Türk Tiyatrosunun en büyük yazı makinesi!

Usta tiyatro araştırmacısı, yazar, çevirmen, yönetmen, kültür tarihçisi Prof. Dr. Özdemir Nutku (12 Ocak 1931- 8 Kasım 2019) yapıtlarıyla varlığını sürdürmeye devam ediyor... Suda Ayak İzleri 1,2 - Anılar ve İzdüşümleri (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları); yazın tarihimizde Ahmet Midhat, Şemseddin Sami gibi yazı makinelerinin yanına ismi eklenebilecek, üretkenliği, kültürümüze, dilimize katkılarıyla, düşünsel ve sanatsal kimliğini bu denli yetkince bileştiren az sayıda aydınımızdan biri olan öğretmenimizin, şimdilik yayımlanan son ürünü. Nutku’nun sanat yaşamını paylaştığı, güzel Türkçe’nin peşine takılıp şiir tadında okunan ve sürprizler sunan bir anılar yumağı. 1200 sayfa olarak yayımlanan anılar, tiyatro tarihimizin 70 yıllık geçmişine ayna tutuyor.

25 Mart 2021 Perşembe, 00:06
Abone Ol google-news

RÖNESANS ÇAĞININ ÇALIŞKANLIĞIYLA

Özdemir Nutku öğretmenimiz üretmeye devam ediyor: Suda Ayak İzleri-I-II-/Anılar ve İzdüşümleri (T.İş Ban. Yayını, 2021). Bu yapıt, öğretmenimizin çalışkanlığının şimdilik son ürünü. Anılar ne denli öznel olursa olsun, Shakespeare’in benzetmesiyle, tarihe tutulan bir ayna, yaşamla hesaplaşmanın anlatısı, öğretmenimizin deyişiyle, “Anılar, ölüme karşı yaşamayı seçmektir”.

Tiyatromuzda anılarını yayımlanan ilk sanatçı, Ahmet Fehim Efendi’dir. Vakit gazetesinde, “Sahnede Elli Sene”( 8 Temmuz-17 Eylül 1926) başlığıyla yayımlanan anıları, ancak 1977 yılında Ahmet Fehim Bey’in Hâtıraları adıyla kitaplaşır.

H. Fahri Ozansoy’dan V. Rıza Zobu’ya, Haldun Dormen’den Gülriz Sururi’ye, Mücap Ofluoğlu’ndan Muhsin Ertuğrul’a, Nedret Güvenç’ten Dame Ninette de Valois’ya, Cahit Irgat’tan Macide Tanır’a Kemal Bekir’den, Ferhan Şensoy’a, Suphi Tekniker’e, Umur Bugay’dan Yücel Erten’e nice sahne sanatçımız anılarıyla bizleri büyülü dünyalarıyla buluşturdular. Tiyatro tarihimizi zenginleştiren bu anılar için sanatçılarımıza ne denli teşekkür etsek az…

Ülkemizde ilk kez, Osmanlı tiyatrosunun ünlü tiyatro sanatçısı, Mardiros Mınakyan’a, sanat yaşamının 50. yılında (1912), jübile düzenlenir, “maarif nişanı” verilerek ödüllendirilirken bir jübile kitabı da yayınlanır. Sanatlarıyla, ustalıklarıyla alanlarında seçkinleşen kimi sanatçılarımız için jübileler düzenlenip armağan yapıtlar yayınlansa da bu güzel gelenek yaygınlaşamadı…

Suda Ayak İzleri anı yapıtıyla sanat yaşamını bizlerle paylaşan, tiyatromuzun, tiyatro tarihimizin en çalışkan evlatlarından birisi olan Prof. Dr. Özdemir Nutku (12 Ocak 1931- 8 Kasım 2019), yazmak eylemine şiirle başlar: Eller (1950). Ülkemizde, tiyatro bilim dalının ilk akademisyenlerinden olan, büyük emeklerin ürünü, 150’ye yakın yapıta imza atan Özdemir Nutku öğretmenimizin yazdığı 60 kadar tiyatro araştırması, sahne sanatları tarihimizin de başyapıtlarını oluşturur...

