Eski CHP'li vekilin iddiaları sonrası... Kilit isim Refik Eryılmaz, Kılıçdaroğlu'nun 'MİT' çıkışının perde arkasını anlattı: 'İstihbarattan bir bilgi geldiğini söyledi'

Eski CHP'li vekilin iddiaları sonrası... Kilit isim Refik Eryılmaz, Kılıçdaroğlu'nun 'MİT' çıkışının perde arkasını anlattı: 'İstihbarattan bir bilgi geldiğini söyledi'

27.05.2026 08:50:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
Eski CHP'li vekilin iddiaları sonrası... Kilit isim Refik Eryılmaz, Kılıçdaroğlu'nun 'MİT' çıkışının perde arkasını anlattı: 'İstihbarattan bir bilgi geldiğini söyledi'

Eski CHP'li vekil Hüseyin Aygün'ün "İstihbarat istedi, Kılıçdaroğlu milletvekilini uyardı" çıkışının ardından gözlerin çevrildiği Refik Eryılmaz, parti içinde yaşanan tasfiye ve kriz süreçlerine dair ilk kez konuştu.

Kurultay seçiminde kaybettiği genel başkanlık görevine mahkeme kararıyla dönebilen Kemal Kılıçdaroğlu'na tepkiler yükselmeye devam ederken; eski CHP milletvekili Hüseyin Aygün, Kılıçdaroğlu'nun MİT'in kontrolünde hareket ettiğini ve CHP'nin bu temel üzerinde yeniden dizayn edildiğini öne sürdü.

Aygün'ün, Kılıçdaroğlu'nun MİT kontrolünde hareket ettiği yönündeki açıklamaları gündem oldu.

KİLİT İSİM KONUŞTU

Hüseyin Aygün, devlet tarafından üstü çizilecek vekiller listesinin hazırlandığını, bu doğrultuda Kılıçdaroğlu'nun istihbarat uyarısıyla CHP eski Hatay milletvekili Refik Eryılmaz'a gözdağı verdiğini söylemişti.

Bu açıklamaların odağındaki Refik Eryılmaz, soL Haber'e konuştu.

'MİTİNG DÜZENLEMEK İÇİN YALVARDIM AMA KABUL ETMEDİ'

Hüseyin Aygün, Suriye'ye emperyalist müdahalenin başladığı 2011 yılında, Refik Eryılmaz'ın, iktidarın cihatçılara verdiği desteği ifşa ettiğini ve bunun üzerine Kemal Kılıçdaroğlu'nun Eryılmaz'ı makamına çağırarak uyardığını, "MİT seni izliyor, hareketlerine dikkat et" dediğini iddia etmişti.

Eryılmaz, Kılıçdaroğlu'nun Suriye meselesine dair hep mesafeli durduğunu belirtti, şu ifadeleri kullandı: 

"Suriye süreci biliyorsunuz hem uzun sürdü hem de bu bölgede çok ciddi bir sıkıntı yaşandı. O süreci de tabii bölge milletvekili olduğumuz için yakından takip ediyorduk. Suriye'ye birkaç defa gittik geldik. Hatta o dönem Suriye'de gözaltına alınan Türk gazeteci Cüneyt Ünal'ı Suriye'den getirdik, bu sürece aracı olduk. Suriye sınırında yaptığımız konuşmalar, açıklamalar oldu. Genel başkan bizim bu bölgede insanların beklediği bir tavrı göstermedi, hep mesafeli durdu. Hatta ben bir ara kendisine burada bir miting yapılması noktasında ısrarlı bir talep olduğunu, üç yüz, beş yüz bin kişiyi toplayabileceğimizi söyledim. Yeter ki ben geleceğim deyin, miting yapın sizden rica ediyorum diye gidip yalvarmama rağmen kabul etmedi. Ben mitinge gelmem ama siz yapmak istiyorsanız yapın dedi."

"DİKKAT EDİN, GELDİ BİR DEFA BİR OTELDE KAPALI, BİRKAÇ KİŞİYLE TOPLANTI YAPTI GİTTİ..."

Kılıçdaroğlu'nun toplumdan yükselen tepkiler sonucu göstermelik birkaç adım attığını aktaran Refik Eryılmaz, o dönem yaşananları şu sözlerle aktardı:

"Dikkat edin, geldi bir defa bir otelde kapalı, birkaç kişiyle toplantı yaptı gitti, manzarayı kurtarmak adına. Çünkü çok baskı oldu. Bu gündem o zamanlar çok önemliydi. Türkiye'yi bu kadar yakından ilgilendiren, 3-5 milyon insanın Türkiye'ye geldiği, Türkiye'nin o gündemde 45 milyar dolar para harcamak zorunda kaldığı, sınırlarımızın kevgire döndüğü, bütün dünyanın dikkatini çeken bir konuda neden miting yapmak istemedi mesela? Bu ciddi bir soru işareti benim için."

