Artık ‘siz’ değil, ‘sen’ diyeceksiniz!

Artık ‘siz’ değil, ‘sen’ diyeceksiniz!

28.06.2026 04:00:00
Güncellenme:
Artık ‘siz’ değil, ‘sen’ diyeceksiniz!

İsveç’in efsane başbakanı Olof Palme öldürüleli bir yıl olmuştu. Yerine yardımcısı Ingvar Karlsson getirilmişti.

İsveç’in efsane başbakanı Olof Palme öldürüleli bir yıl olmuştu. Yerine yardımcısı Ingvar Karlsson getirilmişti. Yeni geldiğim bu ülkede, İsveççe dil okuluna başladığım günlerdi. Öğretmenimiz Birgitta, kişi zamirlerini öğretiyordu: Jag (ben), du (sen), han (erkek), hon (kadın), den/det (bitkiler ve cansız varlıklar), vi (biz), ni (siz), de (onlar).

Öğrendiğim dil kurallarıyla televizyon izlerken başbakan Ingvar Karlsson’un sebze halini ziyaret ettiğini gördüm. Esnafın biri Karlsson’un karşısına geçmiş, yineleyerek “Ingvar Karlsson, du!” diye sesleniyor, ülkenin başbakanına açıkça “Sen!” diye hitap ediyordu. Türkiye’de başbakanlara mesafeli bir şekilde “siz” diye hitap ederken ağzından bal damlayan bir gazeteci olarak bu şaşkınlığı atlatamadan, ikinci şoku da okulda yaşadım.

Birgitta’nın derste anlattığı bir dil kuralını anlamayınca koridorda yakaladım, yarım yamalak İsveççemle “Ni sa!” (Siz dediniz ki!) diyerek konuyu anlatmaya çalıştım. Bu sözcükleri birkaç kez yinelediğimi gören öğretmenim etrafına bakındıktan sonra gülümseyerek “Yanımda başka kimse yok, burada sadece bir kişiyim. Neden ‘ni’ (siz) sözcüğünü kullanıyorsun? Bana ‘du’ (sen) demen gerekiyor” dedi. O an, bizdeki “siz” zamirinin yüceltici özelliğini ona anlatabilmem olanaksızdı. Benim ezberime göre, bir öğretmene veya üst bir makama “sen” diye seslenmek büyük bir saygısızlıktı.

‘DU-REFORMEN’ (SEN REFORMU) 

İsveç’te 1960’lı yıllara dek insanlar karşılarındaki tekil kişilere “siz” diye hitap ediyorlardı. Bir doktora, profesöre veya üst düzey bir yöneticiye doğrudan “sen” diye seslenmek ayıp sayılırdı. Onun yerine kişiyi yücelten farklı unvanlar kullanılırdı. 1960’larda, herhangi bir yasal zorunluluk olmaksızın başlatılan “Du-reformen” (Sen reformu) ile bu hiyerarşik hitap şekli terkedildi. Tekil kişilerle konuşurken kullanılan “siz” sözcüğü yürürlükten kalktı ve yerine “sen” getirildi. Bu, derin bir toplumsal düşünce devrimiydi. Bugün İsveç’te herkesin birbirine “du” (sen) diye hitap etmesi, hiçbir devlet kararına dayanmayan, tamamen gönüllü bir sosyal uzlaşmanın ve eşitlik anlayışının başarısıdır.

Reformun sembolik temeli, 3 Temmuz 1967’de İsveç Tıp Kurulu Başkanı Bror Rexed’in yaptığı tarihi konuşmayla atıldı. Rexed, çalışma arkadaşlarına kendisine artık unvanıyla veya resmi bir “siz” ile hitap etmelerine gerek olmadığını ifade ettiğinde, yüzyılların hiyerarşik geleneğini yıkan temele ilk harcı koymuş oldu. Bu süreç, sadece dildeki bir değişimi değil, İsveç’in hiç kimsenin bir diğerinden üstün olmadığını savunan ve bireyi yüceltmekten kaçınan “Jantelagen” kültür felsefesini de beraberinde getirdi. Bugün kraliyet ailesi üyelerine dahi “sen” diye hitap edilebiliyor. Bu durum, statünün, insanın insana duyduğu saygının önüne geçmediğinin de bir göstergesi.

‘İYİ İLİŞKİ’ KURALLARI

İsveç’teki bu dönüşümü değerlendirirken bizde Osmanlı kültüründeki hitap ve protokol şekillerini gözden geçirmekte yarar var. O dönemdeki hitap şekilleri, sadece bir selamlaşmayı değil, taraflar arasındaki hiyerarşiyi de belirleyen bir “hüsn-ü muâşeret” (iyi ilişkiler) kuralıydı. Örneğin kişi, “zât-ı âlileri”ifadesiyle karşıdakini yüceltirken; kendisini “bu fakir” veya “bendeniz” gibi sözcüklerle tanımlamakla bir alçakgönüllülük dengesi kurardı. “devletlü efendim”, “faziletlü efendim” gibi unvanlar, karşıdakinin makamına duyulan saygının göstergesiydi. Doğrudan “sen” demek ise görgüsüzlüğün ötesinde, bir saygısızlık sayılırdı.

Böylesi tarihsel süreçlerden geçmiş bir ülkeden gelmiş biri olarak İsveç’te öğretmenliğe başladığım yıllarda, altı-yedi yaşındaki çocukların ellerini omzuma koyarak bana, “Ali du!” diyerek hitap etmelerine ve “senli benli” konuşmalarına alışmam çok zor olmuştu…