Yükselişin ve çöküşün anatomisi!

Nazi Almanyası: Yeni Bir Tarih, Üçüncü Reich’ın 19. yüzyılın sonlarından başlayarak çöküşüne kadarki askeri, sosyal ve siyasi tarihini kapsayan, Klaus P. Fischer imzalı yetkin bir inceleme.

10 Nisan 2020 Cuma, 18:45
Abone Ol google-news

1933 ile 1945 yılları arasında sadece 12 yıl sürmüş olmasına rağmen Nazi Almanyası herhalde tarihçilerin hakkında en çok kalem oynattıkları bir dönem. İncelenmeye elbette değer birçok tarafı var. Her şeyden önce büyük bir soykırıma yol açmış, dünyayı birbirine düşürmüş uğursuz bir dönemdi. Nazi Almanyası’nın kendisine özgü “estetiği”, “sanatı”, örgütlenme becerisi, propaganda yöntemleri o kadar çok araştırmaya konu oldu ki, bu konuda artık yazılmamış ne var diye sorası geliyor insanın.

Klaus P. Fischer’in Nazi Almanyası: Yeni Bir Tarih adlı kitabı işte bu “yazılmamış ne var” sorusunun yanıtı bana sorarsanız. Çünkü Yavuz Alogan’ın son derece özenli çevirisiyle kendisini zevkle okutturan kitap Nazi Almanya'sının tarihi, totaliterliğin kökenleri ve Nazi Partisinin tarihsel köklerini anlatıyor. Kitap, Üçüncü Reich’ın 19. yüzyılın sonlarından başlayarak çöküşüne kadarki askeri, sosyal ve siyasi tarihini kapsayan çok iyi bir inceleme.

Fischer Nazilerin kitle desteğinin tarihsel arka planına yoğunlaşıyor kitabın ilk bölümlerinde. Hitler’i iktidara getiren siyasi / kültürel bir yapı olduğunu, Nazilerin o kültürel yapı üzerinden güç kazandığını anlatıyor. Alman toplumunun dirlik, düzenlik, otorite düşkünlüğünü toplumda yaygın bir söylem olan “insan ırkı teğmenle başlar” cümlesini anımsatarak gösteriyor Fischer.

HİTLER’İN YÜKSELDİĞİ ZEMİN

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıktıktan sonra savaşın galip ülkelere her anlamda kaybettirdiklerini tek başına ödemek zorunda bırakılmış Almanya'da halkın haksızlığa uğramışlık duygusunu, hastalıklı Yahudi düşmanlığıyla birleştirerek ustaca kullanan küçük bir askerin nasıl büyük bir muktedire dönüştüğü de ayrıntılı biçimde veriliyor.

Hitler’in kişisel özelliklerinin, normal olmayan davranışlarının analizinin yapıldığı bölümler kayıtsız kalınacak gibi değil. Hitler’in sıradan bir askerken, önce kendisinden daha eğitimli askerleri daha sonra halkın neredeyse tamamına yakınını adeta büyülercesine nasıl peşinde sürüklediğini okurken, bunun sadece bir kişinin karizmasıyla olmayacağı gerçeğini de anlayabiliyor okuyucu.

Birinci Dünya Savaşı sırasında ve hemen sonrasında Almanya’da Sovyetler Birliği’nin ardından Sovyet cumhuriyetinin ilan edildiği bir Almanya anlatıyor Fischer. Rosa Lüxemburg’u, Karl Liebnicht’i izleyebiliyorsunuz ilgili bölümlerde son derece canlı ifadelerle. Lenin’in Hitler’le bir dönem aynı sokakta oturmuş olmaları gibi bilgiler de çıkıyor karşısına okuyucunun.

Hitler’in aslında somut hiçbir nedeni olmayan Yahudi düşmanlığının, kendisinden önceki antisemitlerin konuşmalarından, çıkardıkları yayınlardan etkilenerek oluştuğunu, sonraysa Hitler’in, destekçilerinin önüne çoktan “şeytanlaştırdığı” Yahudi’yi attığını ayrıntılı biçimde veriyor.

PEŞİNE DÜŞÜLEN FANTEZİ

Hitler’in “sağlam temeli”nden söz eden Fischer’e göre bu temel Sosyal Darwinizm, antikomünizm ve antisemitizm’e dayanır. Hitler’n bunlara ulaşması, - iddia ettiği gibi - yoğun araştırmalar, incelemeler sonucu olmuş değildir. “Hitler’in kanaatleri ya kişisel zaaflarının akla uydurulması ya da gerçekdışı fantezilerinin güçlü yansımalarıydı” diyor Fischer.