Gerçekte, Özdemir Nutku, bir tiyatro araştırmacısı mı, bir yazar mı, çevirmen mi, yönetmen mi, bir kültür tarihçisi mi sorularını sormanın tam yerindeyiz diyorum. Çünkü onu yakından tanıyıp birlikte çalışmanın bizlere kazandırdıklarıyla, bu soruların ortak yanıtı evettir...

İnsanüstü bir çalışma temposu içinde, tiyatro sanatına olan tutkusuyla, çalışmak eyleminin hakkını, diline, kültürüne ödeyen bu güzel insan, bir öğretim üyesi olarak derslerinde bizlere öğrettiği gibi, bence tiyatromuzun "Rönesans İnsanı"dır...

Dünya Tiyatrosu Tarihi’nden tiyatro sanatımızın hâlâ tam olarak bilemediğimiz şenlikler dünyasına, canlandırma sanatına uzanan araştırmalarıyla, IV. Mehmet'in Edirne Şenliği (1972), Meddahlık ve Meddah Hikâyeleri (1978) özgün araştırmalar olarak, bugün de birincil kaynaklarımızdır...

Tiyatro ve Yazar (1960), Ö. Nutku'nun yayımlanan ilk tiyatro incelemesi olurken Oyun Yazarı (1965) ile tamamlanan, oyun yazımına, dramaturgiye ilişkin bilgiler, Tiyatro Enstitüsü'ndeki oyun yazma seminerlerinin sonuçlarını da yansıtırlar...

Türkiye'de, sahneye ilişkin ilk bilgileri, halkevlerinin Anadolu'ya, tiyatro sanatını yaygınlaştırma çabalarında buluruz. Sahne sanatına, oyuncunun sahnedeki konumuna, rejiye, dekora ilişkin bu temel bilgileri, ilk kez, Muhsin Ertuğrul'un Yedigün'deki bir dizi yazısından öğrenen Anadolulu tiyatro sevdalıları, Tiyatro Yönetmeninin Çalışması’na(1974) [Sahne Bilgisi (1990)] değin usta çırak ilişkisine dayanan bilgilerle yetinerek öğrenmişler, çalışmışlardır.

Tiyatro sanatının öğretilebilirliği adına, ülkemizdeki ilk sahneleme teknikleri kitabı olan bu çalışma, bugün de alanında tek örnek araştırma / yayın olarak önümüzde durmaktadır...

Batı'da, sahneleme tekniklerinden konuşma tekniklerine, mimikten, rol çalışmasına, makyaja değin yayımlanmış uzmanlık kitaplarına uzak yaşayan tiyatro dünyamız, bu yapıtın ardılını yaratamamanın eksikliği içindedir...

Tiyatro sanatını, Türkçe düşünerek yaşayan bizler için, yabancı terimlerle boğuşmak olağan bir eylemdi. 1966 yılında, Haldun Taner ve Metin And ile birlikte hazırladıkları Tiyatro Terimleri Sözlüğü’nü Gösterim Terimleri Sözlüğü'ne (1983) dönüştüren Nutku, dil ile düşünce arasındaki bağı, bu "meslek erbabına" öğretirken Türkçe’ye katkısı yadsınamaz “çalışkan” bir dilbilimcidir de…

Oyunculuk Tarihi (1995) gibi özel bir incelemeyi, Türkçe’de yine ilk kez gerçekleştiren Nutku’nun önemli çalışmalarından birisi de içeriğiyle çocuk ve oyun kavramlarını bütünleş-tiren, yaratıcı dramanın temel araçlarını irdeleyen Oyun, Çocuk, Tiyatro (1998) kitabıdır.

Bu çalışmanın öncelinin Zeynep'in Tiyatro Kitabı'nda (1983) okul tiyatrosuna yönelen Nutku'nun, bu kitabıyla da çocuk eğitimindeki bir boşluğu doldurduğuna inanıyorum. Yazımın sınırları içinde birçok yapıtının adını olsun anmadığımı biliyorum.

Ancak özgün araştırmaları yanında, öğretmenimizin özellikle Shakespeare’in oyunlarını, dilimizde, Türkçemizde yeniden canlandırmasını kısaca da olsa değerlendirmeden geçmek istemiyorum.

NUTKU, SHAKESPEARE VE SÖYLEV!

