'Yalan da olsa mutluyuz!'

Yeşilçam filmleri kim bilir kaç kuşak anlamına geliyor! Siz ne dersiniz bilmem ama sanırım o filmler aile mirası. Kuşaktan kuşağa geçen; bir izi, anısı olan…

27 Mayıs 2020 Çarşamba, 20:48
Abone Ol google-news

Diyelim bir ahşap sandık o miras; Hakan Güngör o tozlu sandığın kapağını hayal kırıklığına da uğrama, bir kaybı da hatırlama pahasına açıyor işte.

Biz Güzel Bir Aileyiz sekiz Ertem Eğilmez filmine bakıyor. Kitabın önsözünü yazan Şenay Aydemir’in dediği gibi “başroldeki aile” üzerinden bu filmleri inceliyor.

Yapım süreçlerine ilişkin minik notlar, her bir filme dair simgesel okumalar, kamera arkasında kalan magazin hikâyeleri ve usta yönetmen Ertem Eğilmez’in yolculuğu, Adile Naşit, Münir Özkul, Tarık Akan, Kemal Sunal, Ayşen Gruda, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Şener Şen gibi oyuncular… Duymadığımız, rastlamadığımız ya da pek az bildiğimiz anılar, geçmiş zamanlar…

Hakan Güngör’ün Bülent Ulus’la beraber araştırıp yazdığı ilk kitabı Parola 555K’dan sonra çıkan bu çalışma yazarın tarihin izini sürme istek ve becerisini bize bir daha gösteriyor.

LANGIRT MAKİNESI VE ERTEM EĞİLMEZ!

Peki Hakan Güngör; Sev Kardeşim, Yalancı Yârim, Oh Olsun, Mavi Boncuk, Bizim Aile, Aile Şerefi, Gülen Gözler ve Neşeli Günler’i seyrederken bizim farkına varmadığımız neleri görmüş olmalı?

Tam bu noktada yazar, langırt makinesı satarak köşeyi dönmeyi hayal eden Ertem Eğilmez’in parasızlıktan sinemaya girişi ve “aile” filmlerinin sattığını keşfiyle başlayan serüvenin “peki aile neydi” sorusuyla ilgileniyor.

Bana kalırsa aile o zamanlar ne idiyse bugün de üç aşağı beş yukarı aynı; düzenin çekirdeği yani. Hiyerarşiyi, kolun kırılıp yenin içinde kalacağını, kadının erkeğin “güdümüne” bir şekilde muhtaç olduğunu, annenin bir rolü babanın başka bir rolü olduğunu sonuçta her ikisinin de rol olduğunu, birilerinin ezip birilerinin ezileceğini ve bunların hepsinin “olağan” olduğunu önce ailede öğreniriz.

YOKSULLUK KAPIDAN GİRİNCE!

Sonra çalışma hayatında patron seni sömürürken “aynı gemideyiz” der, devletler boğazından lokma geçmeyen halkına “biz bir aileyiz” diyerek o zor günleri atlatma fikrine ikna eder ve bu devran bir ayraç gelene kadar böyle gider. Çünkü biat etmek, karşısında yaşken eğildiğimiz ilk derslerdendir.

Elbette mutlu çocukluklar, aşklar, paylaşmayı sevdiren kardeşlikler de vardır ama güzel aileler ve mutlu sonlar da biraz abartılıdır. Çünkü yoksulluk kapıdan girince mutlu olunmaz.

Hakan Güngör bütün bu yanlarıyla irdelediği filmlere asla haksızlık etmiyor, değerinden de yemiyor. Sadece bir göz daha ekliyor bakılacak, ki kadınları Yeşilçam nasıl görmüş sorusunun cevabını verirken en kıymetli okumasını da sunuyor bize.

FİLMLER VE CİNSİYEÇİLİK…

Cinsiyetçilik ne yazık ki bu filmlerin hiç dışına çıkamadığı bir merkez. Tersinden küçük notlar olsa da sonuçta kadın “aileye” yakışır biçimde mutfakta, evde, erkeğin gölgesinde… Eşcinseller ise sadece güldürü öğesi olabiliyor bu filmlerde.

Hakan Güngör bu tespitlerini dayandırdığı müthiş ayrıntılar yakalıyor her filmde. Velhasıl bu filmlerdeki fakir, hasta, acılı, kimsesiz ama “mutlu sonlar” düzenin bizim için tasarladığı illüzyonlu aynalar biraz da.

Şaşırtıcı anekdotları anlatmadan kitaptan bahsetmek eksik kalır. Kitabın akışı içinde o anekdotların karşınıza parça parça çıkması tatlı bir heyecan.

Ertem Eğilmez’in filmleri o gün ne kadar iyi geliyorsa bugün de o kadar iyi geliyor. Aile de o zamandan bu zamana aynı biçimde kurulup kutsanıyor. Kadınlar için yer yer değişen pratikler olsa da bu hâlâ böyle…

“Aile bir güzelliği her zaman yaratmaz ama güzellikler bir aile yaratabilir. Yalnızca film icabı değil, gerçekte de…”

Biz Güzel Bir Aileyiz / Hakan Güngör / h2o kitap