Buna karşın ABD ziyaretine hızla onay çıktığını aktaran Eryılmaz, Kılıçdaroğlu'nun tavrındaki değişimi şu ifadelerle paylaştı: 

"Bu da ciddi bir soru işareti. Neden? Kimden çekiniyorsunuz? Ama Amerika'ya seçim gözlemcisi olarak davet ettiklerinde, genel başkana usulen sormak zorundaydım yine. Rota Amerika olunca hiç tereddüt etmeden anında 'tabii gidebilirsin' dedi. Amerika'ya gitmek için hemen gidebilirsin ama Suriye'ye gazeteciyi getireceğim, barışı kovalıyoruz, orada olup bitenlerle ilgili bilgi almaya çalışıyoruz, cihatçılar, bombalar var... Oraya gidemezsin, buraya gidebilirsin deniyor. Bunlar çelişkili yaklaşımlar bana göre."

Aylar süren çabanın ardından TRT muhabirinin Türkiye'ye getirilmesinin Kılıçdaroğlu tarafından takdir görmediğini belirten Eryılmaz, bu duruma verilen tepkileri o dönem garipsediğini anlattı:

"Suriye'de gözaltına alınan Türk gazetecinin yanında Filistinli bir gazeteci daha vardı. Ama o çatışmada ölmüştü. Onu kurtaramadık. Dönemin Başbakanının, Dışişleri Bakanlığı'nın ki aileleri başvurdu iyi biliyorum, MİT'in getiremediği gazeteciyi biz gittik getirdik. Bu aslında siyaseten bir başarıydı. Kalkıp bunun üzerine en azından iki çift laf söylemesini isterdim Kılıçdaroğlu'nun. O dönem sayın genel başkanın çıkıp iktidara 'Bakın sizin getiremediğiniz gazeteciyi bizim milletvekillerimiz gitti getirdi, milletvekillerime bu kritik süreçte savaş ortamında gidip bu vatandaşımızı getirdikleri için teşekkür ediyorum' demesi gerekirdi. Ama demedi. Garibime gitti tabii."

''TUZAK KURABİLİRLER' DEDİ, BİLGİNİN MİT'TEN GELDİĞİNİ SÖYLEDİ'

Hüseyin Aygün'ün yazısında geçen MİT uyarısı ve gözdağı meselesine de değinen Eryılmaz, Aygün'ün gündeme getirdiği MİT ayrıntısına dairse şunları aktardı:

"Bütün bunları üst üste koyduğumuz zaman sanırım bazı şeyler daha iyi anlaşılıyor. Kılıçdaroğlu ile görüştüğümde beni korumaya çalışan bir tavırla, 'Bana böyle bir istihbari bilgi geldi, dikkat et sana Suriye sürecinden dolayı bir suçlama yapabilirler, tuzak kurabilirler' minvalinde bir şey söyledi. Hüseyin Aygün bu yorumu bu şekilde değerlendirmiş. Kim bana tuzak kuracak diye sormadım, konuşmadım tabii, ama istihbarattan böyle bir bilgi geldiğini bana da söyledi Kılıçdaroğlu."

'SEN GENEL BAŞKANSIN, MİLLETVEKİLLERİNLE ALAY MI EDİYORSUN?'

Eryılmaz, o dönem alınan parti kararlarının da rahatsızlık verici olduğunu belirterek, "Bunun dışında AKP'nin politikalarına çanak tutan o kadar çok karar alındı ki bizim yaptığımız hiçbir itiraz dikkate alınmadı, kabul edilmedi" dedi.

Kılıçdaroğlu'nun, Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Cumhurbaşkanı adaylığını benzer bir biçimde dayattığını söyleyen Eryılmaz, yaşananları şöyle aktardı: 

"Bizi kapalı grup toplantısına davet etti Kılıçdaroğlu. O zaman gündem olmuştu hatta. 'Her bir milletvekili üç tane isim yazsın, kimi cumhurbaşkanı görmek istiyorsunuz' falan dendi. Ben İstanbul Üniversitesi'nden hocamı, anayasa hukukçumuz ve milletvekili arkadaşımız Süheyl Batum'u ve birkaç kişiyi yazdım. Herkes bir şeyler yazdı, aradan bir hafta geçti. Bir baktık televizyondan altyazı geçiyor: Kemal Kılıçdaroğlu, Bahçeli ile görüştü, çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu."

