Yasemin Akıncılar Minguzzi, kendisini tehdit edenlere seslendi: 'Korksunlar benden'

Yasemin Akıncılar Minguzzi, kendisini tehdit edenlere seslendi: 'Korksunlar benden'

19.04.2026 11:30:00
Güncellenme:
Yasemin Akıncılar Minguzzi, kendisini tehdit edenlere seslendi: 'Korksunlar benden'

24 Ocak 2025. Mattia Ahmet Minguzzi’nin yaşamını yitirdiği o günün ardından kamuoyunda görünür oldu Yasemin Akıncılar Minguzzi... Oğlu için adalet arayışında bir anne olarak çıktığı yol bizlere adalet, toplum vicdanı ve sosyal çürüme hakkında pek çok soru sordurdu. Şimdi oğlunun doğum günü yaklaşırken onu bir kitapla anmaya hazırlanıyor. Aradan geçen sürede yaşananlar ise direncini kırmış değil. Adalet arayışını sonuna kadar sürdüreceğini söylüyor...

Yas, hele ki bir evlat kaybının ardından içe dönük, dış dünyaya olabildiğince kapalı yaşanan bir süreç olsa gerek. Ancak Yasemin Akıncılar Minguzzi için durum böyle değildi. O, oğlu Mattia Ahmet Minguzzi’nin yaşamını yitirmesinin ardından kamuoyunun gündemine gelen bu dava ile birlikte göz önünde yer aldı. Şimdiyse oğlunu, doğum günü olan 23 Nisan’da Cenova Yayınları’ndan çıkacak “Çiçeğim Ahmet Minguzzi” isimli kitapla anmaya hazırlanıyor. Biz de kendisiyle oğlunun ölümünden bugüne kadar yaşananları konuştuk.

- Mattia Ahmet Minguzzi'nin aramızdan ayrılışının üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçti. Bu süre içinde yaşadıklarınızın bir kısmından basın yoluyla haberdar olduk. Bir kısmını ise bilmiyoruz.

Zaman, acıyı sessizce taşırken kalbimde bir evlat kaybının sonsuz yankısını hissediyorum. Oğlum Ahmet’in ani ayrılışı, sadece dünyadan bir vücudun gitmesi değil ruhumda, evrenin kalbinde yankılanan bir sessizlik. Basına yansıyanlar, bir parça duvarın ardında kalan gölgelerdir. Asıl hikâye ilahi bir planın içinde, sessiz bir inançla akıyor. Bu kayıp, bana her gün bir ışık gibi rehberlik ediyor. Tanrı’nın sessiz kucağında, oğlumun ruhu, sevgiyle ışıldıyor. Ve ben, bu acının içinden ilahi bir kudretle direnen bir sevginin var olduğunu biliyorum.

- Yas, genellikle sessizce yaşanması beklenen bir süreçtir ancak siz bu süreci kamuoyunun gözü önünde ve bir hukuk mücadelesiyle iç içe geçiriyorsunuz. Bu “zorunlu görünürlük”, acınızı yaşama biçiminizi nasıl etkiledi?

Yas, çoğu zaman insanın içine kapanarak, sessizlikte yaşadığı çok mahrem bir süreçtir. Ancak benim ve eşim Andrea ile yaşadığımız kayıp, ne yazık ki bizi bu mahremiyetin dışına, kamuoyunun önüne çıkmaya mecbur bıraktı. Çünkü bu sadece bireysel bir acı değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluğa dönüşen bir adalet arayışıdır. Bu ‘zorunlu görünürlük’, acıyı daha kolay hâle getirmiyor aksine, çoğu zaman onu sürekli canlı tutuyor. Her açıklama, her duruşma, her haber… Hepsi yaşanan kaybı yeniden hatırlatıyor. Bir anne için bu, aslında hiç kapanmayan bir yaranın sürekli kanaması gibi. Ancak diğer taraftan, bu görünürlüğün bir anlamı da var. Hukuk önünde yürütülen süreç, bireysel bir yasın ötesine geçerek toplumsal bir farkındalığa dönüştü. Dolayısıyla evet, bu süreç yas tutma biçimimi değiştirdi. Acımı daha sessiz yaşamayı çok isterdim ama bugün geldiğimiz noktada bu sesi kısmak değil, doğru şekilde duyurmak gerektiğine inanıyorum. Çünkü bazen bir annenin acısı sadece bir kayıp değil, aynı zamanda adaletin sesi olmak zorunda kalıyor.

KOŞULSUZ SEVGİ

- Mattia Ahmet’i hatırladığımızda, onun en çok hangi karakter özelliği bugün size bu mücadeleyi sürdürme gücü veriyor?

Sevgili oğlum Ahmet’i düşündüğümde aklıma ilk gelen şey onun tertemiz kalbi ve insanlara karşı duyduğu koşulsuz sevgisi oluyor. O, dünyaya kırmadan, incitmeden dokunmayı bilen bir çocuktu. En zor anlarda bile içindeki iyiliği kaybetmeyen, etrafına umut veren bir yapısı vardı. Bugün bana güç veren de onun o saf ve güçlü karakteri. Çünkü ben bu mücadeleyi onun temsil ettiği değerleri yaşatmak için sürdürüyorum. Eğer o, hayatı boyunca iyiliği seçtiyse, benim de onun ardından verdiğim mücadelede adaleti ve doğruyu savunmam gerekiyor. Bazen insan yoruluyor ama sonra onun gülüşünü, hayata tutunuşunu hatırlıyorum. Ve diyorum ki, bu hikâye burada bitmemeli. Oğlumun en büyük mirası sevgisi ve vicdanıydı. Ben de bu mücadeleyi, onun o temiz kalbine layık bir şekilde, sürdürmek zorunda hissediyorum. Bulutların üzerinde kaykay yapmaya devam et oğlum. Seni çok seviyorum!

