Sözcükler peşinde geçen bir ömür!

‘Kendime Nasihatler’ diye not almışım kitapların üstüne. Uzun yıllar tertemiz olsun diye özen gösterirdim sayfalara, sanki satırların altını çizmek, yanına not düşmek saygısızlık gibi gelirdi kitaplara. Yirmiye varmadan tersinin doğru olduğunu gördüm.

09 Haziran 2020 Salı, 17:09
Abone Ol google-news

 1.

Yılı tam anımsamıyorum, SHP belediyesi zamanıydı. Kültür İşleri Daire Başkanı Hilmi Yavuz’du. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde felsefe söyleşileri yapılıyordu cumaları. Ağzına dek dolardı salon. Enis Batur ve Oruç Aruoba konuşurdu. Gençler çoğunluktaydı. İlk kez orada gördüm Aruoba’yı. Gençler üzerinde etkisi büyüktü. Çok insanın yaşamında izi vardır. Düşünmeyi sevdirdi, kolaycılıktan kurtardı gençleri. Felsefe karanlık, gizemli, güç görünür uzaktan bakınca. Eğitim sistemi de bunu körükler. Aruoba kısa metinleriyle, bilgeliğe doğru yol almaya davet ediyordu bizi. İlk okuduğum kitabı “de ki işte” oldu. Sanırım bir kuşakta okumayan yoktur.

2.

Genç insanın yaşamla kavgası serttir. Amaçları, arzuları, hırsları, öfkesi, isyanı vardır. Beceriksiz, deneyimsizdir. “Yaşam nedir?” sorusuna kısa yoldan yanıt bulmak ister. Eğer uyanık davranmaz, doğru kitaplarla karşılaşmazsa savrulur. Aruoba kolay okunur, yalın metinlerle “hayat bilgisi” sunuyordu bize. O yalın söylem etkiliyor, üzerine kafa yoruyorduk. Edebiyata yönelmemiz, sanata ilgi duymamız, düşünmenin olanaklarını kavramamız için pusulaydı. Sonra, yaş ilerleyince, yeniden okudum kitapları. Meşhur cümleye hak verdim: “O sadeliğe, yalınlığa ulaşmak için bir ömür çalışmak gerek.” 

3.

Aruoba şairliğiyle düşünürlüğü iç içe geçirerek, sözcüklerin gücüne iyice varmamızı sağlıyor; imgenin olanaklarını açığa çıkararak lezzetli okuma sağlarken, bir yandan da ardı ardına sorular yöneltiyordu hepimize. 

Yaşamın,  yaşadıklarındır

  -yaşamaya ‘karar’ verdiklerin,

  ya da yaşamak ‘istedik’lerin değil…”

Devam edeyim;

“Yaşamında hep ‘sahici’ olmaya, yaşadıklarını ‘sahiden’ yaşamaya –yaşamı ‘sahi’ yaşamağa- çalışacaksın; ama, yaşadıklarında hep bir sahtelik arkaplanı, bir yapmacıklık çizgisi bir uydurulmuşluk havası boy gösterecek.”

Kim bu gelgiti, ikircikliği yaşamadı ki?

4.

Aruoba ölünce kitaplığa baktım, neler var, diye. Altıkırkbeş yayınları “ORUÇ ORUOBA NE/otuzaltı tanzaku” Kapağında “Mart 1998 çiftehavuzlar” yazıyor. Sonuna eklemişler:  

“Tanzaku, Japon metin biçimi

  haiku’nun üstüne yazıldığı

  ince-uzun kağıt parçalarına

            verilen addır.

 Haijin (haiku yazarı)

 tanzaku üstüne bazen 

  -beceriksizce de olsa-

 haiku’yla ilgili çizim (haiga)

             yapardı.

              oa”

 

Aruoba diyor ki;

“görmeden uzaklaştık-

 yunuslar bizden

 biz yunuslardan…”

5.

‘Kendime Nasihatler’ diye not almışım kitapların üstüne. Uzun yıllar tertemiz olsun diye özen gösterirdim sayfalara, sanki satırların altını çizmek, yanına not düşmek saygısızlık gibi gelirdi kitaplara. Yirmiye varmadan tersinin doğru olduğunu gördüm. Üstüne not alınmış kitaplar yaşamdan iz taşır, belki benden sonra okuyacaklar, ne düşündüğümü, ilgi alanımın ne olduğunu bu yolla kavrayacak, bir gelenek olacak, kendince tarih izi işte! Pişmanım geciktiğime. Kütüphaneden Aruoba’ları aldım, nasihatleri okudum. 

Mesela;

“Felsefe, direnmenin temel biçimidir,

 çünkü dünyanın kendisi direnmedir.”

 

“Felsefenin karşı olduğu tek şey, düşüncenin

 gösterişliliğidir- bütün sahici felsefe metinleri,

 çoğunlukla (belki, hep) görkemli, hatta tumturaklı

 görünseler (hatta öyle olsalar) bile, temelde,

 son derece alçakgönüllüdürler.”

6.

İnsan gençlikte genellikle şairliğe heves eder; geçen gün TRT arşivde rastladım, Melih Cevdet’le konuşuyorlar, diyor ki: “Herkes gençliğinde şiir yazar, sonra bırakır, devam edene şair, denir.” Beyoğlu renkli, canlı kültür yaşamına sahipti. Sıkı tartışmalara girer, akşamları meyhanelerde sürdürürdük. 

Yazarlığın heves olup olmadığına zamanın sarsılmaz terazisi karar veriyor. Dönüp bakıyorum, yola koyulduğumuz arkadaşların büyük kısmı vazgeçmiş. Yazarlığın gençlikle ilgisi var mı, bilmiyorum; yazma arzusu tükenmiyor, gün geçtikçe elinden başka iş gelmediğini fark ediyor insan. Yine Aruoba;

“Yaşamında yapabilecek her şey tükendiğinde, 

  ya da  hiçbir şey yapamayacak duruma düştüğünde,

  yazarsın – ancak da o zaman yazabilirsin:

 Yazabilmen, yapabileceklerinin tükenmesi;

 senin, hiçbir şey yapamayacak duruma düşmen 

 olacak.

 Hiçbir şey yapamıyorsan,  yazarsın

ancak da o zaman yazarsın…”

 7.

Unutmak bir ölçüde tedavidir, doğru.

Ama belleksiz yaşayanlar hep hastadır.