duran rahatsız etmeyen bir heykel, bir anda müstehcen ve toplum ahlakını bozan heykele dönüşüyor insanlarında gözünde. Benzer nedenlerle depolara kaldırılmış olan ya da çalınmış olan heykeller geri gelmediği sürece toplum buna alışmayacak ve her seferinde yenisinin de kaldırılmasını isteyecek."
 
Tüy heykeli...
 
Çalışmanın Proje Danışmanlığını üstlenen ve kitabın "Faili Meçhul Seri Cinayetler Çetelesi" başlıklı sunuş yazısını yazmış olan mimar Nevzat Sayın ise, heykellerin maruz kaldığı şiddete dair şunları söylüyor: "Heykel hiç bir zaman kamusal olarak benimsenmiş bir şey olmamış. Saldırılmadığında da bu böyle... İyisinin az olduğu bir sanat üretimi, iyisinin az olduğu bir anıt üretimi var. Bence bu da benimsenmemesini desteklemiş. Krippel'in İstanbul, Sarayburnu'ndaki Atatürk heykeli dışında neredeyse iyi bir Atatürk heykeli bile yok. Saldırıların nedeni iyi bir heykel olmamaları değil şüphesiz. Putlaştırmayla ilgili bir tepkiselliği araç olarak kullanıyorlar. Gericilerin üzerinde anlaşmaya vardıkları konulardan biri bu."
 
Kırkağaç'taki kavun heykeli, Kaman'daki ceviz heykeli, Tavşanlı'daki leblebi heykeli, Erzurum'daki oltu taşından tespih heykeli, İnegöl'deki köfte heykeli,Konya-Afyonkarahisar yolundaki Nasreddin Hoca heykeli, Kızılcahamam'daki bazlama 'heykel'i... Nevzat Sayın, son yıllarda şehir meydanlarına yerleştirilen bu objelerin dönüşümünü ise şu sözlerle değerlendiriyor: İyileri yapılabilseydi bir yöreyi heykelle ifade etmek hiç fena olmazdı ama bu da iyisi olmayan bir konu. Çünkü sanatın dolayımlayarak anlatması ve kendi dilinde ifade etmesi yerine doğrudan ve abartılı bir anlatımla yapıldığında kaba saba, gülünç nesneler çıkıyor ortaya. Bulundukları şehrin anlamlı geçmişini korumayı beceremeyenlerden ne beklenebilir ki? Şehirleri anlamsız bir gecekondu yığınına dönüştürenler elbirliğiyle bu kötülüğün üzerine bir de tüy dikmeden duramazlar elbette...bence bütün şehirler için bir tüy heykeli çok anlamlı olabilirdi..."
 
 
 
 
Faruk Sade Sanat Fonu
 
Kitap, Ali Şentürk'ün"Operasyon Kamusal Alan" adlı yerleştirmesinin Faruk Sade Sanat Fonu desteği ile basılı bir yayına dönüştürülmüş hâli. Türkiye'nin ilk çağdaş galerilerinden olan ve Ankara'da bulunan Siyah Beyaz'ın kurucusu Faruk Sade anısına verilen FSSF, kültür ve çağdaş sanatı destekleyen; sanatçıları, sanat yazarlarını ve farklı disiplinlerden gelen bireylerin yetenek ve yaratıcılıklarını geliştirmelerine fırsat veren bir sanat fonudur. FSSF desteğiyle 1000 adet basılan "Operasyon Kamusal Alan" şimdilik Siyah Beyaz Galeri'den ve [email protected] adresinden siparişle temin edilebiliyor.