Postacısız hiç olmaz!

Postacısız hiç olmaz!

4.10.2026 04:00:00
Güncellenme:
Mahmut Şenol
Takip Et:
Postacısız hiç olmaz!

Kanada’nın 28 bin postacısının omuzlarında manevi bir mesuliyet var...

Kanada’nın 28 bin postacısının omuzlarında manevi bir mesuliyet var: Yalnızlığıyla gün geçiren yaşlıların kapısını çalıp iyi durumda olup olmadığına bakmak!

42 milyonluk nüfusun, kentlerde bile bahçeli tek katlı evlerde, kırsalda ise ıssız yaşayanlarının sayısı 10 milyon kadar; neredeyse nüfusun yüzde 24’ü. X kuşağı denilen gençliğin öncesinde, 1946-1976 arası doğanlar “Baby Boomer” kuşağı idi ve artık yaşlandı.

Her dört kişiden biri yaşlı, emekli maaşı alıyor, Kanada hükümeti yılda 90 milyar dolar sosyal ödeme yapıyor; bütçeye ciddi yük.

Dahası, bu gidişle her yıl yüzde 5 oranında bu harcamaların artacağı öngörülüyor. Kanada’nın 10 eyaleti, üç özerk bölgesindeki yaşlıların nüfus kütüğünü dökmeyelim ortaya ama sadece Alberta’da evinde pinekleyenlerin oranı yüzde 20 civarında; gerisini tahmin ediniz.

BAK POSTACI GELİYOR 

Kamusal sağlık harcamalarının yüzde 40’ından fazlasını yaşlılara harcamak gerekiyor. Öte yandan bilim ve tıptaki gelişmeler yaşlıların ömrünü uzatıyor; bu da güzel bir şey elbette.

Geriatrik disiplini denilen yaşlıya bakım, özen, önem ve desteğin çerçevesi de geniş. Kanada bu anlamda dünyada hizmet sunan ülkeler sıralamasında ilk beşin içinde. Uzun dönemli bakımevleri, evde bakım, hemşire desteği, acil servis gibi hizmetlere bir tek eksik kalıyor; bu insanları ara sıra yoklamak, kollamak, “Bu sabah nasılsınız?” diye sorup gönül almak.

İşte burada devreye postacıları sokmayı akıl ettiler. Yalnız yaşayıp sabahtan akşama insan yüzü göremeyen, her şeye sahip ama ıssızlığın ortasında kendi sesinden başkasını duyamayan bu “ihtiyarların” halini hatırını sorma işini onlara bıraktılar.

Gerçi bu yönde bir yönetmelik hükmü yok ancak önemli bir gelişme var. Postacıların sendikası olan CUPW (Canadian Union of Postal Workers) 2025’te hükümete bir rapor sunarak dağıtıcıların nasılsa oradan geçtikleri için kapıları çalıp hatır sormasını yasal zemine oturtmayı önerdi. Örneğin, postacı 3-4 günden beri kapıda birikmiş gazeteleri, dolup taşmış posta kutusunu, kapıda bırakılmış pizzaları, açılmamış perdeyi, tütmeyen bacayı fark ederse, çalınan zile cevap yoksa polise haber vermeli, hatta yetki sağlanırsa kapıyı kırıp içeri girmeli; bunlar hayat kurtaracaktı.

YATAK BOŞALSIN DİYE BEKLİYORLAR

Ne varsa yine sendikacılarda var; Postacılar Sendikası dağıtıcının kapıyı açan yaşlıyla bir süre muhabbet etmesini de öneriyordu. Postacılara ilk yardım eğitimi verilmesi, gerekirse ilk müdahalenin dağıtıcı tarafından yapılmasını da rapora iliştirdiler; henüz resmi bir cevap yok, herhalde hükümet bunları düşünüyor.

Yaşlılığı postacıyı bekleyerek geçirmek istemeyip huzurevlerine gitmeye hazır olanların sayısı bu yıl 455 bin yurttaş. Yataklar boşalsın diye bekliyorlar. Çok acıklı ama öyle.

Elbette sorun daha derinde yatıyor, kuşaklar ve aileler arasındaki uçurumlar, uzaklıklar, gençlerin kentlere göçmesi; say say, liste uzar gider. Öyle anlaşılıyor ki Kanadalı yaşlı evlerinin kapılarını bundan böyle “Postacı iki defa çalacak”!

James M. Cain’in ünlü romanından sinemaya uyarlanan “The Postman Always Rings Twice / Postacı Kapıyı İki Kere Çalar”ın temasında o ikinci çalış felaketin işaretidir. Hollywood’un iki defa filme aldığı bu eserin en unutulmaz isimlerini, Jack Nicholson ve Jessica Lange’in rolleri paylaştığı gerilim filminde izlemiştik. Bakıyorum da bizim Türk edebiyatında postacısı içinde gezinen pek romana rast gelmiyoruz; “Bay Konsolos” başlıklı roman hariç!

Oysa Batı’da postacısız hiç olmaz!

Şili’nin romancısı Antonio Skármeta’nın romanından filme uyarlanan “Il Postino”daki genç İtalyan dağıtıcı, Komünist Parti üyesi Mario’ya ne demeli! Yalnızca bir kişiye mektup dağıtır, oturup bir de sohbet eder: Nâzım Hikmet’le beraber adı yan yana yazılan dünyanın büyük şairi Pablo Neruda’ya…