İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu'dan komisyon raporuna sert tepki: 'Rapor, fikri ve vicdani olarak bir sefalet manifestosudur"

İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu'dan komisyon raporuna sert tepki: 'Rapor, fikri ve vicdani olarak bir sefalet manifestosudur"

20.02.2026 16:37:00
Güncellenme:
ANKA
Takip Et:
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu'dan komisyon raporuna sert tepki: 'Rapor, fikri ve vicdani olarak bir sefalet manifestosudur

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kabul ettiği rapora ilişkin, "Cumhuriyet Devletine 100 yıllık zulüm düzeni diyenlerle, 100 yıllık reklam arası diyenlerin uzlaştığı metindir. Buna sözcülük ve paratonerlik yapmaksa, 57 yıllık MHP ile Cumhuriyeti kuran tüzel kişilik olduğunu iddia eden CHP’ne düşmüştür. Bu organize ihaneti meşrulaştırmak ve topluma benimsetmek, sürecin sonunda ortaya çıkması muhtemel milli felaketten onları muaf kılmayacaktır. Raporu pek tabii her bir madde üzerinde hukuk diliyle ve suni bir siyasi nezaketle tartışabiliriz. Ancak rapor, fikri ve vicdani olarak bir sefalet manifestosudur" dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Partisinin Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kabul ettiği ortak rapora ilişkin eleştiriler yöneltti. Dervişoğlu, "Büyük Türk Milleti" diyerek başladığı konuşmasında şunları kaydetti:

"103 yıllık Cumhuriyetimizi ve milli-üniter yapımızı, bir terör örgütü elebaşı ve sözcülerinin dili ve aklıyla hedef alan ihanet süreci, Komisyonun ortak raporunun yayınlanmasıyla bugün itibarıyla yeni bir aşamaya geçmiştir. Mevcut yasaları bile uygulamayan, tam çeyrek asırdır milletimize adaleti ve demokrasiyi çok gören iktidarın, bir teröristin özgürlüğü için kurduğu komisyondan da çıksa çıksa bu çıkardı. Bu yanıyla bir sürprizle karşılaşmadık. Rapor diye okuduğumuz satırlarsa, Cumhuriyet Devletine 100 yıllık zulüm düzeni diyenlerle, 100 yıllık reklam arası diyenlerin uzlaştığı metindir. Buna sözcülük ve paratonerlik yapmaksa, 57 yıllık MHP ile Cumhuriyeti kuran tüzel kişilik olduğunu iddia eden CHP’ne düşmüştür. Bu organize ihaneti meşrulaştırmak ve topluma benimsetmek, sürecin sonunda ortaya çıkması muhtemel milli felaketten onları muaf kılmayacaktır.

"RAPOR, FİKRİ VE VİCDANİ OLARAK BİR SEFALET MANİFESTOSUDUR"

Raporu pek tabii her bir madde üzerinde hukuk diliyle ve suni bir siyasi nezaketle tartışabiliriz. Ancak rapor, fikri ve vicdani olarak bir sefalet manifestosudur. Yazılanlarla, hukuk devleti, demokrasi, kardeşlik, insan hakları ve meclis üstünlüğü gibi kavramların; tutuksuz yargılama, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi birkaç asırlık beşeriyet kazanımlarının keşfedildiği ilan edilmektedir. Bu değer ve kavramları 25 yılda yok edip sonra yeniden ilan etmesi, akılla izah edilemez bir hadisedir. Rapor, PKK’nın silah bırakmadığını açıkça itiraf etmektedir. Sözde komisyondan bağımsız olarak, Türk Milletinin bütününün kayıtsız ve şartsız arzu ettiği bu bahis dahi gerçekleşmediyse, o siyasi partiler, raporun altına imza atanlar ve görüşü alınan onca kişi, aylarca ne yapmıştır? 40 sene boyunca büyük bir millî fedakârlıkve toplumsal hassasiyetle yürütülen terörle mücadele döneminin bile satır aralarında küçümsendiği görülmektedir. Bu mücadeleyi beğenmeyip 25 yıldır adalet ve kalkınmayı tesis edemeyenlerinhiçbir taahhüdü ve beyanının millet nezdinde geçerliliği yoktur.

Metinde yazılanlardan ziyade, ulaşılmak istenen hedef ve bu yolda yapılmak istenenler önemlidir. Çünkü Erdoğan, kurmak istediği yeni iktidar mimarisinin yasal, kurumsal ve toplumsal onayını almak için açıktır ki, bir düzenek kurmuş ve 51 benzemezi de istediği şekle sokmuştur. Cumhuriyetimize, milletimize, üniter yapımıza kastetmiş olan bir teröriste ‘kurucu önder’ dedikten sonra, bu değerleri savunuyormuş gibi görünmek utanmazlıktır. Ezcümle sürece iştirak edenler, kendi imtiyazlarının peşinde, saray tasallutuna açıkça boyun eğmişlerdir. Bu rapor; isminde Adalet olup adaleti, isminde Cumhuriyet olup Cumhuriyeti, isminde milliyet olup milliyeti ve isminde demokrasi olup demokrasiyi kendi şahsi emellerine alet edenlerin, Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve onun eşit yurttaş düşüncesine karşı ihanette nasıl ortaklaştıklarının vesikasıdır.

