Sonbahat lezzeti: Kavun... Aşk şiirlerinde bile var

Nâzım Hikmet, “Her günüm mis gibi kokan bir kavun dilimi/senin sayende.” dizelerini yazdığında 1960 yılının Ağustos ayının son günleriydi. O, bu güzelim sonbahar lezzetinin kokusuna olan tutkusunu da “kavunda ıtrı severim” diyerek yıllar önce anlatmıştı

22 Ekim 2020 Perşembe, 16:19
Sonbahat lezzeti: Kavun... Aşk şiirlerinde bile var
Abone Ol google-news

Nâzım Hikmet, “Her günüm mis gibi kokan bir kavun dilimi/senin sayende.” dizelerini yazdığında 1960 yılının Ağustos ayının son günleriydi. O, bu güzelim sonbahar lezzetinin kokusuna olan tutkusunu da “kavunda ıtrı severim” diyerek yıllar önce anlatmıştı. Arkeolog, Gıda Mühendisi Ahmet Uhri, kavun tarımının 4 -5 bin yıllık geçmişinden söz eder. Türkiye, kavunun Asya’dan Afrika’ya uzanan geniş anavatanı içinde ve dünya üretim sıralamasında Çin’den sonra ikinci sıradadır. Bu topraklardaki kavunun lezzeti ve bolluğu uzun yıllar gezginlerin ilgisini çekti. Budapeşte Üniversitesi’nden Türkolog Dr. Bela Horvar, Ankara’ya yaklaşırken, “öğleye doğru gölün öbür kıyısındaki Gölbaşı Hanı'na ulaşınca öğle yemeğinde kavun ve kara ekmek” yediğini 1900’lü yılların başında yazmıştı.

Evliya Çelebi, “misk ve amber gibi güzel kokulu” Beypazarı kavunu için ”Çok lezzetli olup, bundan yapılan zerdenin, tarçın ve karanfille beraber eşsiz bir kıvama eriştiğini” yazdığında yıl 1648’di. Aynı ilçeye Evliya Çelebi’den 30 yıl önce gelen Polonyalı gezgin Simeon kavunun pek tatlı olduğunu yazar ve “Hünkâra götürülür” diyerek saraya da ulaştırıldığını bildirir. Fransız hükümeti adına Osmanlı topraklarını gezen ve ülkesine rapor gönderen Vital Cuinet de aynı yörenin “kavunlarının Anadolu’nun çok uzak bölgelerine ve İstanbul’a” gönderildiğini anlatır. Cuinet’in kavununu övdüğü bir başka yöre de Van’ın Erciş ilçesidir. Gezginin övdüğü kavun türü, büyük bir olasılıkla yakın geçmişte koruma altına alınmış olan Sıhke türü ürün olmalıdır.


Kavun, Ahmet Haşim’in “Sonbahar meyveler mevsimidir. Bu itibarla, hakiki bahar ancak bu mevsimdir” dedikten sonra sıraladığı ürünlerden biridir.

İşin uzmanları, Van ve Diyarbakır’da yetiştirilen Anadolu’nun en eski türünün “kantalup kavunu” olduğu üzerinde ortak görüşe sahiptirler. Uluslararası piyasalarda aranan bu tür bir süredir ihraç da edilmektedir. Trakya bölgesinin topatan kavunu kokusu ve lezzetiyle ünlenmiştir. İnce kabuğu nedeniyle kısa sürede tüketilmesi gerekir. Geçmişte, yetiştirildiği yerlerden biri Eyüpsultan ilçesine bağlı günümüzün kentsel alanı Rami’dir. Gazeteci Osman Cemal Kaygılı, doksan yıl önce, yöredeki bir arazi sahibinin, “bu kavunlar, gül reçelinden daha tatlı” dediğini yazar. Kimi tanınmış kişilerin ölüm tarihini bile bilmeyip Cumhuriyet döneminde yaşadığını sandığı Şair Eşref’in doğduğu ve yaşama gözlerini yumduğu, kavunuyla ünlü Kırkağaç’tan ozan Mümtaz Ecri’nin 1970 tarihli dizeleri bugünkü Rami’ye de gönderme yapar gibidir: “Kavunların eski tadı yok şimdi/Tütün paralarıyla günü gün ediyoruz./Nüfusa az geliyor mahalle kahveleri, Doğuyoruz, büyüyoruz yuvarlanıp giriyoruz.” 

Kavun, Ahmet Haşim’in “Sonbahar meyveler mevsimidir. Bu itibarla, hakiki bahar ancak bu mevsimdir” dedikten sonra sıraladığı ürünlerden biridir. “Kavun acılığı” ise, Sait Faik’te yalnızlığı simgelemiş; Vedat Günyol’un değerlendirmesiyle “haksızlıklara, çirkinliklere, yoksulluklara, sefilliklere” kafa tutmuştur. Kavunun bolluğu sonbahar aylarında soframıza bereket katar.

Cahit Külebi’nin “Kamyonlar kavun taşır ve ben

Boyuna onu düşünürdüm

Niksar'da evimizdeyken

Küçük bir serçe kadar hürdüm.”

dizelerini unutmama ve

"Anladım bu şehir başkadır

Herkes beni aldattı gitti

Yine kamyonlar kavun taşır

Fakat içimde şarkı bitti.”

karamsarlığına düşmeme umuduyla.