Yanlış insandan doğru boksör olmaz...

Ara Karanfil dünya eski kick boks ve Avrupa şampiyonu. 'Kuzey Güney' dizisi için Kıvanç Tatlıtuğ'u yetiştiren usta olarak duyuldu adı. Hatta o da dizide 'Zımba' karakterini oynuyor. Ancak onun hikâyesi bu kadar değil. Boks için okulu bırakmasından dünya şampiyonluğuna giden yolda boksun, kırılan kemikler, moraran yüzler, kanayan bedenlerden çok daha fazlası olduğunu fark ettiğini söylüyor: 'O yüzden boks, aşkım, tutkum, hüznüm, evim oldu. Beni hiç bırakmadı, ben de onu.'

27 Kasım 2011 Pazar, 08:14
Abone Ol google-news

Ara Karanfil dünya eski kick boks ve Avrupa şampiyonu. Benim için iyi bir dost, güzel bir adam. Onunla tanıştım tanışalı hikâyesini yazmak istedim ama olmadı. Sonra bir gün “Kuzey Güney” dizisi için Kıvanç Tatlıtuğ’u yetiştirdiğini duydum. Bir araya geldik ve konuştuk. Meğerse Karanfil dizide de oynuyormuş. Hakkında çok şey yazıldı söylendi ama o ortalarda yoktu. Zaten Karanfil konuşulmayı pek sevmiyor, kendini sakınıyor, yalnızlığı seviyor. “Zaten boks da böyledir” diyor. Biz de Ara Karanfil ile hikâyesini baştan aldık, boks için okulu bırakmasından dünya şampiyonluğuna giden yolda yaşadığı her şeye biraz dokunduk. Bir şampiyonun aldığı darbeler nedeniyle gözünde başlayan rahatsızlık yüzünden ringlerden erken uzaklaşmasının buruk tadı kaldı geriye. O ise ruhunun seçtiği bu sporu yaparken yaşadıklarıyla hayatı anlamlı hale getirdiğini anlattı.

- Kimdir Ara Karanfil?

- İstanbul doğumluyum, tarihin önemi yok. Sokaklarda büyüdüm, öğrenimimi lisede yarıda bıraktım, terk ettim. Çünkü aklım fikrim spordaydı, boks yapıyordum, dövüş meraklısıydım.

- “Dövüşmek” için mi liseyi bıraktın, çok mu kavga ediyordun?

- Dövüşmek ile kavga etmek ayrı şeyler. Ben kavga etmezdim ki! Fiziğim o zamanlar da fena değildi. Bir sorun olduğunda herkes bana gelirdi, konuşarak çözerdik. Tabii benden korktukları için etrafımdakiler ne dersem dinlerlerdi. Zaten dokuz yaşında spora başlamıştım. 14 yaşında da amatör kulüplerde maça çıkıyordum.

- Peki neden boks, hatta kick boks?

- Ruhunun seçtiği yöne yürürsün, nedeni çok bilinmez. Benim için doğru yol buydu. Pusulam ruhumdu, o yüzden ringde olmalıydım. Klişe tabiriyle kader beni seçti.

- Dövüşçü olunmaz doğulur mu?

- Ben buna inanıyorum, çalışmak ve disiplin elbette sporun ilk kuralı ama yetenekli doğmanız ve bedeninizin buna izin vermesi gerekli.

- “Dövüşçü” tanımı işi spordan alıp şiddete yönlendirmiyor mu?

- Evet, daha agresif ve yırtıcı bir anlama getiriyor. “Dövüşçü” derken bahsettiğim; doktor, mühendis, gazeteci gibi bir meslek. Mesela hayatımı spor kurtardı, mesleğim bu. 35 yıldır kick boks yapıyorum ve pişman olduğum günüm olmadı. 2002 yılında jübile yaptığım güne kadar ringden inmedim. Dünyanın her yerinde dövüştüm, 1994 yılında Almanya'da, Berlin’deki dünya şampiyonasında birinci oldum, sonra da Avrupa şampiyonluğu...

- Neden bıraktın? Yaş yüzünden olmasa gerek, hâlâ dövüşebilirsin aslında.

- Yıllardır aldığım ağır darbeler nedeniyle sol gözüm iç basınç yüzünden sekiz numaraya yükselmişti. Sağda da aynı sorun vardı. Ciddi bir görme tehlikesi başlamak üzereydi. Zaten boks da görmek demek!

- Burnun kırıldı mı ya da elmacık kemiğin?

- Rusya’da bir maçta burnum kırıldı, çok korkunç kanıyordu ama maçı bitirdim. Kaybettim ama bırakmadım.

- Ya sen rakibinin bir yerini kırdın mı?

- Elbette; burun, çene, kol, kaburga...

- Nasıl bir spor bu?

