‘Her şey sayıdır!’ Y. Bekir Yurdakul’un yazısı...

Bitmese dediğimiz bir matematik dersi gibi akıp giden öykü bizi Sisam’dan Ortadoğu’ya, bugün de dünyanın düşsel incisi Babil’e, Mısır’a, Kroton’a götürüyor. Bütün bu coğrafyanın serin sularında bilimle kör inancın, adaletle zorbalığın, gelişmeyle bağnazlığın çatışmasına içeriden ve sımsıcak bir seslenişle tanık kılıyor.

22 Ocak 2022 Cumartesi, 00:01
Abone Ol google-news

Desen: LUCA NOVELLI

“Derslerimizi edebiyatın, örneğin şiirin, öykünün sıcaklığıyla sarıp sarmalasak...” demeye kalmadı, küçücük salonu varlıklarıyla kocaman kılan öğretmen dostlardan biri araya girdi: “Edebiyatçı, Türkçeci arkadaşların işi kolay. Bizim için öyle mi?”

Matematik öğretmeni olduğunu öğrenince yakınan arkadaşın - edebiyatın, şiirin her yere yetiştiğini anımsatıp - Nahit Ulvi’nin, “Beş” şiirini seslendirdim.

Ardından Ceyhun Atuf Kansu’nun “Nar Türküsü”nün ilk dizelerini: “Çatladı nar/ Şimdi başlar/ Yaşamanın geometrisi./? Üçgen dörtgen beşgen/ Üç iken dört iken beş iken/ Dağılır tane tane yeryüzüne...”

Sonra “Sibernetik” şiiriyle Turgut Uyar düştü aklıma, bir de Güngör Tekçe’nin “Sayılar”...

Bir anda anımsadıklarımı, daha çoğunu, Pisagor ve Şu Lanet Sayı, “Ben de buradayım.” diye seslenince yeniden seslendirdim kendi kendime. Sonra şu, kitabın adına da tırmanan “lanet sayı”ya takıldım.

Luca Novelli’nin yazıp resimlediği, dilimize Nükhet Amanoel’in başarıyla aktardığı bu biyografinin beni çeken başka bir yanı da kitabın adındaki bu sözceydi işte.

Değilse okulla buluşmamın ilk yıllarında tanıştığım Pisagor söz konusu olunca onunla ilgili bir yapıt elbette ilgimi çekerdi. “Sayılar...” demişti “ilk” öğretmenim, “Çarpım cetveli... aslında Pisagor Tablosu...” demiş, hepimizi bir anda, çok önemli bulduğu bu bilgenin yaşadığı çağa götürmüştü. “Ötesini ortaokulda...” diye de eklemişti.

Günümüzde çocuklarımız ne zaman tanışmaktalar Pisagor’la; bizim kadar erken mi, bilmem!

BİR SAYI TUTKUNU

Pisagor kendi zamanında da bir deha olarak görülmüş, sözüne kıymet verilmiş. Ortadoğu’dan Mısır ve İtalya’ya uzanan geniş bir coğrafyada yaygın olarak tanınmış, sevilmiş, Sisamlı (İyonyalı) bir bilgin. Öyle ki Batı dünyasında “filozof”, başka bir deyişle “bilgiyi seven” olarak addedilen ilk bilgin de odur.

“Sayılar her şeydir.” diyen, “sayısal ifadelerin meyvesi olarak armoniyi ve simetriyi işaret eden ilk kişiler arasında da yer alan Pisagor, matematiği, “bilimin kraliçesi” mertebesine ulaştıran öncülerden biridir.

Kimi teoremlerin ispatçısı ya da çarpım tablocunun mucidinden çok daha fazlası olan Pisagor, yaşadığı çağda da hem sevilmiş hem nefret edilmiş.

Daha kitabın ilk sayfasında, yani “anlatıcı ses olarak” Pisagor’la tanıştırmadan, onunla ve bugün bile yer yer gizem barındıran yaşamıyla ilgili kimi bilgileri okuruyla paylaşmayı yeğlemiş yazar.

Arada araya “yazar” girse de çoğu zaman Pisagor’un seslenişiyle ve sevdiğimiz bir öğretmenin bitmese dediğimiz bir matematik dersi gibi akıp giden öykü bizi; Sisam’dan Ortadoğu’ya, bugün bile dünyanın düşsel incisi Babil’e, Mısır’a, Kroton’a götürüyor.

