Yaşar Kemal En Büyük Cumhuriyetçi Yazardır

Başlıktaki yargı sadece bana aittir ve kendi kuşağıma olan saygıya bağlı olmadığını söyleyebilirim. Bunu Yaşar ölmeden söyleyememiş olmaktan üzgünüm. Bu yargının nedenlerini ve Türkiye için düşünmeğe başladığım yıllarda onun iki romanından nasıl etkilendiğimi aşağıda bulacaksınız. Ayrıca onunla tanışma ortamına ilişkin bu öykü, onun gelecek biyografisine bir dip not olarak da girebilir.

06 Mart 2015 Cuma, 16:25
Abone Ol google-news

Yaşar Kemal ün kazanmış ve pek çok insan tarafından sevilen bir yazar olarak yaşamından memnun olarak öldü. Onun sadece yazar olarak tanınması ve günün yel gibi değişen modalarıyla raflarda sadece edebiyatla uğraşanları ilgilendiren bir eski yazar olarak anılması yanlış olur.

Tarih bilmeyen bu toplumda, Yaşar Kemal’in, blue jean, araba, süpermarket arasında hatırlanacak bir yazar olması da günah olur. Bu toplum Anadolu’yu bilmiyor. Kendi tarihini, Kurtuluş Savaşı’nı inkar ediyor. Yeni emperyalist ekonominin oyuncağıdır.

Oysa Yaşar Kemal’in temsil ettiği ve anlattığı bir çağ ve yani bir ülke var, bir dil var. Bir irade ve politik gösteri var. Bunların yaşamı ve yapıtı ile birleştirilerek Türkiye’nin doğru bir Cumhuriyet tarihinin yeniden yazılması gerekir. Kuşkusuz bu sadece onun için yapılmayacak. Bu yolda yapılacak şey sonsuz. Fakat ölümü de bu yönde düşünmeyi teşvik etmeli!

YAŞAR KEMAL NİÇİN EN BÜ- YÜK CUMHURİYETÇİ YAZAR?

Nedeni kanımca şu: Şeyh Said İsyanı döneminde büyüyen bir Kürt çocuğu, ama Anadolu’yu ve Anadolu insanını en güzel Türkçeyle anlatan bir Cumhuriyet yazarı. Sevgi dolu, kin taşımayan bir Türkçeyle o dilin en güzel romanlarını yazan ve Cumhuriyeti savunan bir Kürt! Onu böyle olmayan Türklerle karşılaştırabilir misiniz? Onun için Yaşar Kemal Cumhuriyeti yüceltenler arasındadır.

Cumhuriyeti savunanlar çağdaşlığı savunanlardır. Benim yaşıtlarım arasında benim en iyi arkadaşlarımın başında, Yaşar Kemal gibi, Cumhuriyeti, çağdaş uygarlığı savunanlar içinde, olasılıkla Ankara’nın en yetkin Belediye başkanlarından biri olan Vedat Dalokay da vardı. Dersim’liydi. Sorun, çağdaş olmak ya da olamamaktır. Yaşar’ın ölümü bana yine bunları düşündürdü.

Yaşar Kemal’le ilk kez Sabahattin Eyüboğlu’nun Maçka’daki evinde tanıştık. Biz de onun yakınına taşınmıştık. İTÜ’de aynı kürsüde hocalık yapıyorduk. Magdi Rufer (Eyüboğlu) İsviçreli bir piyanistti. Melek gibi bir kadındı. Kızımın piyano hocasıydı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ve Demokrat Parti döneminde Eyüboğlu’nun evi aydınlanma ruhunun fokur fokur kaynadığı ocaklardan biriydi. (Bazen Tekke de derdik. Çünkü Sabahattin Bey derviş ruhlu ve davranışlı, gösterişsiz bir insandı. Bir Yunus Emre hayranı idi.) Aydınlanma ruhu, ya da Cumhuriyete hareket getiren çağdaşlık eğilimi partilerde değil, küçük aydın gruplarındaydı. (Zaten ondan sonra partilere nüfuz edemedi.) Eyüboğlu evinin devamlı ziyaretçileri arasında Yaşar Kemal de vardı. O sırada Cumhuriyet Gazetesi’ne muhabir olarak girmişti.

