Selja Ahava: ‘Dünya noktalarda durmaz!’

Finlandiya’nın en sevilen yazarlarından Selja Ahava’nın, Avrupa Birliği Edebiyat Ödüllü yapıtı Gökten Düşen Şeyler (Timaş Yayınları), kesintiye uğramış yaşamlar, parçalanan kimlikler, keder, anlaşılma arzusu ve insanın kapanma ihtiyacı hakkında dokunaklı bir hikâye. Zaman, sevginin gücü ve değişimin kaçınılmazlığı üzerine uzun soluklu bir düşünce. Edebi bir peri masalı...

29 Aralık 2021 Çarşamba, 00:04
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: LIISA VALONEN

Gökten düşen bir buz bloğu küçük Sarah’nın annesinin canına mal olur. Bir kadın art arda iki kez piyango ikramiyesini kazanır. Bir adama beş kez yıldırım çarpar. Bütün bunların bir insanın başına gelme olasılığı nedir ki şu yaşamda? Tam da bu nedenle yaşamları altüst olan bu insanlar, kaderleriyle yüzleşmenin bir yolunu bulmak yolunda bu rastgele olaylar için bir açıklama ararlar.

Finlandiya’nın en sevilen yazarlarından Selja Ahava’nın, Avrupa Birliği Edebiyat Ödüllü yapıtı Gökten Düşen Şeyler (Timaş Yayınları), kesintiye uğramış yaşamlar, parçalanan kimlikler, keder, anlaşılma arzusu ve insanın kapanma ihtiyacı hakkında dokunaklı bir hikâye. Zaman, sevginin gücü ve değişimin kaçınılmazlığı üzerine uzun soluklu bir düşünce. Edebi bir peri masalı...

‘KARNABAHAR STİLİNDE YAZIYORUM!’

- Helsinki Tiyatro Akademisi’nde senaryo yazarlığı eğitimi aldınız. Roman yazmaya nasıl başladınız ve eğitiminizin roman yazmaya nasıl etkisi oldu?

Yazmanın çocukluktan bu yana kendini ifade etme açısından hem doğal hem de önemli bir araç olduğuna inanan yazarlardan biriyim.

İlk “eserlerimi” boya kalemleriyle okul çağında yaptım. Okuldan sonra öğrenim görmek için sanat alanına başvurdum, o zamanlar üniversite düzeyinde yazmanın öğretildiği tek kurum Tiyatro Akademisi’ydi.

Eğitimim sırasında ve sonrasında Londra ve Helsinki arasında mekik dokudum ve bu hareketli yıllarda hep yazdım. İlk romanım Kayıp Defter’i Londra’da yaşarken yazmaya başladım.

- Gökten Düşen Şeyler, hem günlük hem masal hem de film gibi... Aynı zamanda birbirinden bağımsız öyküler gibi dursa da aslında birbirine kenetlenmiş birçok bakış açısıyla yazılmış bir roman. Yazarken böyle çok yönlü olmayı mı amaçladınız?

Yazma tarzım çok parçalı, baştan başlayıp oradan bir kavis gibi ilerlemiyorum. Her bir parçayı önce ayrı ayrı yazıyorum, sonra bir bütün olarak bir araya getiriyorum. Bu yüzden yazı stilime karnabahar adını verdim. Ancak aynı kökten çıkan fikirler ortak tema sayesinde çoğalır, büyür ve bir arada kalır.

‘KİTABIM ARISTOTELES’E BİR KARŞI YORUM!’

- Kitap Aristoteles’in Poetika’sından bir alıntıyla başlıyor. Bu alıntıyla neyi amaçladınız?

Bu alıntı, Aristoteles’in dramatik kavisinin özetidir: Tek kişi, tek sorun ve çözüm. Hiçbir şeyin beyhude olmadığı net bir olay örgüsü idealini, hiçbir şeyin belirsiz kalmadığı nihai bir çözümü içerir.

Bu idea güzel ama aynı zamanda yaşadığımı hissettiğim dünyanın ve Gökten Düşen Şeyler’de anlatılanların çok uzağında. Kitap, açıklanamayan ve anlamsız olayların gerekçesiz, tesadüfen gerçekleştiği dünyayı anlatıyor; bu sorunla kitaptaki tüm insanlar bir şekilde mücadele ediyor. Kitabım Aristoteles alıntısına bir tür karşı yorum olabilir.

- Sarah’ın annesini unutmaya direnmesi ve anımsamayı takıntı haline getirmesi bana, “Ben hatırlama takıntısı olan bir insanım,” diyen Eduardo Galeano’yu hatırlatıyor. Sarah karakterini yaratırken bunu mu anlatmak istediniz?

Evet, yazmak kesinlikle şeylerin kaybolma korkusuyla, kaydettiklerimizi koruma arzusuyla ilgilidir. İnsanlar; “Zaman her şeyin ilacıdır,” der ama aslında zamanın unutmaya yardımcı olduğunu kasteder. Ne var ki Sarah unutmak istemez.

‘KİTAPTA LİSTELENEN TÜM OLAYLAR GERÇEK!’

- Elias Canetti, “Benim için ölüm daima anlamsızdı, onu haklı çıkaracak bir şey yoktu,” der. Sarah gerçek olsaydı, Elias Cannetti gibi olurdu. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Düşüncelerinizi anlıyorum! Ölüm belki de açıklamasına ve önemine ihtiyaç duyduğumuz en uç trajedidir. Ölümün ve ciddi hastalığın, yaşamda gelişigüzel, mantıksız ve keyfi biçimde ortaya çıkması riski her zaman vardır.