Grubun dayatma adaya verdiği tepkiyi ise şu sözlerle dillendirdi: 

"Şöyle döndük birbirimize baktık, bu nereden çıktı? Sen yazdın mı, yok. Sen yazdın mı, yok. O grubun içinde bir kişi dahi o ismi yazmamış. Sen genel başkansın, milletvekillerinle alay mı ediyorsun? Bizi toplayıp isim yazın diyeceksin, kimse o ismi yazmayacak ve sen gidip başkalarının sana dayattığı ismi getirip bizim önümüze koyacaksın. Bu meselede ciddi tartışmalar ve kırılmalar yaşadık."

'BEN BUNLARLA AYNI MASAYA OTURMAM'

CHP'li Refik Eryılmaz, 4 milletvekili ile gittikleri ABD ziyaretine dair de konuştu.

Bu ziyarette Fethullahçılarla karşı karşıya geldiğini anlatan ve New York'ta yaşananları ileride yazacağı kitabına da not aldığını belirten Eryılmaz, o geceyi şöyle anlattı: 

"Geldiğimiz noktada parti içerisinde Fethullah Gülen'e yakın bazı durumlar gördük. Amerika'ya davet ettiler beni, seçim gözlemcisi olarak resmi sıfatla gittim. New York'ta oteldeyiz. İki tane uzun boylu, badem bıyıklı, kravatsız, takım elbiseli kişi çok kibar bir şekilde geldiler. Ben odamdayım, aşağıdan resepsiyondan diğer milletvekili arkadaşlar aradılar, misafirimiz var inebilir misin dediler. İndim selamlaştık, hoş beş işte sizi Amerika'da görmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz falan dediler. Neyse, en son bunlar bizi akşam yemeğine davet ettiler. New York'ta nehirde bir gemi var, lüks bir yer, bizi oraya davet ettiler."

Eryılmaz bu resmi olmayan daveti ve süreci şöyle detaylandırdı: 

"Onlar gittikten sonra arkadaşlara döndüm, kim bunlar dedim. Bunlar FETÖ'nün, Fethullah'ın adamlarına benziyor dedim. Ben bunlarla yemeğe katılmam dedim. Niye böyle diyorsun, otele kadar geldiler yemeğe davet ettiler diyenler oldu. Ben bunlarla aynı masada oturmam arkadaş dedim. Giden gitti. Ben kaldım."

Eryılmaz, tasfiye sürecinin perde arkasını bir emniyet mensubunun uyarılarını da şu sözlerle anlattı: 

"Zaman geçti bizim adaylık süreci geldi. Beni aday göstermediler. Aradan geçen yıllardan sonra emniyetten bir tanıdık 'Artık geçti gitti ama sana bir şey söyleyeyim, sen partide iki tane çarpı yemişsin' dedi. 

Neymiş dedim. 'Bir, Suriye'ye gidip Esad'la görüşmen. İki, Amerika'ya gittiğinde o Fethullahçılar seni yemeğe davet etmiş, sen onlarla yemeğe gitmemişsin, tavır almışsın' dedi. Evet, doğru dedim. Eğer bunlar için beni aday yapmıyorlarsa ben bununla övünürüm yani, ancak gurur duyarım dedim."

'O SÜREÇTE PARTİDEN İSTİFA EDİP TAVIR KOYAN TEK MİLLETVEKİLİ BENDİM'

Parti içi tahammülsüzlüğe değinen Eryılmaz, benzer tartışmaları ve çekişmeleri parti içindeki kimi örneklerde de yaşadığını ifade etti. 

Benzer krizlerin Gürsel Tekin ya da Lütfü Savaş gibi isimlerle de yaşandığını aktaran Eryılmaz, o dönemdeki tepkisini de şöyle dile getirdi: 

"İstifa etmek zorunda kaldım, partiden istifa ettim. O süreçte partiden istifa edip tavır koyan tek milletvekili bendim. Hani bazen diyorlar ya niye zamanında konuşmadınız? Zamanında itiraz ettik, istifa ettik, alanlara indik. 

Ne oldu? Bizi parti düşmanı ilan ettiler. CHP'ye milletvekili kaybettirdi, Samandağ Belediyesi'ni kaybettirdi dediler. Kardeşim bak ülkeyi kaybediyoruz, partiyi tamamen kaybediyoruz. Bir milletvekili gördüğü yanlışlıkları dile getirmeyecekse kusura bakmasın görevini yapmıyor demektir. Bizi cezalandırdılar, bir dönem vekillik yaptırıp gönderdiler. Çok önemli değil, yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim ama maalesef bunları yaşadık. Aslında bunlar şimdiden bakınca ibretlik şeyler. 

Kamuoyunun da bunları bilmesi lazım. Beni kendi partim linç etmeye çalıştı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun uygulamalarına, yanlışlarına itiraz edip istifa edince bizi partiye hain ilan ettiler. Lütfü Savaş'ın yanlışlarına karşı çıktık, kavgacı dediler.  İşte o günlerden sonra geldiğimiz hal bu. Yazık oldu."