- Zihniyeti farklı. Kimse kimseyi öldürmek için yapmıyor bu sporu. Tabii bazen talihsizlikler de oluyor. Çok anlatılacak ya da savunulacak bir tarafı yok, yaşanması gerekli. Maçta kemiklerini kırdığın rakibinle maç sonrası kucak kucağa ağlayabilirsin de.

- Seni sevenler, ailen, dostların, sevdiğin kadın... Onlara maça çıkarken “her şeye hazırlıklı olun” dediğin oldu mu?

- İstanbul’da trafiğe, sokağa çıkarken de böyle diyebilirsin ki! Maça çıkan bir boksörün arkasındakiler evet, her zaman her şeye hazırlıklı olmalı.

- “Burnum kırıldı” demiştin kaç kez nakavt oldun, ya da çok hırpalandığın oldu mu?

- Burnum defalarca kırıldı ama hiç nakavt olmadım! 190 küsur resmi maçtan 130 tanesini kazandım. Mağlubiyetlerim puan usulüydü. Yalnızca bir kere Marsilya’daki bir maçta çok hırpalandım ve pasif nakavtla kaybettim. Yani yerde kalmadım, ayağa kalktım ama zihnim kapalıydı. Zombi gibi ayaktayım. Hakem de gözlerime bakıp, ben ayaktayken nakavt kararı verdi. Zaten o an ayakta olduğumu bile hatırlamıyordum. O organizasyon çok sertti. Birçok ölüm tehlikesi ve beyin kanaması yaşanmıştı. Hırvat bir çocuk vardı, maçtan önce birlikteydik sonra bitkisel hayata girdi aldığı darbe yüzünden ama sonrasını soramadım ve oradan ayrıldık.

- Bu işin ne kadarı korku?

- Kaybetme korkusu ve dayak yeme korkusu başka. “Ben korkmuyorum” diyen dövüşçü yalan söyler ama ben hiç korkarak dövüşmedim. Mesleki bir kazanma hırsı sanırım korku yaratıyor. Öteki türlü korkunuz varsa başaramazsınız, hatta mağlup başlayabilirsiniz.

- Jübile yaptın, ringi özlüyor musun?

- Tabii özlüyorum, bazen koçluk yapıyorum kenarda o zaman çok hissedilir oluyor özlem. Orada olmak istiyorum, taktik vermek yerine oraya çıkmak istediğim oluyor.

- Hayatını nasıl yaşadın peki, hiç evlenmedin mi mesela?

- Hiç zamanım olmadı, zamanım olsa da bir boksörle yuva kurmak kolay bir şey değil.

- Çocukların olsa, onlar da boks yapsın ister misin? İzleyebilir misin onları?

Ben bugünlere çok zor şartlarda geldim. Çocuğumun da sporcu olmasını isterim, ringde görmekse istemem.

Kıvanç Tatlıtuğ ringe çıksa kolay yenilmez

- Kıvanç Tatlıtuğ’u “Kuzey Güney” dizisine sen hazırladın. Herkes onu konuşurken bir yandan da seni merak ediyor ama dizide oynadığını bile bilmiyorlar. Hem nasıl başladı bu hikâye?

- Kıvanç ile beni Ömer Gürsoy tanıştırdı. Bana geldiğinde bu sporu öğrenmek istediğini söyledi, projeyi ilk zamanlarda bilmiyordum. Dört beş ay çok yoğun bir program yaptık. O da geldiği andan itibaren kendini bana teslim etti. Şöhretini ve ismini bir kenara bıraktı. Zaten başka türlü bu kadar zamanda böyle bir başarı yakalayamazdık.

- Nasıl bir öğrenciydi?

- Hırslı, disiplinli ve yürekli. Hakkını verecek kadar da yetenekli bir çocuk Kıvanç. Gerçek hayatta da iyi dövüşür hatta işini bıraksa dövüşse çok iyi bir boksör olur. Mesela Kıvanç olmasa o dizide de olmazdım. Yönetmen ve senaristlere beni öneren de oydu. Sonra senaryoyu okudum ve denemek istedim.

- Şimdi kafanda neler var?

- Dizi devam ediyor, belki ilerde farklı oyunculuk deneyimlerim de olur. Zaten ömür biter spor bitmez, çalıştırdığım öğrencilerimle geçiyor zamanım. Bundan iki yıl önce Balıkesir’in Erdek ilçesinde “Fight Time Thai Boks” müsabakalarını düzenledim. Bu organizasyonu Türkiye ve dünyada daha farklı yerlere taşımak istiyorum. Derdim, dövüşmekle kavganın ya da şiddetin başka şeyler olduğunu anlatmak.

Zeybek oynarken rakı içerim

- Boksörlükte yaptığın en büyük hata?

