Sena Şener: ‘İnsanların sorunu hayal kuramamak’

Melankolik müziği ve farklı tarzıyla tanıdığımız Sena Şener'in "İnsan Gelir İnsan Geçer" albümü sonrasında Pasaj Müzik etiketli dördüncü teklisi “Kapkaranlık Her Günüm” müzikseverlerle buluştu.

22 Mayıs 2020 Cuma, 06:00
Abone Ol google-news

Son şarkısının da tıpkı diğer şarkıları gibi sözü, müziği Sena Şener'e ait. Şarkının düzenlemesini ise arkadaşı Paul Wetz ile beraber yapan genç şarkıcı, karanlığı yeni kelimeleri ve melodileri ile anlatıyor.

Şener, günlük hayatında genellikle sevdiği insanlarla dalga geçmeyi seven, saçma sapan şeylere gülüp eğlenebilen biri olduğunu söylüyor ve ekliyor, ‘Ama tek başıma odamda müzik yaparken başka bir Sena daha ortaya çıkıyor’ diyor. Genç şarkıcıya göre Türkiye'nin en büyük sorunu hayal kuramamak.

Şener, ‘Hayatın gerçekliği o kadar burnunuzun ucunda ki insan hayal kurmayı ayıp sayıyor’ diyor.

Şener ile karantina günlerini ve müziğini konuştuk.

AMAÇSIZLIK...

- Bu korona günlerinde bir tekli çıkardınız, adı, "Kapkaranlık Her Günüm", bu şarkının oluşumunu anlatır mısınız?

Aslında bu şarkıyı korona döneminden önce yazmıştım ama şu yaşadığımız günlerin hissiyatına çok uydu. Şarkıda anlattığım; yarın yokmuş gibi yaşanan arsız günler, ama maddeye önem vermeden. Sonunda maddesel ve manevi boşluk yaşayan ve -en korkutucusu- gözünde ve yüreğinde hiçbir şey kalmayan biri. Zamanında sadece anı yaşayacak kadar olgun fakat şimdi an bile elinden kayıp gitmiş. Amaçsızlık ve özlemsizliğin, günlerini kapkaraya boyadığı biri.

- Yeni şarkı dışında nasıl geçiyor korona günleri... Neler yapıyorsunuz?

Normal hayatımda da evde kalmayı tercih eden biriyim. Ama tüm dünya böyle bir stres ve çaresizlik içindeyken, her zamanki evim ve halimde biraz klostrofobik hissediyorum. Yine de üretmeye çalışıyorum. Okulum internet üzerinden devam ediyor. Yakın zamanda teslim etmem gereken bir ödevim var, onunla uğraşıyorum. Ödevim için Samuel Beckett’in tiyatro oyunu Godot’yu Beklerken’i inceliyorum. Karakterler arası iletişimsizliği Jacques Derrida’nın dildeki atlamalarıyla bağdaştırıp Roland Barthes’ın Yazarın Ölümü’nü asla ulaşılamayan ama Tanrısal yazar otoritesine sahip Godot’ya bağladığım bir okuma yapmaya karar verdim. Fikrim beni heyecanlandırdı, umarım sonuç da öyle olur.

- Tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bir şeyi tanımlamaya çalışmak bir nevi özgürlüğünü azaltmaktır. O yüzden tarzımın samimiyetle kendi algımı aktardığını ve bu yüzden zamana bağlı olarak değişken olduğunu belirtmem gerekir. Şimdiki tarzım bazen karanlık bazen karanlıkta eğlenceli ama kendine yeten ve duygu kovalayan bir halde.

- Benim şarkılarım mutsuz, karanlık diyorsunuz, neden mutsuz şarkılar, neden karanlık?

Aslında çoğu şarkımı daha genç olduğum bir dönemde yazdım ve dünyaya gerçekten kırgın ve kızgın olduğum, kabullenemediğim zamanlardı. Bugün Teni Tenime gibi gayet mutlu ve hareketli bir şarkı da yazabiliyorum, ardından Kapkaranlık Her Günüm gibi bir tekli de paylaşabiliyorum. İkisi de hayatın bir kısmı. Ama tabii oturup düşündüğümüzde dünyanın mutsuz yanları daha kolay ağır basabiliyor ve olumsuz duyguları aktarmaya ve onları paylaşarak onlardan kurtulmaya daha eğilimliyiz. Ek olarak karanlığın estetiğini, mistikliğini seviyorum. Ama karanlıkta sadece mutsuzluk yok. Eğlenmek için korku filmi izlemek de var.

- Peki, siz melankolik biri misiniz?

Ben günlük hayatıma genellikle sevdiğim insanlarla dalga geçmeyi seven, saçma sapan şeylere gülüp eğlenebilen biriyim. Ama tek başına odamda müzik yaparken başka bir Sena daha ortaya çıkıyor. Bir klima çalışırken filtresine takılan tozları görmezsiniz ya, tek başımayken o filtreyi temizliyorum ve “Filtre ne kadar dolmuş!” diye şaşırıyorum bazen. Ama ben güneşli günleri de severim yağmuru da. Hayatın birçok ucu ve ara rengi var.

- "Çirkin Dünya" şarkısını 15 yaşında yazmışsınız, size bugünün dünyasını tanımlayın desem. Neden çirkin bu dünya?

Ölsem şarkımda da “Dünya güzel” diyorum ama bu zamana kadar neden dünya güzel diye hiç sormadılar bana, belki ironiyi sevdiğimdendir. Çünkü aslında dünya güzel ama, ad aktarması olayı oluyor, bizler biraz çirkiniz. Küçüklüğümden beri Hayyam’ın cesareti ve hayatı algılayışı beni etkilemiştir. Çirkin Dünya’yı yazarken çevreme baktım, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi hissettim ve dedim ki, ben bütünün küçük bir parçasıyım, elimden bir şey gelmiyor. O zaman bari Hayyam gibi “İçerim ki güzelleşsin bu çirkin dünya!” Yine içinde ironi var tabii, olmazsa olmaz.

YA VARSIN YA YOKSUN

- Türkiye'de müzik yapmak zor mu?

İçi dolu üretimin bu kadar arka planda bırakıldığı ve alkış alamadığı bir dönemde genel olarak tüm dünyada müzik yapmak zor. Popüler müzik ve tarzlar basitleşmenin ve algılanmanın sınırlarını zorluyorlar. Ben insanları zorlayan ve hünerlerini göstermeye çalışan bir müzikten yana değilim ama biraz da orta seviyelerde olmalı içi doluluk. Ya varsın ya yoksun olayı da biraz yorucu, onun da ortası yok çünkü. Kendi kariyerin içinde bile bir şarkın beğenildiğinde varsın, ardından gelende aynı beğeniyi yakalayamazsan yoksun. Dinleyiciler, sanatçı değil, şarkı peşinde. Her şey çok hızlı tüketiliyor. Üretim de belki teknolojiyle hızlandı ama bu kolaylaşmayla üretimin de içi boşalıyor. vTürkiye’de de bu zorluk var tabii ki ama ben kişisel olarak Türkiye’de daha fazla gerçek konser mekânı olmasını dilerdim. Çalarken zorlanmadığımız, keyif aldığımız, gerçekten konser verilsin diye tasarlanmış mekânlar.