Öğretmenimiz Ö. Nutku’nun, tiyatro tarihinin en çok çevrilen yazarı W. Shakespeare’in, 29 oyununu çevirerek Türkçe oyun dağarcığımıza yaptığı büyük katkı, dilimizde, Shakespeare’den yapılan bir çeviri rekorudur.

Bu çevirilerinde öncelikle Türkçe sahne dilini düşünerek dilimizin zenginleşmesi için didinen Nutku, bu çabasını, hazırladığı Shakespeare Sözlüğü [2013] ile de taçlandırmıştır.

Shakespeare’i tanımak ve tanıtmak amacıyla, iğneyle kuyu kazarcasına yapılan bu çalışma, sadece Shakespeare’e ilişkin bir araştırma ya da özel bir sözlük olarak görülmemeli, değerlendirilmemelidir.

Bertolt Brecht’ten Christopher Marlowe’a, George Tabori’den Thomas Bernhard’a, yaptığı çevirileri sahnelerimize kazandıran öğretmenimiz, tiyatro öğretimimize yaptığı özgün araştırmaları yanında, tiyatro öğrencilerinin, genç yaşlı bütün sahne sanatçılarımızın okumaları gereken Margret Dietrich’in, Oyuncu: Yönetmenin Elinde Yaratıcı Bir Özne ya da Araç (1985) ile Martin Esslin’in, Dram Sanatının Alanı (1996), yapıtlarını da çevirerek bizlere armağan etmiştir.

Yazdığı ve uyarladığı oyunlar içinde büyük önderimiz Mustafa Kemal’in Söylev’ini sahnelerimiz için çok değerli bir katkı olarak görüyor, özellikle gençlik tiyatrolarınca sahnelenmesini önemsiyor ve öneriyorum.

Özdemir Nutku'nun, Ankara Deneme Sahnesi’nden günümüze, yüze yakın oyunu DTCF Tiyatro Bölümü’nden Güzel Sanatlar Fakültesi Deneme Sahnesi’nde, Devlet Tiyatrolarımızın sahnelerinde uyguladığı, Midas'ın Kulakları (Güngör Dilmen), Söylev (Ö. Nutku), Kırık Testi (H.V. Kleist), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (Haldun Taner), Resimli Osmanlı Tarihi (Turgut Özakman), Lysistrata (Aristofanes) rejilerinin belleğimde ayrı bir yeri var.

Ülkemizin ilk Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü’nün / Deneme Sahnesi’nin, bir eğitim kurumu olarak tiyatro sanatını yüceltmede, sanatçılarını yetiştirmede hepimizden çok bu çalışkan insanın, Özdemir Nutku’nun büyük payı var.

Suda Ayak İzleri, güzel bir Türkçe’nin peşine takılıp şiir tadında okunan, hep sonrasını merak ettiğiniz bir yaşamdan, size sürprizler sunan anılar yumağı.

Robert Kolej’de başlayan tiyatro sevgisinden Ankara’ya, DTCF İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne (1952-1956), Ankara Palas’ta ünlenen bir caz piyanistine, Mavi dergisinden Değişim’e, şairlerin, öykücülerin dünyasına; Almanya’nın batısından doğusuna, tiyatro eğitimiyle geçen üç buçuk yıl (1956-1959), Muhsin Ertuğrul’un önerisiyle Tiyatro Enstitüsü’nde / Tiyatro Bölümü’nde başlayan akademik yaşam…

Yazılarıyla, uygulamalarıyla, tiyatro sanatının bütün güzellik-lerini yaşadığı Ankara / Sanat yılları… Yurtdışı gezileri, fakülte arkadaşları, doçentlik günleri, DTCF’de yine bir cadı kazanı kaynıyor, muhbir vatandaşlar, sıkıyönetim soruşturmaları…

Yeni bir fakültede, yeni bir tiyatro bölümü kurmak heyecanıyla İzmir’e geliş (1976). Güzel Sanatlar Fakültesi’nde, “Oyunculuk, Dramatik Yazarlık, Sahne Tasarımı” sanat dallarından oluşan, ülkemizde ilk kez denenen bir tiyatro öğretimi… Öğretmenimizin öncülüğünde, çok genç, çalışkan bir kadronun emekleriyle güzelleşen öğretim yılları…

