Yola çıkmış filmler

Bu hafta vizyona giren dokuz yeni filmin arasında iki de yol flimi var: “Karavan” ve “Fakir: Bir Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu”

29 Haziran 2018 Cuma, 23:49
Abone Ol google-news

Bu hafta bize yol çıktı vizyon falımızda. Dün itibarıyla vizyona giren dokuz (sayıyla 9) filmin ikisi farklı coğrafyalarda geçen ve farklı alt metinlere sahip yol hikâyeleri anlatıyor. Bunların ilki, iki usta oyuncunun karşılıklı döktürdüğü ve yaşlılık, ölüme hazırlık gibi temalarla bezeli, duygusal komedi türündeki “Karavan - The Leisure Seeker”.

Ustalardan oyunculuk dersi

Helen Mirren ile Donald Sutherland’in başrollerini paylaştığı “Karavan”, 1975 model Winnebago karavanlarıyla yola koyulan ve geride bıraktıkları yetişkin çocuklarını endişeye gark eden yaşlı bir çiftin Boston’dan başlayıp Key West’te sona eren yolculuğunu anlatıyor. Burada bilmemiz gereken kilit noktalar: 1) John Spencer Ernest Hemingway hayranı emekli bir edebiyat hocasıdır, 2) Key West’e Hemingway’in evini görmeye gitmektedirler, 3) John Spencer bir anı bir anına uymayan, bir dakika önce söylediği şeyi bir dakika sonra unutabilen bir alzheimer hastasıdır. Yaklaşık 90 dakika boyunca bu iki tonton ihtiyarı takip ettiğimiz film özellikle Mirren ve Sutherland’ın ders niteliğindeki oyunculukları sayesinde izlenen, klasik bir yol filmi çizgisinin çok dışına çıkmayan ve ne yazık ki yer yer TV filmi seviyesine gerileyen bir yapım. İtalyan yönetmen Paolo Virzi’nin yönettiği filmin hangi gerekçelerle Venedik Film Festivali’nin ana yarışmasına kabul edildiği ise bizim için meçhul. Yine de yer yer gülümseten, yer yer de iki ustanın performanslarına hayran bıraktıran filmi izlemek, tam da basıp gitmeyi, tatile çıkmayı arzulayanlar için iyi bir tercih olabilir.

Dolaptaki Fakir

Romain Puertolas’ın 36 ülkede basılan popüler romanı “Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu”ndan sinemaya uyarlanan ve başrolünü Bollywood’un genç ve çok sevilen yıldızlarından Dhanush’un oynadığı “Fakir: Bir Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu” ise hem romanı okuyanlar için hem de okumasa da merak edip gidenler için bir hayal kırıklığının ötesine geçmeyecek kanımızca. Tek arzusu kaybettiği annesinin küllerini koymak için bir kap almak üzere IKEA’ya ulaşmak olan genç Ajatashatru’nun bir IKEA (filmde bu isim nedense hiç geçmiyor ama hangi mobilya mağazasından bahsedildiği çok açık) dolabında başlayan ve Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya derken yine Hindistan’da son bulan fantastik macerası son tahlilde didaktik bir mesaja bağlıyor tüm hikâyesini ve akılda hemen hiç yer etmeyecek sahneleriyle çabucak silinip gidiyor ne yazık ki.