Ev yolumun üzerindeydi. Bazen üniversiteden beraber çıkardık. Küçük apartmanın zemin katındaki gösterişsiz dairesinin, renkli fırıldaklarla süslediği terasında otururduk. Yaşar’ın sesi bütün sesleri bastırarak dalgalanırdı.

Azra Erhat, Vedat Günyol ve Eyüboğlu’nun her şeyi unutarak, Herodot çevirisi yaparken ki tartışmalarını dinlerdik. O günler Türkiye’de yıldızın parladığı günlermiş.

ANADOLU RÖPORTAJLARI

Yaşar Kemal’in Anadolu röportajları benim sürekli okuduğum tek gazete yazıları idi. O dönemin en iyi Anadolu muhabiri olduğuna inanırım. Hem konuların Cumhuriyeti ilgilendiren can damarının üzerine basar, hem gerçek bir insanı olarak anlattıklarını iyi bilir, hem de gerçekten güzel yazardı.

Sonra İnce Memet romanını okudum. Yerli romanlar içinde en çok etkilendiğim ve eşimle birlikte birkaç kez okuduğumuz bu roman, bana sanki bildiğim şeyleri yeni bir üslupla yeniden anlatıyor gibi gelirdi. Çünkü ben de yaşamımın 1934-1943 yılları arasını Anadolu’da köyde, küçük kentlerde ve nüfusu 200.000’i geçmemiş, bürokrasi ve köylü Ankara’sında geçirdim. Bu bildiğim bir dünya idi. Ama bu kadar güzel olduğunu bana anlatan olmamıştı. Yabancı edebiyet yazarları içinde Tolstoy, Gogol, Çehov okuyucusu olarak, Yaşar Kemal’le övünüyordum.

Bu arada toplumun tutuculuğu ile onun insanlarını sevmek arasında bir ilişki olmadığını da öğrendim.

ÇAĞDAŞ TÜRK DESTANI

Sonra Orta Direk romanını okudum. ‘İnce Memet’ bir insandan, ‘Orta Direk’ koca bir göçten söz ediyordu. Onu her zaman en büyük çağdaş Türk destanı olarak görürüm.

Yaşar Kemal’in pek çok romanını okudum. Her zaman yetenekli, yaratıcı, gözlemci olarak büyük bir yazardır. Fakat ilk okuduğum ikisi, benim Anadolu ve Anadolu insanı sevgimi pekiştirdi. Hatta Amerika yollarında Anadolu’yu özlettiğini de anımsıyorum.

‘Meryemce’, kanımca Anadolu köy kadının en büyük simgesidir. Bugün, bütün kadınlar o roman kahramının yanında çok küçük kalıyorlar.

Cumhuriyetin dil vurgusunun ürünü sadece Yaşar Kemal ile olsaydı yeterdi. Ama o dil pek çok yazar ve düşünür yetiştirdi ve düşünenlere güçlü bir araç sağladı. Yaşar Kemal gibi büyük yetenekler de Dil Reformu’nun ne kadar önemli bir devrim olduğunu kanıtladılar.

Aydınlanma bağlamında da şunu anımsamak gerekir: Fransız Devrimi’nden sonra Marks ve Freud okumayan aydınlanmacı olmaz.

Türkiye’nin popülist söyleminde, Marks, sol, komünist ve Rus düşmanlığı birlikte düşünülmüştü. Bu da yazar ve çizeri dışlamak için ucuz bir slogan olarak kullanılmıştı.

Not: Geçen haftaki “Cumhuriyet Devrimi Neydi, Kim Yaptı” başlıklı yazımda bir isim eksikliğini gideriyorum: “Anadolu insanının Cumhuriyet’in kuruluşuna nasıl katıldığını çeşitli yayınlardan öğrendik. Bunun özel bir örneğini genç bir doktora adayı olan Yüksek Mimar Çiğdem Bilgen’in yüksek lisans çalışmasında buldum.”