- Çok büyük bir hata yapmadım ama bu işteki en büyük hata sorumsuzluktur, kendine, bedenine ve karşındakine karşı...

- Boksör olmasan ne olurdun?

- Oyuncu. Aksiyon sahnelerinde oynardım mesela.

- Oldun da zaten ama şimdi. “Kuzey ve Güney”de Zımba karakterini canlandırıyorsun. Ona birazdan geleceğim. Çok iyi zeybek oynadığını gördüm. Seni izlemek keyifli. Nereden geliyor zeybek?

- Ruhani bir dans, her zaman değil zamanı geldiğinde yapılanlardan. Dansta ve sporda ruh çok önemli. Beden seçer bir yandan da dansını, Zeybek de öyle işte benim için. Bedenimi ve ruhumu yansıtıyor. Köşeleri sert ama estetik bir dans.

- Bir duble rakını da eksik etmiyorsun zeybek yaparken!

- Onsuz olmaz elbette. Tek bir duble içki hakkım var o da zeybek yaparken. Sigaranın ne olduğunu bilmiyorum, alkol kullanıyorum ama dengeli. Ben kendime iyi baktım, sen de bak, herkes baksın. Herkesin hayatında bu kadar spor olamaz ama en azından yürüyün, merdivenleri çıkın. Bedeninizin kıymetini bilin, öyle yaşayın.

Önce adam olacaksın sonra boksör

- Çok sakin, dingin birisin. Uzun zamandır tanıyorum ve hiç agresif görmedim seni, hep huzurlu ve rahatsın.

- Önce adam olacaksın sonra boksör. Boksör demeyelim ya da sporcu. Ne iş yaparsanız yapın donanımlı olmalı insan. Hayatı yalnızca işinizle tercüme edemezsiniz. Yoksa sınırlarınızın dışına çıkamazsınız. Bana sorarsan hayatında hep mütevazı olmalı insan. Bedeniyle, gücüyle varlığını ispat etmek olursa derdi, kibrine yenilir çünkü. Dolu başak eğik durur, boş başak dik durur. Dik duran, boşluğundan dik durur yükü yoktur. Dolu başak olmaya çalıştım, başım hep öne eğikti, hep saygım vardı karşımdakine. Zaten spor, kişiliğimin oturmasında, benliğimi bulmama çok yardım etti. Eksik ne varsa hayatımda tamamladı. Aşkım, tutkum, hüznüm, evim oldu. Sığınıp ağladığım da spor oldu. Beni hiç bırakmadı, ben de onu.

- Kendini frenlemeyi nasıl beceriyorsun. Trafikte, sokakta...

- Her türlü tartışmayı problem haline gelmeden çözmeyi öğrendim. Sağduyulu davranıyorum, hatta dışarıdan farklı görünecek kadar sakin ve sağduyuluyum. Çünkü olası bir kavganın sonucu karşımdaki için hayırlı olmayacak, bunu biliyorum. Bazen bunu hissettirmem gerekiyor. Benim sporum ringdedir, buna inandım ve sokakta kavgam olmasın diye çok uğraşıyorum.

 

Her yaş ve meslekten yedi binden fazla öğrencim var

- Parasız kaldığın zamanlar oldu mu, neler yaptın o zaman?

- Ders verecek kadar usta olana kadar çok zor koşullarda yaşadım. Bazen o filmlerdeki gibi yeraltında da maçlar yaptım eskiden.

- Kimlere ders verdin, bir genelleme yapabilir misin?

- Yedi binden fazla kişi yetiştirdim, tam olarak 7018. Jübileden önce ve sonra. İsimler önemli değil ama oyunculardan, mankenlere, bürokratlardan, milletvekillerine ve emniyet birimlerine özel dersler verdim. Bu saydıklarım arasında kadınların oranı da epey yüksek.

- Herkese ders veriyor musun?

- Güvenmem, tanımam ve inanmam gerekli. Beni bilenler bilir, internet sitem, ajansım yok. Gelenler muhakkak birini referans verir. Bu anlamda ticarileşmedim. Bana gelirsin, sohbet ederiz, seni tanırım. Başlarız ya da başlamayız. Bu bir yoldaşlıktır çünkü yanlış insandan doğru sporcu olmaz, dövüşçü hiç olmaz. İnanmak ilk şartım, kibrini bırakıp gelecek bana gelen.

- Seni pek bilmiyorlar, gizli kahraman gibisin...

- Kendimi anlatmayı sevmiyorum, belki de iyi beceremiyorum. “Ben buradayım” demedim hiç. İnsanlar istesin ve beni bulsun, güzel olan bu. Beni arayan bulur. Bak bu da çok uzun yıllardan sonra ilk röportajım. Seni tanımasam röportaj da vermezdim zaten.

(Fotoğraf: Mehmet Turgut)