Vekiller gitti asiller kapışıyor

Küresel güçlerin savaş alanı: Ortadoğu... İrili ufaklı ne kadar küresel aktör varsa sahneye çıktı

14 Kasım 2018 Çarşamba, 12:04
Abone Ol google-news

Ortadoğu, yıllardır büyük küresel güçlerin savaş alanı oldu. Ortadoğu’da sekiz yıldan beri süren, merkezinde Suriye’nin olduğu bir güçler savaşı var. Suriye’deki kaos, çıkarları olan güçler adına kimi unsurlarla sürdürülen bir savaş olduğu için “vekalet savaşı” olarak adlandırıldı. Son iki yıldır artık “vekillerin” değil, doğrudan “asillerin” de kendini gösterdikleri bir kapışma alanına dönüştü. Şimdi artık irili ufaklı ne kadar küresel aktör varsa, Suriye’deler. ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan, Türkiye.

Silah lobisi işbaşında

Neden peki? Ortadoğu’dan yapılan silah alımları, küresel silah alımının yüzde 32’sini oluşturuyordu da ondan. Tek değilse de ilk neden bu. Başka neden ler de var kuşkusuz. Genel olarak ABD’nin Ortadoğu politikası hakındaki bilgilerimizi tazelemek yararlı olabilir. Ortadoğu’da petrol siyasetine dalmış ilk emperyal güç, yani İngiltere, ilk kez 1914’ün sonuna doğru, güney Irak’ta Basra’ya komşu İran’dan gelen petrol kaynaklarını korumak için Ortadoğu’dadır. Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu petrolüne ya da bölgeye ilişkin emperyal planlardan henüz uzaktır. O sırada daha çok Latin Amerika ve Karayipler’e, Doğu Asya ve Pasifik’e yönelik bir ilgisi vardır. Hatta öyle ki, İngiltere, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılmasını teklif ettiğinde, dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson bunu reddedecektir. ABD’nin Ortadoğu’ya dalışı Truman yönetimi sırasında başladı, günümüzde de devam ediyor bu.

ABD’nin bölgeye intikali!

II. Dünya Savaşı sırasında, Sovyetler Birliği’ne karşı askeri kaynak aktarma ve İran petrolünü korumaya yardım etmek için İran’a Amerikan birlikleri Truman döneminde yerleştirildi. 1953-1960 dönemdeki Dwight Eisenhower yönetimi Orta Doğu politikasını üç büyük olayla şekillendirdi. 1953’te Eisenhower, CIA aracılığıyla, ülkesinde millileşşetirmeler yapan, böylelikle ABD çıkarlarını tehlikeye sokan Başbakan Muhammed Musaddık’ı devirdi. ABD’nin Ortadoğu’ya fazla karışmadığı bir dönem olarak Kennedy dönemi gösterilir. Kennedy de bölgeye ekonomik yardım (!) aktardı. Jimmy Carter döneminde (1977-1981) ABD’nin Ortadoğu politikasındaki en büyük zaferi İsrail ile Mısır arasında yapılan Camp David Anlaşması (1979) oldu. Ronald Reagan dönemi (1981-1989) boyunca, ABD İsrail’in işgali altındaki topraklarda Yahudi yerleşimlerinin genişlemesini destekledi. 1980-1988 İran-Irak Savaşı’nda Saddam Hüseyin’e destek verdi, buradaki motive, Saddam’ın İran rejimini istikrarsızlaştırıp İslam Devrimi’ni yenebileceğine inanılmasıydı. George. W. Bush döneminde (1989-1993) ABD on yıl boyunca destek verdiği Saddam Hüseyin’e karşı, Kuveyt’i işgal edişinden sonra, Çöl Kalkanı Operasyonu başlatıldı. Clinton yönetiminde (1993-2001) ABD, İsrail ile Ürdün arasındaki 1994 barış anlaşmasına aracılık ettti. Clinton’un Ortadoğu’ya yoğun ilgisi 1993’te Oslo Anlaşması’nın kısa ömürlü olmasıyla ve Aralık 2000’de Camp David anlaşmasının çöküşüyle artmış oldu. George W. Bush (Oğul Bush- 2001-2008) döneminde ABD, 11 Eylül saldırılarından sorumlu tuttuğu El Kaide’nin sığındığı Afganistan’a Taliban rejimini devirmek için Ekim 2001’de operasyon düzenledi. Bush 2003’te “teröre karşı savaş”ı Irak’a kadar genişletti. Saddam Hüseyin’in devrilmesine yol açan operasyon süreci başlamış oldu. ABD’nin Ortadoğu seriveni en özet haliyle bu. C M Y B dizi 11 Perşembe 15 Kasım 2018 Vekiller gitti asiller kapışıyor İrili ufaklı ne kadar küresel aktör varsa sahneye çıktı SURİYE CEHENNEMİ Her şey sanıldığı gibi “Arap Baharı” ile başlamadı. Hatırlayalım; “Bahar” sürecinden çok önce ABD’nin Ortadoğuyu yeniden “tasarlamayı” planladığı, Bush dönemi Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “Ortadoğu’da harita yeniden çizilecek” sözleriyle duyurulmuştu. İran’ı etkisizleştirmek, ABD ile iyi geçinen bir ılımlı İslam yaratmak, Ortadoğu’yu hem askeri hem de ekonomik anlamda kendisine bağlı pazar haline getirmek bu planın ana hatlarını oluşturuyor. Suriye’ye yönelik “ilgi”nin asıl nedeni şu: Arap Gazı projesi. Mısır, Sudan, Ürdün üzerinden Suriye’nin Humus bölgesine oradan da Antep’e kadar uzanan bir doğalgaz hattı oluşturulacaktı bu projeye göre. Proje uyarınca güneydoğu Anadolu’nun en büyük gaz toplama rafinerileri bölgede inşa edilecekti. Hem Türkiye’nin güneydoğu vilayetlerine doğalgaz sevkıyatı buradan yapılacak, Yumurtalık bölgesine aktarılacak olan doğalgaz, buradan da Avrupa pazarlarına sunulacaktı. Bu, ABD ile batılı petrol tekellerinin çıkarlarına aykırı bir projeydi. Çıkarılan krizle bu proje hayata geçirilemedi. ABD bunu önleyen güçtü. ABD’li yetkililere sorarsanız Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimi, “Arap dünyasında uluslararası terörizmin en büyük destekçisi”. Sadece bununla kalmayıp aynı zamanda “tüm dünyada uluslararası terörizmin diğer büyük destekçisi İran İslam Cumhuriyeti rejimi ile de pek uyumlu”. Bu nedenle “hem dünya barışı” hem de “ABD’nin güvenliği” adına Suriye’de. Sıradan ABD’li için pek ikna edici olan bu gerekçelerin hiçbirinin dayanağı yok tabii ki.

