Karacaoğlan, Yunus Emre, Âşık Ömer, Âşık Fedai, Âşık Kerem, Pir Sultan Abdal, Ruhsati, Kul Mustafa, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ahmed Arif, Arkadaş Z. Özger ve daha niceleri; hepsinin sözü, onun sesiyle kulaklarımıza değdi. Aşk da, sevda da, kavga da hep onun sesiyle yüreklerimizde yankılandı: Usta sanatçı Sadık Gürbüz, müzik yaşamının 50'inci yılını kutluyor.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmasına karşın tercihini sanattan yana kullanan, sekiz yıl süren tiyatro emekçiliğinin ardından müziğe yönelen, Ruhi Su’nun öğrencisi olarak yetişen, yarım yüzyıllık müzik yaşamına sekiz albüm, üç sinema filmi müziği ve çok sayıda tiyatro bestesi sığdıran Gürbüz, aynı zamanda sinema ve televizyon dünyasındaki oyunculuk çalışmalarıyla da biliniyor.
Gürbüz, 50'inci sanat yılını üç konserle kutlayacak. Gürbüz, yarın saat 20.30'da İstanbul Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde; 15 Mayıs saat 20.30'da İstanbul Caddebostan Kültür Merkezi Büyük Salon'da ve 12 Haziran saat 20.30'da Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi'nde dinleyicileriyle buluşacak.
Gürbüz'le, geride bıraktığı 50 yılın izlerini konuştuk...
"TİYATROYU BIRAKMAK ZORUNDA KALDIM"
-50 yıl önce bu serüven nasıl başladı?
Tiyatrodan ayrıldığımda 1976 idi. Tiyatrodayken oyun müzikleri de yapıyordum. Sinema filmleri için de yaptım; "Kara Çarşaflı Gelin" (1975), "Kaçak" (1982) ve "Şaşkın Ördek" (1983). Tiyatrodan ayrılmak zorunda kaldıktan sonra öğrencilik devam ediyordu. Halk gecelerinde müzik yapmaya başladım. Sonra müzikten devam ettim.
- Tiyatroyu neden bırakmak zorunda kaldınız?
Biz Muhsin Ertuğrul'un yetiştirdiği özel bir ekiptik. Dönemin iktidarı Muhsin Ertuğrul'u görevden aldıktan sonra, onun yetiştirdiği bizleri de tiyatrodan uzalaştırdılar.
Ama biz bir arkadaşlarımızla dava açtık. O dava birkaç yıl sonra sonuçlandı ve arkadaşlarımız tiyatroya döndüler. Ben o arada müzikte yolumu almıştım.

-Ama yine de tiyatro ve sinema sevdanızı yitirmediniz...
Evet, Şehir Tiyatroları'nda da konuk olarak oynadım, özel tiyatrolarda da konuk olarak oynadım. Sinemada ve dizilerde de roller aldım.
-Peki tiyatro oyunculuğu mu yoksa sinema oyunculuğu mu sizi daha hissettirdi?
Ben çok seviyorum tiyatroyu. Televizyon ve sinema oyunculuğuyla tiyatroya göre biraz daha farklı. O küçük nüans ayrılıkları var ama temelde oyunculuk. Tiyatrodayken sahneye sığdırıyorsunuz kendinizi. Sinemada ya da televizyonda ekrana sığdırıyorsunuz. Bu küçük nüansı çok önemli.
Tiyatro çok daha rahattır, canlıdır. Seyirciyle birebirsinizdir, yüz yüzesinizdir ve anında reaksiyon alırsınız. O müthiş bir şeydir. Sinemada ise kayda alınırsınız, durur bir kenarda. Benim için önce tiyatro gelir ama... Tiyatrocu arkadaşlarımızın, ismi olanların dışındaki arkadaşların yaşam koşulları çok zordur. Yani alkışlanacak bir şey var burada: Tutkudur o.
RUHİ SU ETKİSİ
-Peki bu 50 yılın en önemli anısı, sizin için nedir?
Kuşkusuz Ruhi Su'dur. Ruhi Su ile tanışmadan önce ben bağırıyordum. Türkü söylemeyi bağırmak zannediyordum. Onu aslında lisedeki hocam da söylüyordu. Allah rahmet eylesin Hacer Güngör... Bağırarak türkü söylemek, müzik yapmak değildir derdi ama bunu bana söylemiyordu. Bütün sınıfa söylüyordu. Çünkü bize öyle göstermişler, alıştırmışlar. Ama Ruhi Su, türkünün bağırmak olmadığını, alkışın yanıltıcı olduğunu, alkışlara inanılmaması, güvenilmemesi gerektiğini, kalıcı olabilmek için anlatılan şeyler olduğunu bana söyleyen ve beni belli bir yola yönlendiren Ruhi Su'dur.

