Viyana'da kış, soğuktan önce ritüelle gelir. Kasım ayının sonundan itibaren şehir başka bir dile geçer: balo dili. Dört yüzden fazla balosuyla Viyana, dünyanın balo merkezine dönüşür. Salonlar, kristal avizeler, siyah fraklar ve taş duvarların ardına saklanmış eski bir hafıza… Her kış devlet operasının önünden geçerken aynı duygu içime çöker: İnişli çıkışlı, inanılmaz bir tarihe ve bir o kadar da sıra dışı insanlara ev sahipliği yapmış bu şehir, insanın hem en kırılgan hem de en dirençli yanını aynı anda hatırlatır. Dışarıda keskin bir soğuk, içeride parıldayan bir dünya ve bütün bu ihtişamın üzerinde ince bir Kafkaesk sis… Zarafetle boğuculuk yan yana durur.
12 Şubat 2026’da, dünyada baloların balosu sayılan Wiener Opernball yine bu binayı bir geceliğine balo salonuna çevirecek ve mutlaka katılıp gözlemleyeceğim. Dünya savaş korkularıyla, ekonomik çalkantılarla, adalet arayışlarıyla sarsılırken Viyana, kendi ritüelini döndürmeye hazırlanıyor. Şehrin kaderi böyle: Acının içinden bile bir vals çıkarıyor. “Alles Walzer” (“Vals başlasın!”) dendiğinde zaman düz ilerlemez, daire çizmeye başlar.
Ama Viyana’nın gerçek hafızası balolarda değil; müzikte ve bu şehre iz bırakmış insanlarda saklıdır. Ve o hafızanın en güçlü sesi, dönüp dolaşıp geldiğimiz altın isimdir: Beethoven.
İNSANLIĞIN SESİNİ BÜYÜTTÜ
Beethoven Viyana’ya geldiğinde Mozart’ın öğrencisi olmayı hayal etmişti; Mozart’ın ölümü bu hayali yarım bıraktı. Ama Beethoven’ın Viyana’ya gelişi, dünya müzik tarihinin yönünü değiştirdi. O yıllarda Viyana, aristokrat salonlarıyla Avrupa’nın kültür başkentiydi. Bu şehir Beethoven’ı yalnızca beslemedi; onu dönüştürdü. Adalet, insanlık ve kardeşlik ideallerini müziğe çeviren Beethoven, bu taş sokakların içinde bir vicdana dönüştü. Kulakları zamanla duymayı yitirse de son günlerine kadar üreterek insanlığın sesini büyüttü.
VİYANA KAFKAESKTİR
Bu hikâyenin arka planında Joseph Haydn vardır. Haydn’ın son halka açık konseri, bugünkü Viyana Bilimler Akademisi’nin salonunda gerçekleşti. Yaşlı “Baba Haydn” güçlükle locasına getirildiği o gece, Beethoven locasından kalkıp ustasının yanına gitti ve elini öptü. Bu sahne yalnızca bir müzik anı değil; insanlık terbiyesinin en saf halidir. Beethoven’ın içindeki adalet duygusunun nereden geldiğini anlamak için bu an yeter.
Viyana bu yüzden yalnızca bir konser salonu değil; hem güzelliğin hem huzursuzluğun üretim merkezidir. Aynı şehirde Strauss’un valsi dolaşır, Freud’un karanlık koridorları yankılanır, Kafka’nın adımları duyulur. Hem Hitler’in hem de İsrail’in kurucu figürü sayılan Theodor Herzl’in şehridir Viyana. Viyana Kafkaesktir: Aynı sokakta hem umut ve barış hem kışkırtmalar ve nefret hem de çıkılmaz bir labirent hissi yan yana yürür. İşte bu duygularla Türkiye’ye baktığımda, adalet isteyen, hukuk arayan, iç barışı özleyen milyonların sesini duyuyorum. Bu sesler bana Beethoven’ı hatırlatıyor. Sağırlığı ilerledikçe dünyadan kopmayan, tam tersine insanlığın en büyük barış çağrısını besteleyen bir adamı...
9. Senfoni’nin finalindeki “Ode an die Freude” yalnız Avrupa’nın değil, insanlığın marşıdır:
“Bütün insanlar kardeş olsun.” Ve Beethoven bize aslında şunu fısıldar: En karanlık anlarda bile umut, adalet ve kardeşlik susmaz; sadece daha derinden duyulur.