En büyük müşteri

Başka? ABD’nin küresel çaptaki silah satışının son beş yılda yüzde 25 arttığını anımsatarak, yaptığı silah ihracatının yaklaşık yarısının Ortadoğu’ya yönelik olduğunu söyleyeyim. Suudi Arabistan, ABD’den silah alan en büyük ikinci ülke. Mart ayında Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (Sipri) bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre 2013 ile 2017 yılları arasında küresel silah satışı bundan önceki beş yıllık döneme kıyasla, yüzde 20 oranında artmış. Dünyanın en büyük silah ihracatçısı olan ABD, bu iki dönem arasında çoğu Ortadoğu’dan olmak üzere 98 ülkeye silah sattı. Bu küresel silah satışının üçte birinden fazlası demek.

Ortadoğu silah ambarı

Dünyanın ikinci en büyük silah ihracatçısı olan Rusya’nın toplam silah satışında yüzde 7.1 düşüş görülmüşken, ABD silah satışı Rusya’nınkilere göre yüzde 58 daha fazla. Ortadoğu’ya silah satan Fransa, Almanya ve Çin de ilk beş ihracatçı arasında yer alıyor. İngiltere de altıncı büyük silah ihracatçısı. Ortadoğu hepsi için bulunmaz bir pazar. ABD’nin bölgede istikrarsızlıklara, dolayısıyla bölge ülkelerinin birbirlerine güven duymamaktan kaynaklanan silahlanmaya dönük savunmacı politikalarına ihtiyacı var. Sadece bu değil tabii ki. Bölgedeki enerji koridorlarında söz sahibi olmak, buraları Rusya ile Çin’e kaptırmama politikası da var. Suriye’de ABD karşıtı bir yönetim ABD için istenen bir durum değil. Suriye’de ABD ya da Suudi destekli, İsrail’in de benimseyeceği bir rejimin kurulması ABD için bu koridorlara sahip olması açısından büyük avantaj. ABD’nin neden Suriye’de olduğunun bir diğer gerekçesi de bu.

RUSYA’NIN İLGİSİ YENİ DEĞİL

Rusya’nın Suriye’ye, Rusya, Sovyetler Birliği iken, Yom Kippur Savaşı olarak da bilinen 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda İsrail’e karşı savaşan, Suriye başta olmak üzere Arap kuvvetlerinin destekçisi oldu. 1990 yılında, Güney Yemen ile Kuzey Yemen’in birleşmesiyle o bölgedeki önemli müttefiğini, Güney Yemen’i kaybetti.

Bölgedeki artan ABD nüfuzu, Sovyetler Birliği’nin bölgedeki kontrolünü daha da kötüleştirdi. 1991’de Sovyetler Birliği’nin hukuki varlığı sona erdiğinde Ortadoğu’daki Rus etkisi büyük oranda geriledi. Bunan sonradır ki Rusya bölgeye, Amerika’ya alternatif bir silah tedarikçisi olarak geri döndü. 2006 ve 2009 arasında Rusya’nın en büyük silah alıcıları Ortadoğu’daydı. “Arap Baharı” Ortadoğu’da silah talebini artırırken Rusya’nın Ortadoğu ülkeleri olan müşterileri, özellikle alımlarını yüzde 600 artırmış olan Suriye, silah taleplerini daha da artırdı. Muhammed Mursi hükümetinin devrilmesiyle Rusya, Mısır ile de anlaşmalar imzaladı.

Rusya ile Suriye ilişkileri zaman zaman gerginleşse de hep müttefiktiler. Bu ilişki yıllar önce, imzalanan askeri sözleşmelere dayanıyordu. İlişkileri, Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’nin Esad’ı görevden alma kararını veto etmesinden sonra 2010’da daha da güçlendi. O zamandan beri, Rusya Suriye’nin en güçlü destekçisidir.