Usulca yok olan gelenek: Bayram likörü

Bayram ziyaretlerinin artık unutulmaya başlayan likör ikramlarını anımsayan var mı? İnce boyunlu bir şişe ile minik kadehler o yılların değerli eşyaları arasındaydı.

19 Mayıs 2021 Çarşamba, 14:15
Abone Ol google-news

Salgın döneminin kapanma uygulamalarına bir de alkollü içecek satış yasağı eklendi. Bu yasaklar virüsten en fazla sakınması gereken yaş grubunda olanlara bayram ziyaretlerinin artık unutulmaya başlayan likör ikramlarını anımsattı.

Günümüzden 83 yıl önce kurban bayramı yaklaşırken dört gün gazetelerde yayımlanan, “Bayram geliyor likörünüzü aldınız mı?” sorusunun da bulunduğu “Her yerde İnhisar likörlerini arayınız” uyarılarını içeren reklamlar arşivlerde, koleksiyonlarda kaldı. Bahçesinde likör yapımında kullanılan adaçayı, nane, kekik, gül yetiştirilen karşı köşesinde meşhur Hamidiye suyunun çeşmesi bulunan boğaz manzaralı Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası da artık yok.

Mayıs ayının ilk günlerinde, gazetemizde söyleşisi yayımlanan bu fabrikanın müdürlerinden Kerim Yanık, “Tekel’in nesi kaldı?” sorusuna yanıt aradığı kitabında Malatya’da geçen çocukluk bayramlarından anılara şöyle yer veriyor:

“Bize bayram ziyaretine gelenlere, annemin özenle hazırladığı Türk kahvesi ve beyaz badem şekerleri eşliğinde ikram ettiği likörleri anımsıyorum: Renk cümbüşü Türk likörleri. Genellikle muz ve nane likörleri gözlerimin önüne geliyor. Gaz lambalarına benzeyen, geniş karınlı, uzun boyunlu şişelerdeki likörleri, annemin, bir sanat eseri diyebileceğimiz örtülerle süslü tepside minik kadehlerdeki sunumu, görsel bir ziyafetti adeta.”

Yazar Ayfer Tunç da çocukluk döneminin anısını okurlarına Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek kitabında aktaracaktı:

“70’li yılların başlarında bayram ziyaretlerinde misafire likör ikram etme geleneği hâlâ yaşıyordu. Cumhuriyet değerlerine bağlı hemen her aile evinde, mutlaka çok zarif bir eşya olan likör takımı bulunurdu. İnce boyunlu bir şişe ile minik kadehler o yılların değerli eşyaları arasındaydı.”

Selim İleri’nin anneannesinin evindeki likör sunulan kadehler, içkinin aromatik özelliklerine göre değişik tipte imiş. Naneli olanı dipteki sapsarı bir cam damlası bütün kadehe sarışınlık saçan bastıbacak kadehte, vişnelisi ise tostoparlak olanında sunulurmuş.

Likör, tarımsal kökenli alkol, yine tarımsal kökenli aromatik özler, su ve şekerden yapılan bir içecek. Tekel’in özelleştirme öncesi son üst düzey yöneticilerinden Fügen Basmacı, likörün karakteristik tadı ve renginin meyvelerden gelmesi gerektiğini belirtiyor. Bu nedenle de yıllarca Türkiye’de üretilen likörlerde Iğdır ve Konya Ereğli’sinden Tokaloğlu kayısısı, İstanbul’un Sarıyer, Tarabya ve Beykoz yakınlarında, Bursa ve Bilecik’te toplanan ahududu, Karadeniz Ereğli’nin Osmanlı çileği, Afyon ve Kütahya’nın vişnesi, Fethiye mandalinası, Isparta kızanlık gülü kullanılmış. Sonunda, “Yetiştirdiğim meyveyi satın alanlar içki yaparken kullanıyormuş, caiz midir?” sorularının sık gündeme getirildiği dönemde likör tüketimi de azalmaya başlamış.

Oysa likör yapımına giden yolu bir Müslüman Arap bilgin açmış. Horasan’da doğan Cabir bin Hayyan’ın babası halifelik mücadelesinde Abbasiler’i desteklediği için Emeviler tarafından yakalanıp öldürülünce ailesi Yemen’e göçmüş. Cabir aldığı eğitimle tarihte iz bırakan simyacılar arasına girmiş, şarabın imbiklenerek günümüzde alkol olarak andığımız sıvının üretilmesini sağlamış.

Bu buluş, o zamana kadar mayalanarak elde edilen ve alkol içeren içeceklere rakip olacak likör dahil bir çok yeni lezzetin üretilmesini sağlamış. Evlerinde şarabı damıtıp yeni lezzet arayanların ürünlerini dini bayramlar öncesi satmaları da ilk kez Almanya’nın Nürnberg kentinde 1496 yılında yasaklanmış. Benzeri yasağı yüzlerce yıl sonra Türkiye’de yaşadık.