- Karşılaştığınız bürokratik veya hukuki engeller arasında sizi en çok hayal kırıklığına uğratan anlar neler oldu?

Bürokratik ve hukuki aşamalarda, zaman zaman sorumluluğu olanların gecikmeleri, prosedürlerin yavaşlığı veya eksikliği en çok hayal kırıklığı yaratan anlar oldu. Bir anne için bu, kaybın kendisinden daha farklı bir acı. Çünkü Oğlum Ahmet'in hatırasını yaşatmaya çalışırken sistemin yavaş işleyen çarklarıyla da mücadele ediyorum. Her eksik evrak, her duruşmada ne yazık ki o katillerle göz göze gelmek içimdeki acıyı öfkeye dönüştürüyordu. Tüm bu hayal kırıklıkları, adaletin ve hatıranın peşinde daha kararlı yürümem gerektiğini bana hatırlattı. Çünkü bu süreç sadece kendi yasımız değil, aynı zamanda evladımızın adını ve onun hayatını unutturmama sorumluluğuydu.

- Dava sürecinde olumsuz yorum ve tehditlere maruz kaldınız. Sizce bu kişilerin ana motivasyonu nedir?

Bu tip kişilerin ana motivasyonunu özetlemek gerekirse, "korku" ve "cehalet" diyebilirim. Kimi, gerçekleri görmekten veya hesap vermekten korkuyor; kimi, empati kurmayı bilmediği için kendi rahatsızlığını ve öfkesini dışa vuruyor. Adeta kusuyor! Bana göre bu tavırların bir başka boyutu da güç gösterisi. Adalet yolunda yürüyen bir anneye, toplumsal bir mücadeleye karşı küçük düşürme veya sindirme çabası. Ancak ne yazık ki bu, onların motivasyonu ne olursa olsun yaşanan gerçeği değiştirmeyecek. Benim için önemli olan, bu sözlerin ve tehditlerin yarattığı baskıya kapılmamak. Her yorum, her tehdit, aslında mücadelemin ne kadar değerli olduğunu bana hatırlatıyor. Bu süreç, hem adalet hem de hatıra için yürüttüğümüz kararlı bir yol ve hiçbir olumsuzluk, bu yolu kesintiye uğratamayacak. Korksunlar benden!

ACITAN BERAAT KARARI

- Yetkililere farklı zamanlarda pek çok çağrıda bulundunuz. Bugün nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?

Bugün yetkililere yapmak istediğim çağrı çok açık: Lütfen, çocuklarımızın ve gençlerimizin güvenliği söz konusu olduğunda gecikmeyin. Bir annenin sesi belki tek başına küçük görünebilir ama bu ses, bir toplumun vicdanını harekete geçirebilir. Ben sadece kendi evladım Mattia Ahmet için değil, benzer acıları yaşamaması gereken tüm çocuklar için sesleniyorum. Sorumluluk almak, hızlı ve kararlı adımlar atmak artık bir tercih değil, zorunluluk. Her ihmal, her gecikme, sadece kayıpları değil, toplumsal güveni de erozyona uğratıyor. Oğlumun davasında iki sanık için biliyorsunuz beraat kararı verildi. Bu beraat kararı, ailemizde bambaşka bir boşluk açtı. Aylardır adalet için, oğlumun hatırası için mücadele ederken bu kararla birlikte hem adaletin eksikliğini hem de sistemin soğukluğunu derinden hissettim. Bu acıya rağmen asla vazgeçmeyeceğim.

ZAMANSIZ BİR HEDİYE

- Kitabın ismi, "Çiçeğim Mattia Ahmet Minguzzi". Bu naif isim, yaşanan o korkunç şiddetin karşısında sanki bir zarafet ve masumiyet kalkanı gibi duruyor.

Aslında kitabın ismini seçerken tam da o zarif karşıtlığı yakalamak istemiştim. Mattia, hayatta masumiyetin ve saf sevginin bir sembolü. Fakat hikâyesi, maalesef büyük bir acının, şiddetin içinden geçiyor. Bu zıtlık, kitabın kalbinde yer alan o umudu ve direnci simgeliyor. Bu yüzden isim, hem bir kırılganlık hem de bir direnç anı olarak zihnimde yer aldı.

- Kitabın 23 Nisan’da, yani Mattia Ahmet’in doğum gününde raflarda olması dokunaklı bir tercih.

23 Nisan’ı seçmemin nedeni, bunun sadece bir yayın tarihi değil, aynı zamanda çok derin bir anlam taşıyan bir gün olmasıdır. Evet, bu tarih, Oğlum Mattia Ahmet’in doğum günü… Ve bu kitabı o gün raflara koyarak aslında onun hatırasını zamana karşı korumak istedim. Bu kitap bir yönüyle zamansız bir doğum günü hediyesi ama aynı zamanda hiç bitmeyen bir mektup. Bir annenin, oğluna söyleyemediklerini, içinde kalanları, sevgisini ve özlemini satırlara döktüğü bir mektup… Her sayfasında “keşke”ler var ama çok büyük bir sevgi de var.

İlgili Konular: #Yasemin Minguzzi