Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen ve 9 işçinin yaşamını yitirdiği maden faciasının ikinci yılı dolayısıyla Kadıköy’de yürüyüş ve anma düzenlendi.
DİSK’in çağrısıyla gerçekleşen anmaya faciada yaşamını yitiren Uğur Yıldız’ın ailesi, CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TİP milletvekili Ahmet Şık, DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz ve çok sayıda yurttaş katıldı. Süreyya Operası önünden Boğa Heykeli önünde yapılan anma yürüyüşünün ardından konuşmalar gerçekleştirildi. Konuşmalar sırasında “Çalışırken ölmek istemiyoruz”, “Kader değil cinayet, İliç için adalet”, “Katillerden hesabı emekçiler soracak” sloganları atıldı.
"MURAT KURUM NEDEN YARGILANMIYOR?"
Uğur Yıldız’ın annesi Sevda Yıldız konuşmasında adalet çağrısını yineledi. “Söz vermişlerdi bize, suçlular cezasını çekecek diye. Nerede suçlular; hiç birini mahkemede göremedik" diyen anne Yıldız şöyle konuştu:
“Neden Murat Kurum yargılanmıyor? Neden Cengiz Demirci yargılanmıyor? Neden dışarıdaki Anagold sorumluları buraya getirtilmiyor? Adalet güçlüden yana mı bilmiyorum ama maalesef bizden yana olduğunu göremedik. Çocuklarımızın kanı yerde kalmasın, benim tek mücadelem budur. Anagold’un benim ülkemde ne işi var? Benim yeraltı kaynaklarımda ne işi var? Neden benim altınımı onlar götürüp zengin olurken bizim çocuklarımız ölüme terk ediliyor? Hakimlerin tarafsız olmasını istiyorum. Taraflı olup, baştan emir alıp da Kanadalı’nın arkasında durmasınlar. Bu işte hükümetin de eli var. İliç de suçlu onlara topraklarını teslim ederek. Şu anda da açılmasını istiyorlar. Ben bir anne olarak oranın açılmasını istemiyorum. Bizi yönetenler sesimizi duysunlar, açılmayacak o ocak. Açılmasın da başka analar ağlamasın, başka evlatlar ölmesin”
"BU NASIL ADALET, BEN KİME GÜVENECEĞİM?"
“İliç’te facia olduğu zaman, 15 gün bir şey yapamadılar" diyen baba Ali Ekber Yıldız da şöyle konuştu:
"Hani bizim başımızdaki diyordu ki, ‘Biz büyük ülkeyiz’. Sizin büyüklüğünüzü ben görmedim. Sizin büyüklÜğünüz, halkınıza zulüm ediyorsunuz. Siz halkınızı, emeklinizi aç bırakıyorsunuz. Ben de emekliyim; ben de açım. Başınızdaki Trump var ya, en azından kendi halkına sahip çıkıyor. Sizin dediğiniz katil İsrail’in başbakanı en azından kendi halkına sahip çıkıyor, kendi halkına zulüm yapmıyor. Siz kendi halkınıza zulüm yapıyorsunuz. Ama dışarıya gelince susuyorsunuz. Ülkenizi sattınız, toprağınızı sattınız, dağınızı sattınız. Şimdi sıra biz mi geldi. Çocuğum orada 53 gün toprak altında kalırken, sen Bakanlarını, milletvekillerini topladın İstanbul’da, Murat Kurum beyi de başkan adayı gösterdin, onun çalışmalarını yapıyordunuz. Ben de arkadaşlarıyla orada oğlumu arıyordum biliyor musun büyük lider? Sen büyük değilsin, ülke düşmanısın. Sen bu ülkeyi sevmiyorsun. Bırak; seni istemiyoruz.
