Sosyal ağ yaşamı

Kevin Tucker, “Boğucu Hiçlik”te her geçen gün kendimizi biraz daha hapsettiğimiz sosyal ağ ve tekno-bağımlılık kafesini eleştirirken unuttuğumuz ve şimdilerde alternatif olarak adlandırılan bir yaşamı öneriyor.

23 Eylül 2016 Cuma, 16:53
Abone Ol google-news

Bugün, müthiş bir bilgi ve bilgi olmayan yağmuruna tutulmuş durumdayız. Sürekli güncellenen bu akışta ağların, profillerin ve bireysel tüketimin, kolektif bilinci sollayıp geçtiği bir gerçek. Hiçbir şeyden geri kalmamak uğruna “sosyal” ağlardan oluşan mega makineye tutsaklık için baştan gönüllüyüz. Kevin Tucker da “Evcilleştirme, Patolojik Dikkat Dağınıklığı ve Sosyal Medya Üzerine Notlar” alt başlığıyla yayımlanan Boğucu Hiçlik'te öncelikle buraya dikkat çekiyor.

 

SON TEKNOLOJİYE ULAŞMA KAVGASI

Tucker, bir uyarıda bulunuyor; teknolojiyle ve ağlarla kurduğumuz ilişkinin, insanlarla kurduğumuzdan çok daha yoğun ve bir o kadar da tuhaf olduğunu söylüyor. Bu bir devrim midir, orası tartışılır ama gözümüzün önünde bir gerçek var: Her türlü ruh halimizi dolaşıma verdiğimiz ağlar, onları ne zaman kullandığımızın farkında bile olmadığımız istem dışı bir harekete dönüştü. Artık bu âlemin çok derinlerindeyiz; “tıklama”nın tik halini aldığı ve Tucker'ın “modernliğin talepkâr boşluğu” dediği kuyunun içindeyiz. Durağanlığın “ölümle”, bir anlık düşünmenin veya ağırdan almanın komayla özdeşleştirildiği böyle bir dünyaya ve yaşama eleştiriler getiriyor Tucker.

Hareketsiz hareketlilik gibi tanımlanabilecek günümüzdeki akışı, yazarın neredeyse hiçbir şeyin gerçek olmadığı bir yarışa benzettiğini de belirtmek lazım. Yazılımcıların yarattığı bu denizde, ağlardan ve makinelerden yoksunluk, içe kapanmayı, yabancılaşmayı ve deliliği simgeliyor. Aksi ise kendimizi ifade etmeye ve herkesle bir olmaya denk düşüyor. Tucker'a göre bunun yan etkisi de gerçekleşen değişimi ve dönüşümü görmeyi engelleyen dikkat dağınıklığı. Odaklanabildiğimiz yegâne şey, son teknolojiye erişmek için sıranın en önlerinde yer kapma uğruna giriştiğimiz kavgalar.

Birbirimizle ve kendimizle yarışır, tüketir ve ağlarda gezinirken oluşturduğumuz çöp yığınını ise pas geçiyoruz. Kodlamanın yarattığı “gerçek”, etrafımızdaki hakikatin üstünü örtüyor; Tucker, geldiğimiz bu noktayı şöyle özetliyor: “Dünya, tamı tamına eskimesi için üretilmiş kısa ömürlü cihazlar denizinin altına gömülmüş durumda.”

O cihazlarla daima erişilebilir olma aşamasını artık geçtik. Onları şimdilerde sürekli ağda kalmak ve ağdaki insanların farkında olmak için kullanıyoruz. Bunu, o makineleri üretenler de tüketenler de biliyor. Güncellemeleri takip eden, akışı izleyen ve kendisinin bir uzantısı (veya uzvu) olarak gördüğü telefonunun ekranına boş boş bakan büyük bir kitlenin varlığı, kablosuzlaştırılan ve makinelerin işlevini içselleştirdiğimiz bir yaşama işaret ediyor.

 

MODERNLİĞİN TERBİYECİSİ YAZILIMCILAR”

Tucker'ın gündeme getirdiği tekno-bağımlılık kavramı ise kitap boyunca anlattıklarının üstüne tüy dikiyor. “Hayatta olduğumuzu hissetmek için satın alıyoruz” diyen yazar, varlığımızı hatırlatmak için edindiğimiz makinelerle sosyal ağlarda boy gösterip paylaşımlarda bulunduğumuzu söylüyor.

Yarattığımız imajları pazarladığımız bir alan haline gelen sosyal ağlar, söz konusu paylaşımlarla daha da güçlenirken Tucker'ın, avcı-toplayıcılıktan beri süregeldiğini ifade ettiği “cemiyet ihtiyacı”nı gideriyor.

Öte yandan, adı geçen imajıyla sosyal ağda var olan bağımlı, haber akışı sayesinde uyaranını da alıyor. Bu ikisi, Tucker'ın altını çizdiği gibi “kimlik algımıza dönüşen online karakteri” canlı veya çevrimiçi tutuyor. Yazar, giderek algoritma halini alan kullanıcılara dönüştüğümüzü hatırlatıp her “tık”la kafesimize biraz daha hapsolduğumuzu anımsatıyor.

Dikkatimiz hızla dağılırken zihnimizi, internetin “bilgi” deposuna bıraktığımızı da hatırlatıyor yazar: “Artık bilgiyi toplamıyoruz, sadece kullanmak istediğimiz zaman arayıp buluyoruz.” Böylece var oluşumuzu devam ettirme baskısı altında ezilirken görünürlüğümüzü sürekli kılmak için bahaneler aradığımız ve Tucker'ın “boğucu hiçlik” dediği o sisli, aynı zamanda sığ yere dalıveriyoruz.

Tucker, çevremizdeki dünyayı algılamayacağımızı düşünen “modernliğin terbiyecisi yazılımcıların”, bizi oraya sürüklediği görüşünde. Ancak bütün bu anlattıklarından sonra yazarın getirdiği son derece basit bir çözüm var: Mobil araç gereçlerden, ağlar yoluyla paylaştığımız sade hayatı “tık” ve “beğeni” almak için dolaşıma sunmayın, yaşayın!

 

Boğucu Hiçlik-Evcilleştirme, Patolojik Dikkat Dağınıklığı ve Sosyal Medya Üzerine Notlar/ Kevin Tucker/ Çeviren: Deniz Kurt/ SUB Yayın/ 48 s.