Tuhaf bir tiyatro hikayesi

Peter Quilter’ın yazdığı oyunda kendilerine miras olarak bir tiyatro kalan 5 kadının öyküsü anlatılıyor.

08 Ocak 2020 Çarşamba, 02:00
Abone Ol google-news

Bakırköy Belediye Tiyatroları (BBT) bu mevsim sezona geç başladı. BBT sadece yeni bir oyunla yeni mevsimi karşıladı. Peter Quilter’ın yazdığı “Perde”yi, “Tuhaf Bir Miras Hikâyesi” adıyla uyarlayan ve yöneten Yelda Baskın. Oyunun dramaturjisi ise Ceren Ercan’a ait.  

Seyretmeye yeni fırsat bulduğum “Tuhaf Bir Miras Hikayesi”, adından anlaşılacağı gibi “tuhaf bir” oyun. Perde açılıyor, sahnede dekor olarak yırtık pırtık seyirci koltukları, yere düşmüş bir avize, sağa sola atılmış kostümler görüyoruz. Yarısı yanmış, yıkılmak, üzere olan bir tiyatro... Oyunda canlı müzik kullanılmış. Ara sıra oyuna kattıkları piyanonun başında Uğur Çerkezoğlu yer alıyor.

Yok olmak üzere olan ve kendilerine miras kalmış bir tiyatro nedeniyle tekrar bir araya gelen beş kadın... O güne dek sadece seyirci koltuklarında oturdukları salon onlara miras kalırsa ne yaparlar? Bu sorunun cevabını seyrettiğimiz oyunda, tiyatronun koridorlarında gezinen beş kadın yan yana durmanın yolunu ararken mekânın hafızası ile de yüzleşmeye başlıyor. Günümüze göndermelerin de olduğu oyunda, “Ne yapalım, bırakalım da AVM mi olsun, ya da bir otopark” sözleri seyirciden alkışı aldı.

PERFORMANSLARI FARKLI

“Anne” rolünü üstlenen Didem Germen’in rol aldığı oyunların hemen hemen hepsini seyretmiş biri olarak, söylemeliyim ki çok çok iyiydi. Sahnedeki performansıyla yaklaşık 2 saat süren oyunda neredeyse yüzümü gülümseten oyunculardan biriydi. Babaanne rolündeki Munis Düşenkalkar kendisini kanıtlamış oyunculuğu ve tecrübesiyle yine ayakta alkışlanmayı hak ediyor doğrusu. Elif Ürse’nin oyunculuğunu gereğinden abartılı buldum. Oyunculuk sahnede abartıya kaçtığı zaman inandırıcılığını da yitiriyor bence. 

Yelda Baskın, “Perde” metnini okuduğunda ilgisini çeken 3 unsur olduğunu söylüyor ve ekliyor, “Pek alışılmadık bir miras olan tiyatro ve bu tiyatroyu ayakta tutma çabasında olan beş kadın ve komedi unsuru. Bu üç unsur metni uyarlamam için beni harekete geçirdi. Ben sadece kendi hikâyemi anlatma yolunu aradım. Oyun kişilerinin kadınlık kodlarını değiştirmenin ardından tiyatroyla kurdukları ilişkinin gerçekliği ve derinliği üzerine çalıştık. Bu benim ve tüm ekip için önemliydi. Tiyatronun büyüsü, mekânın sınırsızlığı, seyirci ve oyuncunun birliği ile oyundaki kadınlar değişir, dönüşür, evrilir. Çünkü tiyatro dönüştürür, buna çok inanan bir insanım” diyor. 

MİMARİ BAŞROLDE

Yelda Baskın, Müşfik Kenter Sahnesi’nde seyrettiğimiz oyunda, tiyatronun ve sahnenin mimarisini de kullanıyor. Sahnenin zor ama büyüleyici olduğunu belirten Baskın, “Mekâna oyun kurarken -saklanacak bir şey yok!- benim için seyirciyle gizli bir samimiyet sözleşmesi yapmışız gibi hissettiriyor. Daha önce yönettiğim ‘Seni Seviyorum Türkiye’de de farklı bir biçim ve içerikle de olsa yine böyle açık bir yerleşim vardı” diyor. 

Yönetmen, “Tuhaf Bir Miras Hikâyesi”nde his olarak, yok olmuş ya da olmak üzere olan, anıtsal tiyatro binalarının bir zamanlar içinde yaşamış, oynamış oyuncuların ve salonu dolduran seyircilerinin de izlerini sürmeyi, onların hafızalarını da oyuna taşımayı istemiş. Bu geçmişi, bu hafızayı da dia gösterisiyle oyunun içinde değerlendiriyor, ama oyunun tam ortasında bir anda sahnede yıkılmış, yakılmış tiyatro binalarını görüyoruz. Sonrasında oyun kaldığı yerden devam ediyor; bu da bazı seyircilerin ne olduğunu anlamamasına neden oluyor. Yelda Baskın, oyunun “Ülkenin çalkantılı gündemini soluyan, ancak üreterek bu dar geçitlerden geçilebileceğine inanan biri olarak tiyatroya, tiyatroyla kurulan sahi ilişkiye, seyir haline, oyun kavramına, seyirci kavramına, birlikte gülme/eğlenme eylemine, kent ve kültür belleğine, iktidar olana, aidiyete, kız kardeşliğe dair soruların içinden geçtiği eğlenceli bir oyun benim için, Tuhaf Bir Miras Hikâyesi” diyor. 

Oyunda, Munis Düşenkalkar, Defne Şener Günay, Didem Germen, Elif Ürse, İlkin Tüfekçi rol alıyor.