Yedi kent, yedi öykü ve... Y. Bekir Yurdakul'un yazısı...

Türkiye’mizin yedi bölgesinden yedi kentine götürüyor bizi yazar, birbirinden ilginç, çarpıcı, merakla okunan yedi öykü eşliğinde... Yeni tatlar, bambaşka ve kıymetli varlıklar, çoğumuzun adını bile duymadığı/ unuttuğu sebzeler, meyveler, ürünler; kimi etkinlikler, arkeolojik kazılar... Herhalde en iyisi okuyarak gezmek, görmek, tanımak...

21 Ocak 2021 Perşembe, 23:55
Abone Ol google-news

Kitabın adı duraklattı beni. Çocukluğumdan bu yana okuduğum masallar geldi aklıma; nice uygarlıktan emanet kalıntılar ve bir yığın fantastik öykü...

Derken kentler sökün etti. Her bölgemizden bir kent. İlkin gidemediğim ikisini, Hatay ve Tunceli’yi okudum. Kahramanlarımız, her kentimizde coğrafi işaret almamış bir ürün olsun bulabilecekler miydi merakıyla... Kısa sayılacak bir zamanda tarımda, turizmde, tarihte bir yerlerde unuttuklarımızı düşünerek...

Şiirlerimize dize olmuş dağları, türkülerimize tutunmuş yaylaları düşüne düşleye; kurumaya yüz tutmuş gölleri, zincire vurulmuş dereleri anımsayarak, derinden derine ortalığa sinen toprak kokusunu duyumsayarak...

UYGARLIKLAR VADİSİ

Bu ilginç yolculukta ilk durağımız Aydın. Gastronomik şifreler araştırma ödevi için Ulu Şef’i zor da olsa ikna edip yola çıkan Zaman ve Şans’ın peşine takılıyoruz. Coğrafi olarak işaretlenmemiş bir ürün bulmaktı öncelikle dertleri ve Büyük Yarış’a hazırlanmak.

Önce ballı incirle kesişiyor yolumuz. Sonra kestane, az ötede zeytin... İçi dışı, fidanı ağacıyla her biri bambaşka öyküler barındırıyor. Anlıyoruz ki incir, kestane, zeytini kısacası ürünümüzü koklar seversek ondan yapacağımız tatlılar da sanat eserine dönüşecek.

Gün inerken konaklamaya uygun bir yer, akşam yemeği ve Şans’ın duyduğu sesler. Ne ki Zaman da inanmaz ona Ulu Şef de. Sabah kalktıklarında Şans ortalarda yoktur. Onu bir ağacın dalları arasında bulduklarında haklı olduğunu da görürler.

DAĞLARIN KENAR SÜSÜ

Türkü’nün tembellik hakkını kullanacağı güne rast gelmiştir zorunlu ışgın toplama günleri. Cevza Hanım, ot yoluna düşürmüştür ellerde seleler torbalarla kadınlar birliğini... Türkü ve Aliye de aralarında...

Aradıklarını bulamayınca “Işgınlara ne oldu?” filminin çekilme aciliyetini yanı sıra biyodinamik tarımı da gündemlerine alırlar. Yedi kat yabancının köklediği güzelim ışgını, zebul ve kengeli de kendileri doğal olarak yetiştirip kendileri satacaktır. Munzur’un hiçbir otu heba edilmeyecektir artık. Işgın yolunda buldukları yaralı dağkeçisini avcıların elinden kurtarıp iyileştirmeye koyulmuşken şu av denen beladan kurtulmayı da tasarlarlar.

KÜLTÜRLER ŞEHRİ

Bu kez Antakya yakınlarında bir kazı alanındayız. Şirin ve Işık, gazeteciliklerinin ilk yılında, Hatay’a ait pek çok gastronomik ürünün tesadüfi olmadığı düşüncesiyle, “Eski çağlarda yeme alışkanlıkları” yazı dizisi için oradalar.

Defne’yle konuşabilmek için işaret dilini öğrenmeye çalışır Şirin. Her şey yolunda giderken cep telefonu, cüzdan, kolye, bilgisayar, fotoğraf makinesi vb. birçok şeyin kaybolmaya başlaması, “dişe oyuk açar gibi özenle çalışan” ekibin tadını kaçırır. Benzeri garip olaylar bir anda tarihsel izler aramanın önüne geçmiştir.

