Soykırımı çağıran müzik

Soykırımların, katliamların, yok etmelerin birden bire geldiğini düşünen varsa, yanılır. Birden bire olmuş gibi görünür ama öyle değildir pek. Aniden patlayan soykırım, katliam yoktur. Bunların hazırlığı önceden yapılır...

17 Temmuz 2020 Cuma, 17:40
Abone Ol google-news

20. yüzyılın sonlarına doğru yaşanmış Ruanda soykırımının suçlularından Felicien Kabuga, 16 Mayıs’ta Fransa’da yakalandığında çok sevinmiştim. Soykırımdaki rolü gayet iyi bilinen bu uğursuz yıllarca saklanmayı başarabilmişti. Başka hayatları yok etmişti ama kendisi hayli uzun bir ömür sürüyordu, yakalandığında 84 yaşındaydı. 1997 yılında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (UNSC) tarafından soykırım sorumlularını yargılamak üzere kurulan uluslararası bir mahkeme olan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Kabuga'yı Ruanda soykırımındaki rolü nedeniyle “insanlığa karşı suç işlemekle” yargılayacak.

1994’de, yüz gün sürmüş saldırılarda çoğu Tutsi, çok azı da ılımlı Hutu olan 800 bine yakın insan katledilmişti. Başkent Kigali’den kırsal bölgelere kaçmak isterlerken yollarda ya da sığınmak istedikleri kiliselerin merdivenlerinde kurşunlanarak ya da kafaları kesilerek öldürülen insanların görüntüsü hala aklımdadır.

HER ŞEY O RADYOYA BAŞLADI

Bu Kabuga adlı katil Ruanda'nın en zenginlerindendi. Soykırımdan bir yıl önce kurduğu bir radyo vardı bu adamın; Radio Television Libre des Mille Collines (RTLM) adında. Ruandalılar bu radyonun kuruluşunu bir dönüm noktası sayarlar. Çünkü bu radyodan önce, devlet radyosundan başka, yine devlet denetiminde çok az özel radyo istasyonu vardır ülkede, kısa dalga yayın yapan.

Nefret yayınlarıyla, soykırımcıları yönlendirmesiyle binlerce insanın canının alınmasında payı vardır RTLM’nin. Bu amaçla kurulmuştur zaten. Örneğin, Tutsilerden “hamamböceği” diye söz eden radyo soykırım başladığında öldürüleceklerin isimlerini, nerede bulunabileceklerini düzenli olarak yayınlıyordu. Katil askerlere yol gösteren bir radyo olmuştu. Ruandalı Tutsiler kendilerini “şeytanlaştıran” şarkılarını hala anımsıyorlar bu radyonun. Çaldığı şarkılarda açık açık Tutsilerin imhası istenmektedir. Tüm Ruanda’da Tutsiler ile ılımlı Hutular yakında “bir şeyler” olabileceğini anlamaya başlarlar yavaş yavaş, radyo sayesinde.

Soykırımların, katliamların, yok etmelerin birden bire geldiğini düşünen varsa, yanılır. Birden bire olmuş gibi görünür ama öyle değildir pek. Aniden patlayan soykırım, katliam yoktur. Bunların hazırlığı önceden yapılır. 1994 Ruanda Soykırımı’ndan çok önce, aralarında hiçbir dini, etnik fark bulunmayan (hala neyi paylaşamadıkları bilinmeyen) Tutsiler ile Hutular arasında suni farklılıklar yaratılmıştır öncelikle. İş bulmaktan, seyahate kadar her alanda özgürlükleri kısıtlanan Tutsiler ülkenin istenmeyenlerine çevrilmiştir. İki grup arasında silah ticareti yapan başta Fransa olmak üzere emperyal güçlerin de bu “farklılıkları” derinleştiren tutumları soykırıma giden yolu hazırlamıştı. Hazırlığı uzun, uygulaması çok hızlı olmuş bir soykırımdır Ruanda’da yaşanan.

BEKLEMEDİKLERİNDEN GELEN ÖLÜM

Tanıkların anlatımında, daha sonra Bosna Savaşı’nda da gördüğümüz kimi olaylar vardır ki, çok benzerler birbirine. Bu tür büyük insanlık trajedileri insanoğlu/kızını çoğunlukla aynileştirir. Birbirlerinin evinde haftanın en az iki günü kahvaltıda buluşan Boşnak ile Sırp komşular nasıl daha sonra birbirlerinin katili oldularsa, Ruanda Soykırımı’nda da aynısı olmuştu. Herkesi aynileştiren dediğim bu. Soykırımdan kurtulan bir Ruandalı, “Hutu komşumuz saldırıların başladığı sabah evimize gelip ‘sizi öldürmek istemiyorum, gidin’ dedi bize ama evimizi ilk yağmalayan o oldu” diye anlatıyor. Öldürmeyenler, yağmacı olmuşlardır. Komşunun komşuya bu vahşetine (“Tanıdık Soykırımı” diye çevirmeyi uygun gördüm) “genocide of proximity  deniyor. Yıllar boyunca birbiriyle selamı sabahı olan insanlar birbirinin katili olabiliyor yani.

ÖLDÜRÜRKEN DANS ETMEK

İşte bu Kabuga denen adamın radyosu Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana’nın öldürüldüğü haberini intikam çığlıklarıyla duyurdu. Hutu olan Başkan’a suikastı Tutsi bir örgüt olan Rwandan Patriotic Front (Ruanda Yurtsever Cephesi) gerçekleştirmişti. Tutsilere saldırı için bundan daha iyi gerekçe olamazdı. Radyo “hamam böceklerine ölüm” diyerek soykırımı başlattı. Soykırım boyunca sürekli müzik yayını yaptı RTLM. Hutu askerlerle sivil milislerinin yanında taşıdıkları radyolarından, Tutsileri öldürürken yayınlanan müziği dinlediklerini, dans ettiklerini söylüyor görgü tanıkları. İnsanoğlu/kızının her nasılsa becerebildiği güzelliklerden biri olan müziğin bir vahşet aracı olması ne kadar acı.

Ruanda soykırımdan sonra çok bambaşka bir ülke oldu. Dine ilgi azaldı, kiliseye, az sayıdaki camiye giden neredeyse yok. Çünkü katliamda yardıma gelmeyen tanrıya da, insanlar arasında ayrım yaratan dinlere de uzaklar. Tutsilerle Hutular arasında yeniden, eskisinden daha yakın ilişkiler kuruldu. Ruanda mucizesinden söz ediyorlar. Bölgesinin yükselen yıldızı bir ülke deniyor.

Şimdi sadece mutluluk şarkıları duyuyorlar radyolarından. Umarım böyle gider.