Çernobil patlamasının ülkemize dönük ağır sonuçlarının ortaya çıkarılmasıyla ilgili aylar sürecek yayınların içinde boğuşmuş olmama karşın, gündeme getirmeyi aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Söz konusu yıllarda arkamda durmuş, yürekleri kocaman bilim insanlarımızın içinden Prof. İnci Gökmen’in telefon uyarısından sonra sessiz kalamadım. Söz konusu sanatın dili, etkinlikleri olunca da ilk kez sanat sayfası içinde yer alacak bir çabanın içine girdim.
Ülkemizin yaşayanlarının çoğunluğu için verdikleri zararları umursamadan, güncel siyasi çıkarlarına uyduğunu düşündükleri adımlarda pervasız siyasetçilerimizin kararları yüzünden, ülkemizde yaşayan insanlar, tüm canlılar, bitkiler için çok ağır bedelleri olan, sır gibi saklanmış küçücük bir radyasyon yüklü bulut yüzünden yaşamak zorunda kaldıklarımızın kısacık bir geçmişini paylaşmak gereğini duydum.
Sovyet toprakları içinde olan Çernobil nükleer santralı patlamasının, en ağır bedeli, içinde yaşayanlarından başlayarak yakın çevresine yansımış olsa da patlama sürecinde rüzgâr akımları ile birlikte, Almanya içinde olmak üzere, olumsuz etkileri ile bölge ülkelerine sıçramıştı. Gelişmiş, uzmanlık birikimleriyle de önde olan ülkede, Berlin’de çalışmalarını sürdüren uzmanlık komitesinin çalışmaları kapsamında, değişen rüzgâr akımları ile bulutların almakta olduğu yollar üzerinden de araştırmalarla gelişmeler izleniyordu.
Örneğin Edirne’ye ulaşan bir akım üzerinden, Trakya bölgemiz için uyarı yapılıyor, hayvanların otlağa çıkmayarak ahırlarından kapalı kalmaları öneriliyordu.
ÇAY İÇME ÖZGÜRLÜĞÜ...
Uzatmadan çaya dönelim. Ülkemizde içmekte olduğumuz çayların durumu üzerinden yeterli bilgi sahibi olamasak da... Mayıs sürgününün kalitede torpilli olarak Berlin’e gönderildiğini, ülkemizde piyasaya çıkarılanların ise bir önceki yıldan kalmış çaylarla harmanlanmış olarak 30-35 bin bekerel yine de çok zararlı kanserojen olacakları öngörüsü ile, geçen yıl aramızdan ayrılan Dr. Erdal Atabek’in kararı ile gazetede çay satılması, içilmesi yasağı getirildi. İnanmayacaksınız ama gazetemizin sanatçı, en kültürlü çizerleri de içlerinde, önlerinde “Çay içme özgürlüğümüzü istiyoruz” dövizleriyle dolaşıp durdular. Erdal Atabek’ten izin koparamayınca da gazetenin önüne toplanan çay satıcılarının peşlerine düştüler.
RADYASYON YÜKLÜ BULUT
“Bize bir şey olmaz” kafasıyla karar veren siyasi erkimizin kararıyla Batı’dan görülemeyen bir küçücük radyasyon yüklü bulut, doğrudan Karadeniz üzerinden çayın üretildiği bölgemize gelince de radardan askeri üssümüz saptamış olsa da halkımızdan saklanıvermiş. Suçüstü yakalanmama adına da üniversitelerimize bir yazı gönderilerek piyasalara çıkan ya da satılmakta olan ürünler üzerinden araştırma yapma yasağı getirilmiş. Bilim insanı olmak, araştırma tutkusu ile gelişen bir tepkiyi de geliştirdiğinden üniversitelerimiz hiç değilse ülkemizde içilen çaylar üzerinden özel araştırma yapmaktan vazgeçememişler. Çernobil patlamasından aylar geçtikten sonra, bir sabah uykumdan, kimya fakültesinde öğretim üyesi olan sevgili arkadaşım Semiha Arayıcı’nın telefon ile uyandırıldım. Berlin Bilim Komitesi üyeleri, benim götürdüğüm Karadeniz’in, balığı, toprağı suyunun temizliği sonuçlarıyla şaşkın, haritaları üzerinden 60 bin bekerel olarak çıkmış çayın ilişkisini kuramıyorlardı... Karadeniz’in önceden dünyanın en derin dip kuyusu özelliğini, Avrupa’nın çöp merkezi olarak kullanıldığını, bir iki varilin delinip su yüzüne çıkmış olması sonucuyla öğrenmiştik.
SUÇUN SORUMLULARI...
Özeti Hanry Bohr Vakfı başta, çok sayıda vakıflar örgütlülüğünde İstanbul’a gelenlerin, Çernobil’in 40. yıldönümündeki etkinliklerinde İstanbul’u seçmiş olmaları boşuna bir çaba değil. Dayanışmanın aymazlıklara karşı uyarı çabalarının ürünü. Günümüzde yaşam hakkı başta, insan haklarının tümü üzerinden verilmek istenen çabalarının ortak dilinde sanat, sanatçılar başı çekiyorlar. Çernobil üzerinden acımasızca bedeli halkımıza ödetilerek, saklanan küçücük bulut üzerinden yaşatılanların, yalanların çirkinlikleri, mizahla, sanatla anlatılınca çok daha çarpıcı, etkili oluyor.
Suçun sorumluları, siyasi tutkular yüzünden boyun eğmiş olanlarının sonrasında bilim insanlarımızı bile kullanabilecekleri umuduyla nasıl yalanlarına ortak etmeye çalıştıklarının ayrımına yeni varıyorum. Rize kökenli, artık aramızda olmayan Olcay Birgün ile Aykut Gence’ye saygıyla, İnci Gökmen, Ali Gökmen hocalarımıza sevgiler. En çok da o tarihlerde iki yaşındaki oğulları Onur Gökmen’e, günümüzde yaşananların, yapılmaya çalışılan baskıları mizahını da taşımış olarak ürettiği belgesel için teşekkür etmek istiyorum.
SAĞLIĞA İYİ GELİR!
Dönemin bakanı Cahit Aral’ın, kameralar karşısına çıkıp utanmadan “Az radyasyonlu çay sağlığa iyi gelir” kara mizahını geliştirmesinden başlıyor. İstanbul’daki Nükleer Araştırma Merkezi’nin dönem müdürü Prof. Ahmet Yüksel Özemre’nin hocaları açıklamaya zorlamaya dönük çabalarının taklidini üstlenmiş sanatçının seslendirmeleri üzerinden, izleyenler gerçekleri çok çıplak, etkili, gülerek öğreniveriyorlar... Elbette o tarihlerde hemen geçerli olmak üzere, hocalar karşısında yeterli başarıyı gösteremediği için görevden kolayca alınıyor.
Yaşanmış acı gerçekleri, en küçük bir çarpıtılma olmadan, mizah dilinin gücü ile anlatımından dinlemek istiyorsanız Bankalar Caddesi Merkez Bankası binası içindeki iki ayrı salonda, iki ayrı bölüm halinde, Türkçe ile Almanca çevirileriyle, tüm gerçekleri, ayrıntılarıyla izleyebilirsiniz.