YAYLALAR ŞEHRİ

Karadeniz’de kaç ada var, diye sorulsa sanırım yanıt kolay bir yerde değildir. O iki adadan birine, dünya mirası listesine aday gösterilen Giresun Adası’na doğru yola çıkan teknede kaptanın kızı Kiraz, Japonya’dan Takaşi ve Yoko da vardır. Yolda teknenin pervanesi ansızın duruverince “denize atılanlara şaşırmamayı çocuk yaşında öğrenen” Kiraz’la Takaşi soluğu suda alılar.

Kiraz pervaneyi durduran şeyi anlamaya çalışırken Takaşi sualtını fotoğraflamaya durmuştur. Pervaneden sıyırıp aldığı çocuk elbisesini beline bağlayıp çıkacakken ağa takılan vatozu kurtarmak ister. Ama vatoz, kaçarken zehirli iğnesini Kiraz’ın koluna saplar.

Japonya’ya dönmeden önce Karagöl Dağlarını da göstermek ister Kiraz konuklarına... Üç arkadaş, Karagöl’de ilk yokuşu tırmanırken yorgun topraklar, sinsice tutunduğu yeri bırakır ansızın kaymaya başlar.

SİNAN’IN MEMLEKETİ

Birbirine tıpatıp benzeyen Kuzen B ve Kuzen K, “organik kuzenler” olarak memleketleri Kayseri’yi gezmekte ve “podcast yayını”nı da bu kentten yapmaktalar. Merkezdeki gezilerine Soğanlı Vadisi’ni ekleyeceklerdir.

“Organik insanlığın saklandığını düşündüren” bir ilgiyle karşılandıkları Yeşilhisar’dan kiraladıkları araçla yola düşerler. Ancak kaza geliyorum diyecek, anayolun epey dışında araç yan yatacak, telefonları da savrulup gidecektir. Biri araçta sıkışırken öteki bir kokunun ardına düşüp yardım aramaya koşacaktır. Uzaklarda bir yerde kanatılan gilaburu reçelinden yükselen kokudur bu. Gilaburunun yalnızca reçeli var bu öyküde.

İPEK ŞEHİR

İpekböceği yetiştiriciliğiyle hayatını kazanan bir aileye konuk oluyoruz şimdi de. Diyarbakır’dayız. İpekböceğinin kelebek olamayışına gönlü bir türlü razı olmayan Güneş, son zamanlarda evden sessizce çıkmakta, bir süre sonra kan ter içinde dönmektedir. İşten mi kaçmaktadır ya da?..

Abisi izlemek ister ama hızına yetişemez. Başka bir gün arkadaşının motosikletini alır. Yine kan ter içindedir Güneş. Atletizm takımının seçmelerine hazırlanmaktadır. Abisi, “kozadan çıkmak, kelebek olup uçmak isteyen” kardeşinin sırdaşıdır artık.

Seçmeleri kolay kazanır Güneş. Yorulmak bilmezliğine antrenörünün de aklı ermeyecektir. Güneş’in gücü, koşmadan önce yediği çerezde saklıdır.

KAHRAMANLAR ŞEHRİ

Şimdi de kapya biberin anayurdu Çanakkale’deyiz. Antik kent Troya’dan sonra Yenice’nin kapya bahçelerine uzanıyoruz. Sirk başladı bile. Kapyalı omletiyle namlı Hasan Ustanın mutfaktaki cevizlerinin birer ikişer yok oluşu, akrobatlardan birinin yere sert inişi, palyaço zor duruma düşünce sahneye fırlayan patenli kızın ardından sirkin son günü, kusursuz bir gösteriye sahne olmuştur. Rahat bir soluk alınacakken mutfaktan yükselen dumanlar ve yerde hareketsiz yatan Hasan Usta.

Kitabı kapatmak üzereyken karşımıza çıkan “Yol ölçme!” uyarısı sevincin ve mutluluğun ulaşılacak bir istasyon değil yolculuğun kendisi olduğunu anımsatıyor. Çok okuyan mı çok gezen mi? Kitapların çıkardığı yolculukları düşününce derim ki ilkin İşaretlerin Peşinde’yle sonra her birine uğrak vererek tanıyalım kentlerimizi.

İşaretlerin Peşinde / Ülker Kurtcan / Sia Kitap / 167s. / 12+ / 2020.