İngiltere’nin çiçeği burnunda başbakanı Andy Burnham eylül ayı sonunda İşçi Partisi’nin yıllık konferansında konuşma yaptığı sırada sık sık ayakta alkışlandı. En uzun alkışı da babasından bahsederken gözlerinin dolduğu anda aldı. “Keşke babam Downing Sokağı’nda ailece yaşadığımız o mutlu anı görebilseydi” cümlesi hem salondakileri hem de televizyonda izleyenleri duygulandırdı.
Manchester’ın eski belediye başkanı Andy Burnham, temmuz ayında başbakan olarak Downing Sokağı 10 numaraya adım attığında babası Roy, Alzheimer hastası olarak bir bakımevindeydi ve oğlunun başbakan olduğunun farkında bile değildi; kısa süre sonra, eylül ayında da 86 yaşında yaşama veda etti. Bir babanın yaşayabileceği en büyük gurur farkında olmasa da kendisine verilmişti. Bakımevinde töreni izlemek için televizyon başına toplananlar babaya, “Bak Roy, oğlun başbakan!” diye gösterdiklerinde gözlerinin dolduğunu, sanki olayı algıladığını söyleyeceklerdi. Burnham konuşmasında, babasının zamanında eğitim/sınav sistemi yüzünden üniversite eğitimi alamadığını, anne babasının işçi sınıfından geldiğini, ilk evlerini hangi zorluklarla inşa ettiklerini anlattı. Başbakan, “Bütün kusurlarına karşın bu ülke babama iyi bir yaşam sundu ve oğullarına kendisinin elde edemediği fırsatlar verdi. Babam bunun farkındaydı ve bunun için minnettardı” dedi.
Babasının hastalığından dolayı hem yaşlıların karşılaştığı güçlükleri hem de sağlık/bakım personelinin sorunlarını yakından gören Burnham, bu alanlardaki iyileştirmelere öncelik vereceğini vurguladı.
AB ÜYELİĞİNE YEŞİL IŞIK YAKTI
Başbakan Burnham’ın, İngiltere’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden ayrılmasına ilişkin sözleri ise şaşırttı. Brexit’in yanlış olduğunu, “yarardan çok zarar” getirdiğini, AB’den çıktıktan sonra İngiltere’de göç kontrolünün zorlaştığını, üye ülkelerle bu konuda anlaşmanın zorlaştığını ifade eden Burnham; yeniden AB üyeliğine yeşil ışık yaktı. On yıl süren düşük büyümenin ülkeyi zayıf bir konuma düşürmesinden dolayı ekonomi üzerindeki kontrolün bir kısmını kaybettiklerini belirtti; “Gelecek on yıl böyle olmayacak” dedi. Uzun vadeli hedeflerin altını çizdi. AB ile yapılacak zirvede, ortak göç yönetimi ve sınır kontrolü üzerine işbirliğinin artırılmasının hedeflendiğini vurguladı.
Konferans başında farklı bir konuşma yapacağını söyleyen Burnham bazen güldürdü, bazen ağlattı, meslektaşlarını överek haklarını teslim etti; dayanışma, birlik duygularıyla insanların içine dokundu, umutları yeşertti. En önemlisi de konuşmasında siyasette eksikliği sıkça dile getirilen “dürüstlük” sunduğunu, herkesin sevdiği ülkesi için net bir yön çizdiğini ifade etti.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en büyük sosyal konut inşa hamlesi başlatacağını, İngiltere’de evsiz olup sokakta yatmak zorunda kalan hiç kimsenin kalmayacağını, halkın enerji maliyetlerinin düşürüleceğini belirtti. Son yıllarda çalışan, hizmet alan herkesin yakındığı sağlık sisteminde reforma gidilerek herkesin faydalandığı yeni bir ulusal bakım hizmeti kurulacağını, sosyal bakım hizmetinin finansmanını sağlamak için 2030 yılından itibaren emekli maaş artışlarını düzenleyen “triple lock” (üçlü kilit) mekanizmasında düzenleme yapılacağının sözünü verdi.
Burnham son zamanlarda gündemde olan Galler ile İskoçya’nın ayrılma isteğine de değinerek “Bölünmek yerine, değişen bir dünya karşısında birlikte durarak her zaman daha güçlü olacağız. Bu görevi, babamın görmeyi arzuladığı türden fırsat eşitliği, dayanışmayı temsil eden bir Britanya’yı inşa etmek ve ülkeyi bir arada tutmak için var gücümle mücadele etmek adına kullanacağım. Birleşik Krallık’ın son başbakanı değil, aksine onu işler hale getirecek şekilde yeniden yapılandıran ilk başbakanı olacağım. Hep beraber yapabiliriz, yapacağız, yeniden umutlanabiliriz” sözleriyle genç yaşlı herkese umut verdi. Dünyanın umuda ihtiyacı olduğu günlerde, çıkmayan canda umut vardır diyelim.