- Hamish Mackay’in Beş Yıldırımı kısmındaki mektuplarda geçen olaylardan bazıları gerçekte yaşanmış mı yoksa tamamen sizin kurgunuz mu?

Kitapta listelenen tüm olaylar (gökten düşenler) gerçek. Gerçek Roy Sullivan’a yedi kez yıldırım çarptı, sonunda akıl sağlığını yitirdi ve intihar etti. Bu anlamda, kitabımdaki kurgusal Hamish MacKay’in bahtı daha açık; delirmedi!

- Eserlerinizin çeviri hakları 20’den fazla ülkede satıldı. Eserlerinizin farklı kültürlerde ve dillerde bu kadar çok okunmasının nedeni sizce nedir?

Elbette bunun kitapla ve paylaştığı dünya görüşüyle ilgili olduğuna ve insanlarda yankı uyandırdığına inanmak isterim. Fakat AB Edebiyat Ödülü gibi mutlu bir tesadüfün de etkisi var.

- En çok merak ettiğim konulardan biri de kitabın kapağı. Çekçesinde Hamish Mackay’in teknesi, Türkçesinde Sarah’ın annesi ve buz kütlesi var. Çevrilen diğer dillerde kitabın kapağına düşen şeyler neler?

Çoğunda gökten bir şey (balık, buz, golf topları) düşer, ancak İsveççesinde bir koyun var, Slovencesinde yağmur yüklü bulut, Almancasında suyun üzerinde yüzen yapraklar, Çincesinde uçak, Ermenicesinde göktaşı, İngilizcesinde etrafına çizgi çekilmiş kalemle çizilmiş küçük bir kız. Çizim tarzı da değişkenlik gösteriyor.

‘DÜNYA DÖNER, ŞEYLER MEYDANA GELİR!’

- Kitabın leitmotivini (çeşitli nedenlerle tekrarlanan ifade kalıbı) “İşte bu kadar” cümlesi oluşturuyor sanki. Olayların sonunda söylenecek bu sözü bir nokta gibi mi kullandınız?

Biraz Aristoteles’inkine benziyor, “Sonuç: Onu takip etmesi gereken hiçbir şey yoktur”. Her şey söylendi, her şey netleşti, hiçbir şey kalmadı. Bu bir argüman, bahsettiğiniz noktayı ortaya koyuyor, kavisi ve bütünü oluşturuyor.

Aynı zamanda kitabın sondan ikinci paragrafı şöyle diyor: Dünya dönüyor. Hiçbir şey netlik kazanmasa da zaman her şeyin ilacıdır ve insanlar unutur. Hayaletin pilleri biter. Şeyler meydana gelir. İç içe geçen yanlış zaman, farklı zamanlar, yanlış yerler. Melekler dikte etmez. Yani dünya noktalarda durmaz.

‘YAZMAK BENİM İÇİN GERÇEK BİR İŞ SEYAHATİ!’

- Kitabınızın kaynaklarından bazıları Lewis Carroll, Grimm Kardeşler, Hoffman, Hercule Poirot. Bir kitabı çevirirken, yazarın kaynaklarını belirlemek her zaman kolay değil. Kullandığınız başka kaynaklar var mı?

Son iki romanımda yalnızca daha güçlü bir şekilde kaynak materyale dayalı çalışmalar yaptım. Kocam Kaybolmadan Önce, Kolomb’un keşif ve denizcilik yolculuklarıyla iç içe ve son kitabım Böcekleri Seven Kadın tamamen kendi dış dünya deneyimlerime dayanıyor. Yazmak benim için gerçek bir iş seyahatidir!

‘HER ÇEVİRİNİN HİKÂYESİ AYRI’

- Diğer dillerde ne gibi olumlu ya da olumsuz tepkiler aldınız? Bu kadar farklı dile çevrilmiş romanda herhangi bir sorun yaşandı mı?

Çevirilerin her birinin kendi hikâyesi var. Kitap her ülkenin dilindeki bağlamında ortaya çıkıyor ve içinde farklı mevzuları harekete geçiriyor. Bazı ülkelerde, Grimm Kardeşler’in yeni çevirileri hakkında kültürel bir tartışma sürdüğü için kitabımın masal unsurlarının altı çizilmiş.

Çin’deyse şans kavramı yabancı, zira her olayın önceden yapılmış bir eylem veya ihmalin sonucu olduğu düşünülür: Her şeyin bir açıklaması vardır. Bu benim için sürprizdi, şansın evrensel bir kavram olacağını varsaymıştım.

- Marshmallow Teyze’yi Pişmaniye Teyze olarak çevirdim. Kitaplarınızın çevirilerindeki bu kadar küçük farklılıkları nasıl buluyorsunuz? Kültürel adaptasyonun eser üzerinde olumlu olumsuz bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Tabii ki kendi kitaplarımın çevirileri hakkında (İngilizcesi dışında) pek bir şey söyleyemem. Ancak belki de benim için en büyük zorluk kelimeleri bulmak veya bir şeyleri eşleştirmek değil, ritimde, cümlelerin akıcılığında ve konuşulmayan ama satırlar arasında var olanı iletmek.

- Okuryazarlık yolculuğunuzu etkileyen kalemler?

Gabriel García Márquez, Haruki Murakami, Samuel Beckett. Fin yazarlar arasında Rosa Liksom. Imre Kertész’in kitapları bende büyük bir etki bıraktı. Virginia Woolf’un teoremi bana ilham verdi. Korona zamanında da Rus klasiklerini okudum: Çehov, Tolstoy...

Gökten Düşen Şeyler / Selja Ahava / Çeviren: Özge Acıoğlu / Timaş Yayınları / 224 s.