SOL Parti'den deklarasyon: 'Türkiye’nin Emperyalizmden Çıkış Yolu'

SOL Parti'den deklarasyon: 'Türkiye’nin Emperyalizmden Çıkış Yolu'

31.01.2026 16:19:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
SOL Parti'den deklarasyon: 'Türkiye’nin Emperyalizmden Çıkış Yolu'

SOL Parti'nin Ankara'da düzenlenen buluşmasında "Türkiye’yi tüm demokratik kazanımlarını, laikliği ve özgürlüğü yok ederek gerici karanlığa hapsetmeye çalışanlara karşı, bir arada mücadeleye çağırıyoruz" denildi.

SOL Parti’nin Emperyalizme Şeriata ve Faşizme Karşı, Laiklik ve Demokratik Türkiye için Bir Arada Mücadele başlıklı etkinliği, MMO Kültür Merkezinde düzenlendi. 

SOL Parti MYK üyesi Göksu Cengiz, yaptığı açılış konuşmasında 2025’te SOL Parti’nin yaptıklarını, toplumsal muhalefete dair partisinin görüşlerini açıkladı. 

Cengiz, 2025’in emperyalist saldırganlığın orta doğuda yoğunlaştığını hatırlatırken, tek adam rejiminin bu saldırganlığı arkasına alarak ülkeyi karanlık bir rejime hapsetmeye çalıştığını ifade etti. 19 Mart direnişine vurgu yaparak halkın bu karanlık düzene teslim olmadığını sokakta gösterdiğini vurgulayan Cengiz, bir kısım muhalefetin ise halkı seyirci koltuğuna oturtarak siyaset yapmayı tercih ettiğini, buna karşın SOL Parti’nin halkın siyasetini ve birliğini örgütlemek için yola koyulduğunu belirtti. 

19 Mart sonrası halkın siyasete el koyma tavrına sahip çıkan bir siyasetin, neoliberal düzenden, emperyalizmden çıkış talebine dönüşmesi gerektiğini belirten Cengiz, SOL Parti’nin kongre çağrısıyla Fatsa’da, Uşak’ta, Eskişehir’de, