Sıra dışı bir hayatın sıra dışı anlatımı

Kumpas davalarda 3,5 yıl hapis yatan E. Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen sıra dışı bir kişisel gelişim kitabı olan “Asla Vazgeçme Asla”da strateji ve taktik anlayışın, hayatın “sevk ve idaresinde” de yararlı olduğuna ilişkin ciddi ipuçlarını okurlarla paylaşıyor.

26 Haziran 2020 Cuma, 13:26
Abone Ol google-news

Türkiye’de solun, devrimciliğin mihenk taşlarından olan Doğan Avcıoğlu; Devrim Üzerine adlı kitabında taktik ve strateji ile devrimcilik arasındaki ilişkiyi, besleyiciliği şu sözleriyle açıklar:

“Klasik anlamda savaş, ülkeler arasında bir silahlı çatışmadır. Devrim ise bozuk düzenin iç ve dış çıkar çevrelerine karşı verilen bir savaştır. Klasik savaşın strateji ve taktiği, devrim savaşında da geniş ölçüde geçerlidir. Toplumsal alanda savaş veren bir devrimcinin klasik askeri ve strateji kitaplarından öğreneceği çok şey vardır. Askeri savaş sanatını toplumsal alanda uygulama yeteneğini gösterenler iyi devrimci olurlar.”


Kumpas davalarda 3,5 yıl hapis yatan E. Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen’in yeni çıkan Asla Vazgeçme Asla kitabı, Avcıoğlu’nun bu tezini anımsattığı gibi; strateji ve taktik anlayışın, hayatın “sevk ve idaresinde” de yararlı olduğuna ilişkin ciddi ipuçlarını içerisinde barındırıyor.

FELEĞİN ÇEMBERİ, ELEĞİN ÜSTÜ

Özellikle kumpas davalar sonrasında çok fazla asker yazdı çizdi. Ancak gerçek anlamda “yazarlaşmak”, yazıp çizen herkesin geçirildiği bir eleğin üstünde kalabilmek demek. Türkşen, bunu başarabilen nadir kişilerden.

Asla Vazgeçme Asla, sıra dışı bir askerin kendi hayatının ilk yirmi yılında bilinçsizce, sonraki otuz beş yılında ise bilinçli bir şekilde benimsediği anlayışın elli beş yılın sonunda elli beş madde ile somutlaşmış hali. Türkşen, kitabının önsözü ile okuyucuyu adeta kapıda karşılıyor. Ve daha kapıda, kitabı da kitabının mantığını da hiç eğip bükmeden anlatıyor.
Kitabın girişinde anlatılan hikâye ve hikâyeye yazarın yaklaşımı; insanların duygularını sömüren, onları tüketim metasına dönüştüren, az emekle çok başarı ve mutluluk beklentisi yaratıp, bunun imkânsızlığı sonucunda da aynı kişilere başarısızlığı, karamsarlığı kutsatarak sistem içinde tutan neoliberal kökenli modern toplum anlayışına içten bir eleştiri. Yazar, bununla ilgili olarak, kişinin mutluluğunda sadece evrensel doğruların yeterli olamayacağını şu sözlerle açıklıyor:

“Çünkü aynı dünyayı paylaştığımız birçok başka ülkede saç baş yolduracak olaylara ancak Türk insanına, Türkiye şartlarına özgü yerel bir yaklaşımla çözüm bulunabileceğini düşünüyorum.”

“ASLA VAZGEÇME ÖZSAYGI YASASI”

Elli beş özel bölüm ve kitap sonunda yine bu bölümlerin başlıkları olarak da görebileceğimiz elli beş maddelik “Asla Vazgeçme özsaygı yasası”nın amacı ve mantığı, Türkşen’in şu sözlerinde kendisini ortaya koyuyor:

“İki seçenek var önümüzde her zaman. Ya çözemediğimiz sorunlara, başarısızlığa bahaneler bulmak ya da başarmak için çözüm üretmek.”

“Zaman zaman kahraman, zaman zaman da terörist olarak anılan emekli bir askerin, bazen sıkıntı bazen de ilham kaynağı olan anıları belki sizin de hayatınızı kolaylaştıracak ipuçlarına dönüşebilir.”

Anakronizm, herhangi bir olay ya da varlığın içinde bulunduğu zaman dilimi (dönem) ile kronolojik açıdan uyumsuz olması olarak tanımlanır. Bu kavram, daha çok eserlerin irdelenmesi sürecinde eserin meydana geldiği şartları da dikkate almak gerektiğini anımsatan bir kavramdır. Gözlemlediğimizde, bu tarz hataları sadece dönemsel eserleri irdelerken değil; tavır ve kavramlara yüklediğimiz “biçimsel”den ibaret -haliyle de yüzeysel- anlamlarla hayatımızda da yaptığımızı görüyoruz.
YERİNE GÖRE VAZGEÇMEK, VAZGEÇMEMEK (MİDİR?)
Ortamın gerçekliğinden bağımsız bir tavrı gösterme isteği, gösterdiğimiz tavrın yaratmasını istediğimiz etkinin tam tersi bir etkiye hizmet edebiliyor. Bizzat o etkiyi yaratıyor. Yazar kitabında bu sık yaşanan yanılgıya da dikkat çekiyor.  Pes edilmemesi gereken yerde pes etmek kadar, bazen pes etmemek diye kodladığımız tavrın da yanlış olduğunu, biçimlere değil de esas olguya odaklanmanın önemini, bunun da olaylara göre yeni yaklaşımlar belirlemeyi zorunlu kıldığını olgusallaştırarak:
“’Asla’ kelimesi bir yönüyle zehirli bir kelime gibi gelebilir size. ‘Asla, asla deme’ denir. Doğrudur da. Böylesi keskin olumsuzluk içerdiği düşünülebilecek bir kelimeyi olumlu bakış açısına çevirmek, kelimeyi ne niyetle kullandığınıza bağlı olarak anlam kazanır. Bu nedenle asla vazgeçmemek anlayışı; gerçekçi olmayan hayali bir amaç, istemeden devam ettirilmeye çalışılan bir meslek, yolunda gitmeyen bir ilişki uğrunda acı çekmek anlamına gelmez elbette. Bu açıdan baktığımızda vazgeçmemek, mutlu olmaktan, başarıdan, huzurdan vazgeçmeyi hayatımıza sokar ki, vazgeçmediklerimiz, vazgeçtiklerimizin katili hâline gelebilir.”
İLGİ ÇEKİCİ BİR DENEYİM

Savaşçı bir yapıyla barışçıl bir iç huzur arayışı, madalyonun iki zıt yüzü müdür, yoksa birbirinin “olmazsa olmaz” tamamlayıcısı mı? Kitap bir yanıyla -belki de istemsizce- bu soruya da yanıt arıyor, kendince yanıt veriyor… Kendi iç dünyasının gönüllü yolcuları için bilinmesi gereken bir deneyim.

Hem akla, hem yüreğe, hem de bedene hitap eden bir çalışma… Hayatında olumsuz gördüğü bir şeyleri değiştirmek isteyen insana düz duvar bile öğretici, aydınlatıcı olabilir ki “Asla Vazgeçme Asla”, duvar etkisi yaratmakla birlikte bir duvardan daha öğretici, aydınlatıcı, tabii bu “aydınlanma”yı; değişimi-dönüşümü isteyene.

Asla Vazgeçme Asla / Ali Türkşen / Kırmızı Kedi Yayınları / 360 s. / 2020.