Dünyanın büyük güçleri artık yalnızca limanlar, petrol hatları ya da gümrük tarifeleri üzerinden rekabet etmiyor. Yapay zekâdan elektrikli araçlara, uzay teknolojilerinden veri merkezlerine kadar uzanan yeni yarışta asıl mesele, geleceğin teknolojik üstünlüğünü kimin belirleyeceği. Yeni teknolojik çağın görünmeyen omurgasını “kritik mineraller” oluşturuyor. Büyük rekabet toprağın altından başlıyor.
İşin ironik tarafı ise şu: İnsanlık başka gezegenlerde yaşam kurmayı tartışırken bunu mümkün kılacak teknolojiler için bile gezegenimizin derinliklerinden medet umuyor. Mars gezegeninde yaşam kurma hayalleri kuran uygarlık, yeryüzünün kadim madenlerine kazma vurmaya devam ediyor.
KRİTİK ELEMENTLER ÇAĞI
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında stratejik zirvede, kritik minerallerin yeniden gündemin merkezine yerleşmesi tesadüf değil.
Batı uzun süre kritik mineralleri sıradan bir emtia meselesi olarak gördü. Çin ise bunu yıllar içinde stratejik bir devlet politikasına dönüştürdü. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre Çin, nadir toprak elementlerinin yaklaşık yüzde 90’ının rafinasyon kapasitesini kontrol ediyor. Asıl güç de burada ortaya çıkıyor. Çünkü mesele yalnızca madeni çıkarmak değil; onu işleyebilmek, sanayiye entegre edebilmek ve küresel üretim zincirinin vazgeçilmez halkası haline gelebilmek. 2025’te Çin’in bazı kritik minerallerin ABD’ye ihracatını sınırlandırmasıyla birlikte bu zorunluluk daha görünür hale geldi.
GÜNEY AFRİKA NEDEN ÖNEMLİ?
Küresel satranç tahtasında stratejik ağırlığı artan bir ülke daha var: Güney Afrika. Ülke özellikle platin grubu metallerde dünyanın en kritik merkezlerinden biri. Bunlardan biri olan rodyumun yaklaşık yüzde 85’i Güney Afrika’dan çıkıyor. Otomobillerin emisyon sistemlerinden savunma teknolojilerine kadar geniş kullanım alanına sahip olan bu metalin değeri ise büyük ölçüde kıtlığından kaynaklanıyor. Dünyada bir yılda üretilen toplam miktar, büyük bir kamyonu doldurmaya bile yetmiyor.
Ancak mesele yalnızca rodyum değil. Güney Afrika bugün dünyanın en büyük manganez üreticisi konumunda ve küresel ihracatın yaklaşık yüzde 40’ını gerçekleştiriyor. Daha çok çelik üretimiyle ilişkilendirilen manganez, artık yeni nesil batarya teknolojilerinin kritik hammaddelerinden biri haline geldi.
Benzer şekilde dünya krom rezervlerinin yaklaşık yüzde 70’i de Güney Afrika’da bulunuyor. Paslanmaz çelikten havacılık sanayisine kadar geniş kullanım alanına sahip olan krom, özellikle Çin’in üretim zinciri açısından vazgeçilmez madenler arasında yer alıyor. Güney Afrika, dünya vanadyum rezervlerinin yaklaşık üçte birini elinde tutuyor. Yüksek dayanıklılığa sahip çelik üretiminden enerji depolama sistemlerine kadar birçok alanda kullanılan vanadyum, enerji dönüşümünün “sessiz stratejik metalleri” arasında yer alıyor.
Bu kaynakları elinde tutan Güney Afrika’nın Çin ile yakınlaşması, ABD açısından rahatsız edici bir tablo oluşturuyor. Her iki ülke de BRICS üyesi ve Batı merkezli ekonomik düzene karşı daha çok denge siyaseti izliyor. Çin yıllardır Afrika’da limanlara, demiryollarına, enerji altyapılarına ve madenlere yatırım yapıyor. Amerika, Çin’e bağımlılığı azaltmak istiyor ancak ihtiyaç duyduğu kritik minerallerin önemli bölümü Çin ile yakın işbirliği içindeki Güney Afrika ve Sahraaltı ülkelerde bulunuyor.
Dünyanın yeni kaynak savaşı sadece petrol kuyuları etrafında değil; kritik madenler üzerinden de yaşanıyor. Bu nedenle elindeki kozu iyi kullanmak isteyen Güney Afrika, ABD ile Çin arasında sertleşen teknolojik rekabetin sessiz ama kritik düğüm noktalarından birine dönüşüyor.
