Kendi iklimini yaratan anlatıcı: Hemingway! Feridun Andaç’ın yazısı...

Ernest Hemingway’in Nick Adams Öyküleri’ni (Çeviren: Elif Derviş / Bilgi Yayınları) okurken, her bir anlatısında kendini hatırlayan / hatırlatan anlatıcının izlerinde Hemingway’i bulmak hiç de şaşırtıcı gelmedi. Kahramanı Nick Adams’ın kimliği biraz da Hemingway’dir.

25 Aralık 2021 Cumartesi, 00:03
Abone Ol google-news

SOY ANLATICILAR!

Çehov’un anlatıcılığından sıklıkla söz ederken Raymond Carver’a sözü getirdiğim olmuştur. “Bugünün Çehov’u” demek yerine “Çehovvari öyküye yeni açılımlar getirmiştir” demeyi uygun bulmuşumdur.

Bu da, beni, aralarında “kan bağı” olan anlatıcıları düşünmeye yöneltmiştir. Okuma eksenimden alıp yazma yoluna her döndüğümde yan yana tutarım o soy anlatıcıları.

Ferit Edgü’yü okuyorsam Demir Özlü’yü hatırlarım, Bilge Karasu’da geziniyorsam Vüs’at O. Bener mutlaka yanı başımdadır…

Ötede duran Hemingway ise başlı başına bir “okul” olarak kısa öykünün yirminci yüzyıldaki en etkileyici kaynağıdır. Öyle ki; Carver öyküsüne de yol / yön açmıştır.

Hemingway’in Nick Adams Öyküleri’ni (*) okurken, her bir anlatısında kendini hatırlayan / hatırlatan anlatıcının izlerinde Hemingway’i bulmak hiç de şaşırtıcı gelmedi.

Çehov da öyle değil midir? Ya bizim Sait Faik? Onun anlatıcılığının bu yanını nasıl yabana atabiliriz... Carver’in anlatısı da gittiği yolun böylesi kesişme / buluşma noktalarında kendini var eder.

Gene de, ben, Ernest Hemingway dendiğinde bizim Tarık Dursun K. ile William Saroyan’ı yan yana getiririm. Şunu da bilirim ki, andığım öykücülerin her biri yaşama iklimlerinde var etmişlerdir anlatıcılıklarının rengini, soluğunu.

MICHIGAN’DAN AFRİKA’YA!

Çehov, “Doktor olmasaydım bunları yazamazdım” demiştir. Hemingway’in ise “Gitmeseydim böyle bir yazar olamazdım” sözleri kulaklarımızda sanki! Michigan’dan Afrika’nın bir ucuna uzanan yolculuklarıyla var etmiştir yazarlık yolunu.

O ilk iz, ilk etkiler nasıl da önemlidir. Nick Adams adını verdiği anlatı kahramanının öykülerine sinen kimliği biraz da Hemingway’dir.

Adlandırmak gerekiyor mu bilmem; “lüzumsuz adam” biraz Sait Faik’tir. Doktor Çehov’u her öykünün bir yerinde bulmaz mıyız; o kederli bakışını, ironik söylemini…

Carver, huzursuz; ama bir o kadar atak ve yalnız, sürüklenen biri olarak çıkmaz mı karşımıza her bir öyküsünde?

“KAYIP KUŞAK” VE HEMINGWAY

Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkım insan ruhunu da derinden etkiler. Hemingway’in o ortama sürüklenişi başlı başına bir öyküdür. Üstelik yazmak için yola çıkan yeni yetme bir anlatıcıyı anlatır bize. İşte o yolculuklarında hayatın yeni ve farklı yüzleri ortaya çıkar.

Katıldığı savaştan, aldığı yaralarla 1918’de yurduna dönen Hemingway yeni bir arayış içindedir. 1920, ABD “Caz Çağı”na adım atmıştır.

21’indeki Hemingway karşısına çıkan 28’indeki Hadley ile 1921’de evlenir. Bir partide tanışmışlardır. Ardından Paris’in yolunu tutarlar. 1923’te oğulları (Bumby) doğar.

İlk romanı Güneş de Doğar’ı Paris’te yazmaya başlayacaktır. 1926’da yayımlanır. 1920’lerin Paris hayatı onun bakışı / gözlemleri / yaşanmışlıklarıyla romana siner.