Geçen sene 13 Şubat’ta ben çocuğumu anmaya mezarına giderken, daha çocuğun mezarına ulaşmadan jandarma başımıza geldi. Neymiş? Adliyeden sizi çağırıyorlar, ifadeniz var. Daha çoCuğumun mezarına dua etmeden döndük geldik, ifademizi verdik. Bu nasıl bir adalet? Ben çocuğumun başında fatiha okuyamadım, anamadım. Ben yurtdışına mı kaçacağım? Sen yurtdışına kaçanlara sahip çık. O hakim, savcı var ya, duruşmadan 3 gün önce İliç AK Parti İlçe Başkanı, Erzincan milletvekili Süleyman Karaman mahkeme heyeti başkanı hakimle beraber Meclis’te fotoğraf çekiyor ve paylaşıyorlar. Kime mesaj veriyorlar? Bu nasıl adalet? Bu nasıl hukuk; bu nasıl vicdan? Vicdanları yok mu onların? Ben 2 gün Ankara’da adalet aradım kapı kapı gezerek. Ben kime güveneceğim? Ben kime inanacağım? Beni mezarın başından getiren adam, Cengiz Yalçın Demirci, Kenan Öz, bunları niye getirmiyorlar?"
Yıldız ailesi ve avukatları facianın, Erzincan Adliyesi’nde 17 Şubat’ta görülecek duruşma için destek çağrısında bulundu.
"İŞ CİNAYETLERİ TOPLU KATLİAM OLUNCA GÜNDEM OLABİLİYOR"
Yıldız ailesinin avukatı Akçay Taşçı konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Bütün Türkiye, Soma için ayaklanmıştı. Bütün toplumsal muhalefet Soma için adalet istemişti. Soma’nın son duruşmasında biz yine bir avuç insandık. O tarih itibariyle başka iş cinayetlerinde yine aynı sahneleri yaşadık. Olayın olduğu gün yüksek bir hassasiyet, olayın olduğu gün verilen sözler, atılan sloganlar, ama karar duruşmasında yine bir avuç insan olarak kaldık. İliç’te de durumumuz farklı değil. İliç’teki katliam olduğunda devletin en yüksek makamlarındakilerden toplumsal muhalefetine kadar herkes, ‘İliç’in peşini bırakmayacağız’ sözlerini tıpkı Soma’da olduğu gibi, Ermenek’te olduğu gibi, Hendek’te olduğu gibi, Amasra’da olduğu gibi bu sözler yine verildi. Ama yine Amasra’nın son duruşmasında bir avuç insandık. Toplumsal mücadelenin en önemli konularından bir tanesi olması gereken iş cinayetleri, Türkiye’nin en büyük yarası olmaya devam ediyor. Ve ancak ve ancak bir toplu katliam olduğunda yine gündem olabiliyor.
"VERİLEN SÖZLER ORTADA KALMASIN DİYE DURUŞMAYA DAVET EDİYORUM"
Eğer toplumsal mücadele olmazsa biz avukatların ya da ailelerin duruşma salonundaki mücadelesinden bir sonuç alamayız. Mesele sadece dosyaya soktuğumuz evraklar, yazdığımız dilekçeler değil. Şunu ortaya rahatlıkla koyabiliyoruz zaten; İliç’te 22’inci katta durması gereken yığın 33’üncü kata çoktan gelmişti. Burada gelene kadar, kendi dış denetim firmaları, ‘burada işler yolunda gitmiyor’ demişti. Çatlaklar aylar öncesinden tespit edilmişti, raporlanmıştı, dosyalara girmişti. Yöneticileri farkındaydı. Bile bile, göze alarak bu üretimi yapmaya devam ettiler. Hatta tam olarak 3 gün öncesinde, üretim hedeflerini tutturmak için 5 bin ton daha fazla cevheri serme onayının mailini de sunduk dosyaya. Fakat etkisi yok. İşçilerin ölümünü göze alma pahasına üretim yaptıkları her bir dosyada ortaya konuluyor zaten. Ama sonuç neden yok, orası toplumsal muhalefetin, toplumsal mücadelenin konusudur. Ayın 17’sinde duruşmamız var. Yine verilen sözler ortada kalmasın diye, İliç başka bir facianın davetiyesi olmasın diye İliç’teki duruşmamıza herkesi davet ediyorum."