Bütün bu coğrafyanın serin sularında bilimle kör inancın, adaletle zorbalığın, gelişmeyle bağnazlığın çatışmasına içeriden ve sımsıcak bir seslenişle tanık kılıyor.

İKİ BİN YIL ÖNCESİNE YOLCULUK

Pisagor’un gençliği, ilk öğretmenleri, sınıf arkadaşı Polykrates’in nasıl bir zorbaya dönüştüğü, matematiğin yanı sıra müzik ve iyi beslenme üzerine düşünceleri, adını taşıyan şu ünlü teorem ve “lanet sayı”yı (Yok, ondan söz edecek değilim.

Kitabı okurken çıkacak karşınıza!) keşfedişinin öyküsü, kendisinin ve Milaslı Tales’in de aralarında olduğu dünyanın yedi büyük bilgesi... ve çok daha fazlası öykü boyunca sesleniyor size.

“A-aa, bitti mi kitap?” derken karşınıza çıkan “Minik Sözlük”; onlu sayı sisteminin dayanağı/ kaynağı, alfabe sözcüğünün nasıl oluştuğu ve dilimize hangi dilden geldiği, Pisagor için hayatın, matematiğin ne anlama geldiği vb. ilginç, hoş bilgiler barındırıyor.

Yaklaşık iki bin beş yüz yıl öncesinden bir bilim insanının yaşamına edebiyatın açtığı bu ışıklı pencereden bakarken aradan geçen bunca zamana karşın bilimle hurafenin, düşünceyle bağnazlığın çatışmasının (günümüz dünyasında milyonlarca insanın tutsak olduğu yokluk, yoksunluk, açlık belasını düşününce) neredeyse aynı düzeyde sürmekte olduğunu da şaşırarak anımsıyorsunuz.

Desen: LUCA NOVELLI

MERAK VE ANLAMAK

Öykü öyküyü, kitap kitabı çağrıştırır ya Pisagor’un yaşamına yakından tanıklığım sürerken aklıma ister istemez ülkemizin yetiştirdiği dünyaca ünlü matematikçi Cahit Arf’ın yaşamöyküsünü konu alan Mucize Özünal’ın ünlü yapıtı “Kara Cümle” geldi. Oturup onu da yeniden okudum.

Luca Novelli’nin, metnin gölgesine ustaca yerleştirdiği günümüz dünyasına göndermeler; tiranlar, zorbalar gibi bilginlerin de “akraba” olduğunu söylüyor bize.

“Kara Cümle” için bir başka biliminsanı Erdal İnönü’nün, “...Cahit Arf'ın önemli bir özelliği, her şeyin aslını anlamaya çalışmak olmuştur. Birisi bir konuşma yaparken, anlamadığı yeri hemen sorardı. Hiçbir şeyden çekinmezdi, onun için önemli olan anlamaktı..." değerlendirmesi tarihin kaydettiği bütün bilginler ve elbette Pisagor için de geçerlidir.

Çünkü körü körüne inanmak, boyun eğmek değil; merak duygusudur, olup bitenin nedenini öğrenme açlığıdır insanı iyiye, doğruya, güzele doğru yolculuğa çıkaran.

Sisam’da yönetimi ele geçirip “tiran” kesilen çocukluk arkadaşı Polykrates, kapısında saatlerce bekletince, o süreyi bile salonun kare döşemelerinde geometri üzerine kafa yorarak geçiren Pisagor’u, bizi bu ölümsüz bilginle buluşturan Pisagor’yi, Behçet Necatigil’in öncelikle matematikçilerimizin hep aklınızda bulunsun istediğim “Dört Yonca” şiiriyle selamlayarak koyalım noktayı:

“Eşkenar üçgenin A köşesi kopsa/ Kapı/ Çocuk sokaklarda.// B köşesi kopsa/ Pencere/ Soğuk dolar içeri/ Üşütür, hasta.// C köşesi kopsa/ Aç/ Yok küçük sofra.// Bu üçgenin köşeleri üç kenet/ Tutuşmuşlar el ele/ Her biri kendince kopmayı bekler/ Çocuk büyüsün hele.”

Pisagor ve Şu Lanet Sayı / Luca Novelli / Çeviren: Nükhet Amanoel / Can Çocuk / 132 s. / 12+