Bunu 1929’de Silahlara Veda, 1940’ta Çanlar Kimin İçin Çalıyor, 1952’de Yaşlı Adam ve Deniz izler. Her birinde de yer yer Nick Adams’ın izlerini buluruz. Hemingway’in hayata bakışını, yaşanmışlıklarını, anlatıcılığının bütün renklerini…

Hemingway’in bu izleri yansıtan öykülerini bir araya getiren Philip Young, şunları söylüyordu:

“Kurmaca yapıtlar üreten pek çok yazarda olduğu gibi, Hemingway’in çalışmalarıyla gerçek yaşamdaki olaylar arasındaki ilişki de birbirine son derece yakın ve karmaşıktır.”

Bir yazarın yaşadığını yazmak gibi bir derdi olduğunu sanmıyorum! Ama yaşadıklarından / tanıklıklarından yola çıkarak yazmak bir yazar için zenginleştirici kaynaktır. Bu da yabana atılmamalı. Bunu ille de başından geçenleri yazmak gibi de algılamamalı.

Evet, hayal gücü / oyun / yaratıcılık kurmacanın olmazsa olmazı. Bir yazarın yazıdaki başlama noktasında kendinden çok şeyi bulmak yabansı da gelmemeli.

Bu anlamda Hemingway’i Hemingway yapan da orada edindiği bakış ve üsluptur. Çehov, Sait Faik, William Saroyan, Tarık Dursun K., Carver öylesi bir yaratıcılık ekseni yaratmışlardır.

İVME KAYNAĞI YARATAN

Hayatındaki dört kadın (Hadley Richardson, Pauline Pfeiffer, Martha Gelhorn, Mary Welsh) dört önemli anlatısının yazılmasına ivme kaynağı olur. Seven, hükmeden, yıkıcı biridir aynı zamanda.

Alkol, depresyon, kazalar... FBI, II. Dünya Savaşı’ndan beri izlemeye almıştır. O da bunu paranoya haline getirmiştir. Ama yazıya tutunarak var olma isteği hep sürer. Ne zaman ki bu duygudan kopar, yaşamına kendi elleriyle son verir.

Yazmak, yaşamın izdüşümüdür. Hemingway’in anlatılarında bize taşıdığı duygudur bu. Nick Adams Öyküleri’ni bu gözle okuyunca Hemingway’in anlatıcılığının duygusallıktan arınmış yanlarını, diyalog kurma ustalığını, süslemelerden uzaklığını ve yalınlığını görebiliriz.

Hemingway, bize bir anlatı kurmada insana doğru yolculuğu gösterir. Merkeze insanı / insani duyguları koyar. Bir tür insan labirentini çok yalın, köşesiz anlatır. Derinlikli yolculuklara çıkmaz.

Onda önemli olan zaman / yer ve harekettir. Karakter çizimini bu nedenle önemser. Yaşam öyküsü yani biyografi anlatıcısı değildir ama yer yer o izlere döner. Anlattığı bugündür, o ân’dır / zamandır.

Yazarlığın içsel ve yalnız yapılan bir şey olduğunu hatırlatır yaşadıkları ve yazdıklarıyla. Yazarken “doğru sözcükleri bulmak” için neden her gün yazmak gerektiğini de gösterendir.

O, günlük çalışma ivmesinden söz ederken şunları söyler: “Günde yedi tane iki numara kurşun kalem bitirirseniz iyi çalışmış sayılırsınız.”

Onun için yazmak ve okumak çalışmaktır. “…ben her yerde çalışmışımdır. Yani değişik koşullarda verimli çalışmayı başardım.”

Yazarlığın mızmızlık etmeye, yakınmaya gelmediğini bilir. Şunu der:

“Acımasız olursanız yazabilirsiniz. Ama en iyi yazdığınız zaman kesinlikle âşık olduğunuz zamandır.

Yazarlık bir kez kanınıza girmiş, en büyük zevkiniz olmuşsa o zaman ancak ölüm size engel olabilir. Bu durumda parasal güvencenin size büyük yardımı olur, çünkü parasal kaygılar duymanıza gerek kalmaz. Kaygı yazma yeteneğini yok eder.”

(*) Nick Adams Öyküleri / Ernest Hemingway / Çeviren: Elif Derviş / Bilgi Yayınları / 336 s. / 2021.