-Konserler hakkında konuşalım biraz, müziğe dönelim. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Bu benim düşüncem değildi, "50'nci Sanat Yılı" konseri. Arkadaşların önerdi, yapalım dedim. Biraz tehlikeli yalnız. Çünkü bizim dinleyici çevremiz biraz dar. Bilet fiyatlarını düşük tutmak zorundasınız. Ama 50'nci yıl deyince de boyutunu biraz büyük tutacaksınız. Orkestrayı biraz geniş tuttuk. E tabii biraz daha artıyor yük artıyor. Gelen insanların da salona girebilmeleri için, izleyebilmeleri için bilet fiyatlarına düşük tuttum. Ama yine de endişe taşıyorum. İnsanların ekonomik koşullarını düşünüyorum. Siz nasılsanız, ben nasılsam insanlar da öyle.
-Bu üç konserde, konuk sanatçılar da olacak mı?
Hayır, olmayacak. Şimdi madem 50'nci yılımızı yapıyoruz, bu 50 yılda biriktirdiklerinizi o sahnede koymak olanaksız tabii ama örneklemeler sunacağım. Hem eskilerden, insanların kulaklarına giden gidebilen türkülerden söyleyeceğim hem de yenilerden. Deyişlerden ve semahlardan örnekler koyacağım.
-Repertuvarınız hazır öyleyse.
Türküleri seçmekte çok zorlandık. Arkadaşlara diyorum, "şunu çıkartıyoruz", niye "çıkartıyorsun" diye kızıyorlar. (Gülüyor) Dinleyici bütün eserleri duymak ister, ben de isterim tabii ama salonun belli bir süresi var.
Şairlerimizden bestelediğim türküler, halk türküleri, Pir Sultan'dan va, Ruhi Su'dan var... Benim yaptıklarıma da öncelik vermek istiyorum ki düşündüğüm daha çok benim türküleri sunmak sunabilmek.
"YAŞAM, KAVGADIR"
-Sadık Gürbüz, dinleyicilerin zihninde nasıl anımsanmak ister?
Şener Şen'in oynadığı bir film vardır, onu çok severim: Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni. Çok güzel sevda türkülerini seçip söylüyorum. Aşk türkülerini çok seviyorum. Çünkü ben sevgiye çok önem veririm. Dünyanın temelini sevgi olarak görüyorum. Sevgi olmazsa ne yaşam olur, ne yaşamın dengesi, ne de katlanılabilir bir tarafı. Barışın da temeli sevgidir, saygıdır. O nedenle ben sevda türkülerine çok önem veriyorum. O nedenle aşk türküleriyle, sevda türküleriyle, gurbet türküleriyle anımsanmak isterim.
-Sizin kavga türküleriniz de çok güzel...
Kavga itici geliyor insanlara. Halbuki yaşam bir kavgadır. Yaşam kavgası veririz değil mi? Yaşam kavgası verirken yumruk yumruğa tekmek tokat değildir bu. Mücadele derler. Yaşam mücadelesi derler. O sözcüğü kullanmak istemem. Eski bir sözcük. Yaşamla kavga edersiniz. Yaşamı, yaşama karşı galip çıkmak için, yenebilmek için kavga edersiniz.
O kavgayı niçin edersiniz, insan gibi yaşayabilmek için edersiniz. Sevgi içerisinde, barış içerisinde değil mi? Karşılıklı dayanışma içerisinde, toplumsal barış içerisinde yaşamak isterseniz. Çünkü yaşam bir kavgadır. Siyaset de bir kavgadır. Yaşam koşullarının düzeltilmesi için verilen kavgadır. Yaşam koşullarının düzeltilmesi için verilen kavgadır. O yaşam koşullarında ne yoktur? Özgürlük yoktur. Barış yoktur. Adalet yoktur. Hukuk yoktur. Keyfilik vardır. Soygun vardır. Yasa dışılık vardır. Bilmem ne vardır. Yani aklınıza gelen bütün ahlaksızlıklar vardır yaşamın içerisinde.
Eğer bunu yönetenler dengeleyemezlerse, ona güçleri yetmiyorsa, siyaset bunun kavgası verir.

"ÇAMUR DERYASINA KARŞI MÜCADELE DERNEĞİ KURUN, ÖRGÜTLENİN!"
-Siz toplumcu bir sanatçısınız, bu duruşunuzla 50 yılı geride bıraktınız. Baskı ortamı odağında, geçmişi ve bugünü nasıl kıyaslarsınız?
Ciğerim paramparça oluyor bu soruya karşı. Böyle bir şey görülmedi. Böyle bir şey, eskilerin deyimiyle tahayyül edilemezdi. Düşünülemezdi bile. Olanaksızdı. Anayasayı dinlemiyorum diyebilmek ne cürettir ya? Adam anayasayı çiğnediği için asıldı. Vatan ihanetten asıldı. Şimdi Anayasa Mahkemesi'nin hükmü kalmadı. Yasasız ve anayasasız bir ülke haline geldi. Bunu düşünebilir misiniz? Hakkınızı arayamazsınız. Cebinizdeki 5 kuruştan emin olamazsınız. Mal varlığınıza el konuluyor ya... Kapitalizmin özüdür mal varlığı, onun bile güvencesi yok artık. Dayanılacak gibi değil. Olmaz diyorsunuz, oluyor, O zaman ne olacak? Olmamalı kardeşim diyebilecek bir örgütlenme olacak. Nerede birleşecekseniz orada birleşeceksiniz. Çamur Deryasına Karşı Mücadele Derneği kurun, orada birleşin kardeşim. Çünkü çamurun içerisindeyiz.
-Yapay zekâ, sanatın bütün alanlarını en çok da müziği etkiliyor. Tartışmaları takip ediyorsunuzdur. Ne diyeceksiniz...
Günümüzde hırsızlık çok gelişti. Şimdi artık çok kolay hırsızlıklar yapılıyor. Sorgu sual de edilmiyor. Böyle bir ortamda hırsızlık normal sayılır. Yapay zekâ ile yapılanlar hırsızlık. Ve bunun önüne gene bir teknik gelişmelerle, yasal gelişmelerle geçilecektir.
-Sizin albümleriniz, dijital platformlarda biraz dağınık. Bununla ilgili bir bilginiz var mı? Bunun sebebini biliyor musunuz?
İşte o da teknik bir hırsızlama. Hiçbirisinde benim iznim yok. Benim bilgim yok. Ve bunlardan da benim cebime 1 kuruş girmiş değildir. Şimdi yeni yeni üstüne gideceğiz. Bu zamana kadar önemli değil diyordum. Ama şimdi artık bırakacak zaman değil. Üstüne gideceğim.