TÖS VE İZMİR ŞEHİR TİYATROSU

Başlangıçta 2000 sayfayı bulan, yayın değerleri adına Suda Ayak İzleri’nin editörünce 1200 sayfaya indirilen anılar, tiyatro tarihimizin 70 yıllık geçmişine ayna tutuyor. Okurların heyecan duyarak okuyacaklarına inandığım anılarda, yarım kalan iki çalışmayı, hep bir iç acısı olarak anımsayacağım:

Fakir Baykurt’un önerisiyle, Tös Tiyatrosu… Tiyatro sanatını Anadolu’ya taşımak ereğiyle yola çıkan öğretmenlerin örgütlü sesi, Türkiye Öğretmenler Sendikası Tiyatrosu’nun kuruluş heyecanı… Ve birbuçuk yıl sonra noktalanışı…

İzmir Şehir Tiyatrosu’nun kuruluşu ve “Kamyon Tiyatrosu” uygulamaları (1989-1992).İzmir adına sevinirken tiyatro sanatının gücünü kullanmayı bilmeyen “siyaset “erbabı”nın gözlüklerinin bozuk çıkması…Bütün çırpınışların, emeklerin sokağa atılması…Gösteri kamyonunun dolmuş yapılması!...

Evet!... Bu bir alaysılama bile olamaz!...Şu günlerde İzmir yeniden Şehir Tiyatrosu’na kavuşmanın heyecanını yaşıyor…Dileğim tiyatro sanatına bakan yetkililerin gözlüklerinin numaraları bozulmaz!

ANILAR ANILARI ÇAĞRIŞTIRIYOR

Anılar, anıları çağırıyor. Bugün, değerli öğretmenimiz Özdemir Nutku'yu düşündükçe, belleğimin dehlizlerinde, puslu karanlıklarda beliren, kopuk kopuk, ilginç görüntüler birbiriyle buluşuyor... Üniversite yıllarım gözümün önünde canlanıyor...

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğrenciyim (1967). Türkiye, üniversite gençliğinin, üniversite ve ülke sorunlarıyla boğuştuğu sancılı yılları yaşıyor.

Özdemir Nutku'yu, doçent temsilcisi olarak, bir boykot sonrasında, fakülte sorunlarının tartışıldığı toplantıdan anımsıyorum. İzmir Eğitim Enstitüsü’nde(1979) çalışırken, okulu-muzda verdiği konferans sırasında yakından tanışıyoruz. Beni görüşmek için GSF’ne çağırıyor.

1980 yılı sonunda zorla bulunan uzman kadrosuyla Güzel Sanatlar Fakül-tesi’ndeyim. Göreve başladığım ilk gün, Ö. Nutku öğretmenimin odasına, Muhsin Ertuğ-rul’un, Vakit gazetesinde çıkan, Darülbedayi’nin Karadeniz turnesini (Haziran 1925) anlatan anılarının çeviriyazısı dosyasıyla giriyorum. Edebiyattan tiyatro tarihine, onlarca dergide, onlarca makale, kitap… Benim için de çok verimli yıllar.

Muhsin Ertuğrul’un anıları, Benden Sonra Tufan Olmasın’ı (1989), Özdemir Nutku öğretmenimiz ve Murat Tuncay arkadaşımla birlikte yayına hazırlama evresindeki benzersiz bir çalışma deneyi… Suat Taşer ustamızın, heyecanla, “Muhsin Bey’in anılar masasında bugün ne var arkadaşlar?” diye, gür sesiyle bize seslenişi. Acılar, sevinçler içinde yıllar birbirine karışıyor.

Yazın tarihimizde Ahmet Midhat, Şemseddin Sami vb. yazı makinelerinin yanına eklenecek nice ad biliyoruz. Ancak çalışkanlığıyla, üretkenliğiyle, kültürümüze, dilimize olan katkılarıyla, düşünsel ve sanatsal kimliğini bu denli güçle birleştiren çok az aydınımızın, yazarımızın olduğunu, hele sanatçı kimliğini düşünsel bir boyuta taşıyanının çok çok az olduğunu, bugün daha iyi biliyorum!..

Özdemir Nutku’yu tanımanın, onunla uzun yıllar çalışmanın onuruyla, anısı önünde saygıyla eğiliyorum.