"ASLINDA YAPTIKLARI İHANETİN FARKINDADIRLAR"

Terör örgütünün eylemleriyle şanlı ordumuzu ve emniyet güçlerimizin mücadelesini 'şiddet iklimi' olarak isimlendirip eşitleyen, ‘acıları inkar etmeden geleceği birlikte kurma kararlılığı’ ifadesiyle Öcalan’ın Hakikat Komisyonu olduğunu açıkça ifade eden, ‘kamu vicdanında büyüyen huzur talebi’ diyerek terör örgütü elebaşına ve teröristlere ‘toplumsal bütünleşme’ adı altında ‘af’ ifadesi kullanılmadan affedilmelerinin yolunu açan, hatta adapte edilmeleri için ekonomik, sosyal ve siyasi gereken her şeyin yapılmasını üstlenen bir ihanet belgesidir. Aslında yaptıkları ihanetin farkındadırlar. Öyle farkındadırlar ki, sürece dahil olan herkese özel bir cezasızlık zırhı giydirilmesi talep edilmektedir. Bilinsin ki, hiçbir zırh, ihanetle hesaplaşmamızın önüne engel koyamaz, koyamayacaktır. Tarih kaydetmiştir, Türk milleti not etmiştir.

Ve her zaman söylediğim gibi ‘ihanetin zamanaşımı yoktur’. Unutulmamalıdır ki Milli Kurtuluş Savaşı’nın mahiyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesi ve amaçları; Cumhuriyet düşmanlığının, etnik ayrılıkçılığın ve sol-liberal hezeyanların yıkıcı-bozucu ajandalarıyla değişmez, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.

"VATANDAŞININ ONURUNU VE GURURUNU ETNİK KÖKENİNE GÖRE Mİ KORUYACAK"

Komisyoncuların raporunda Türkiye’nin üniter yapısını gevşetecek, ulus devlet anlayışını tartışmaya açacak, çok kurnazca yerleştirilmiş ifadeler vardır. ‘Türkler, Kürtler, Araplar ve diğer kardeş halklar’ denilerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını tek bir millet olarak değil, etnik toplulukların toplamı gibi tanımlama gafletine düşülmüştür. Hatırlatırım, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir’. Bunu söyleyen ben değil, Mustafa Kemal Atatürk’tür. TBMM ‘kardeş halklar konfederasyonu’ kurmak için değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve Türk milletini yaşatmak için vardır.

Komisyoncu rapor diyor ki; ‘Kürt’ün onuru, Türk’ün gururu korunmalı.’ Bu Numan Kurtulmuş’un sıklıkla tekrarladığı bir ifadedir. Bu devlet vatandaşının onurunu ve gururunu etnik kökenine göre mi koruyacaktır? Devletin görevi; her vatandaşının onurunu ve gururunu korumaktır. Etnik kategorilere göre onur ve gurur dağıtan bir anlayış; üniter devleti değil, kimlikler federasyonunu doğurur. Raporu sadece yazdıklarıyla değil, sakladıklarıyla da okumalıyız. Dünyanın her yerinde aynı senaryoyu gördük. Önce terörü bitirme söylemi gelir. Sonra çok kimlikli toplum dili gelir. Sonra yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, özel hukuk düzenlemeleri, peşinden af tartışmaları. En sonunda da devletin yapısı tartışmaya açılır. Bu bir tesadüf değil, yöntemdir. Bu, küresel aklın yıllardır uyguladığı ve dayattığı modeldir.

Benzerlerini Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da ve Balkanlar'da gördük. Şimdi aynı kavram setleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin önüne konuyor. Barış, kardeşlik, hak ve demokrasi denilerek, gevşetilmiş bir üniter devlet, kimliklere bölünmüş bir toplum, merkezi zayıflatılmış bir devlet yapısı hedefleniyor. Bu rapor Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını tek bir millet olarak değil, kardeş halklar, topluluklar, kimlikler toplamı olarak tanımlayan şifreli bir dil kullanıyor. Eğer bu dili kabul ederseniz, hiçbir şüpheye yer yoktur ki yarın Anayasa'nın vatandaşlık tanımı tartışılır. Öbür gün yerel özerklik konuşulur. Sonra da federasyon masaya gelir. Tarih bize şunu öğretmiştir: Devletler bir günde bölünmez. Önce kavramları, sonra zihinleri, sonra da haritaları bölünür. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, merkezi idarenin geri çekilmesi, yerel meclislerin belirleyici olması bunlar ilk bakışta hep demokratik görünür. Ama Türkiye’nin içinde bulunduğu terör ve jeopolitik gerçeklikte bu başlıklar asla masum değildir. Bu başlıklar, yıllardır uluslararası raporlarda Türkiye’ye dayatılan modeli ifade eder. Merkezi devleti zayıflat ve kimlik siyasetini kurumsallaştır. Senaryo budur. Biz bu senaryonun hayata geçirilmesine asla izin vermeyeceğiz. Ve Elbette biz, egemenliğin devrine seyirci kalmayacak, 103 yıllık Cumhuriyetimizi ve milli-üniter yapımızı, bir terör örgütü elebaşının emellerine teslim etmeyeceğiz.

"HERKESİ CUMHURİYET'İN DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAYA DAVET EDİYORUM"

Buradan milletime sesleniyorum: İhanet sürecinin sonuna kadar karşısında olacağız. Biliyoruz birtakım pazarlıklarla gündeme getirildi bu süreç. Ve biliyoruz bu dayatmalar karşısında direnç gösterebilecek bir yönetim anlayışıyla idare edilmiyoruz. Ve biliyoruz ki aslında onların teslimiyetten başka bir yolları yok. Bizim de mücadele etmekten gayrı bir yolumuz yok. Herkesi aklını başına almaya ve Cumhuriyet'in değerlerine sahip çıkmaya davet ediyorum."