Bir bireyin gerçekdışı fantezilerinin dirlik, düzen, otorite üzerinde yükselen katı Alman gerçekçiliğiyle nasıl bağdaştığı merak edilebilir haliyle. Savaştan yenik çıkmakla hayli örselenen Alman gururu “akla uydurulmuş zaafların” ya da “güçlü yansımaları olan gerçekdışı fantezilerin” cazibesine kapılacak bir kendini kaybediş içindedir. Hitler’de, kendisine yeniden gücünü hatırlatan o “teğmen”i görür. Bedeli elbette son derece acı olacaktır.

İnanılmaz bir halk desteğine sahip Alman Nazi Devleti’ne, (Fischer Totaliter Irksal Devlet demeyi tercih ediyor) karşı çıkan Almanların varlığından da haberdar ediyor bizi kitabında. Bunlar sosyal demokratlar, dini muhalifler, akademisyenler, komünistler, muhafazakârlar, nihayet askeri liderlerdi. Hitler’in istihbarat ağıyla muhaliflere göz açtırmadığı dönemlerde bu muhaliflerin işi kolay değildir. Ama vardılar, yoktu diyenleri Fischer, neden bir milyondan fazla Almanı toplama kamplarına hapsettiler sorusuna yanıt aramaya davet ediyor kitabında.

Sıradan Almanların Nazi rejimine nasıl tepki verdiklerini gösteren iki kaynak olduğunu öğreniyoruz. Biri ünlü Heydrich’in ajanlarının hazırladığı raporlar, öteki de sosyal demokrat kesimlerin, sürgündeki Sosyal Demokrat Parti’ye ilettikleri tanıklıkları.

DİRENEN ALMANLAR DA VARDI

Tabii Nazilere muhalefet edenler arasında Münih Üniversitesi’nde ortaya çıkan Beyaz Gül hareketinin yeri başkadır. Sophie ve Hans Scholl kardeşlerin liderliğini yaptığı bu küçük direniş grubu filmlere de konu oldu. Grubun ortaya çıkmasıyla birlikte iki kardeş ile onlara rehberlik eden Profesör Kurt Huber idam edildiler.

Kitabında Fischer, Almanları maceraya atan faktörleri çok başarılı bir biçimde vurguluyor. Hitler’in bu faktörlerden nasıl ustalıkla yararlandığını da gösteriyor. Hitler’i tam anlamıyla anlatabilmiş midir bilemem ama eğer anlatamadıysa bu Hitler’in ne kadar açıklanamaz bir figür olduğunu gösterir, yazarın başarısızlığını değil.

Nazi yönetimi sona erdikten, sorumluları yargılandıktan sonra, kimilerince “Nazilerin yaptıklarından Almanlar daha ne kadar zaman suçlanacak?” sorusunun da sorulduğunu anlatıyor Fischer. 1950’lerde yaşanan ekonomik mucizenin Nazilerin sorgulanmasını unutturduğunu belirten, bu duruma da Kolektif Hafıza Kaybı diyen yazar, Almanların çoğunun Nazi mirasıyla boğuşmayı reddettiğini de anlatıyor.

Hatta 1960’larda Alman okullarında Nazi geçmişle yüz yüze gelmenin olanaksız hale getirildiğini de vurguluyor. Almanlar ancak, toplumsal itiraz hareketlerinin özellikle gençlik eliyle yükseldiği 60’lı yılların sonunda “yakın geçmişleriyle”, elbette Nazi dönemiyle hesaplaşma içine gireceklerdir.

Bugüne kadar bu konuda okuduklarım içinde en doyurucu çalışmalardan biri bu kitap. Sıkıcı olabileceği kanısına kapılanlar varsa hemen belirteyim, asla sıkılmayacaklar okurken. Çevirmenin başarısı kitabın rahat okunurluğundan da anlaşılabilir.

Kitaplığınız bu güzel kitaptan mahrum kalmamalı.

Nazi Almanyası: Yeni Bir Tarih / Klaus P. Fischer / Çeviren: Yavuz Alogan / Alfa Yayınları / 879 s. / 2020.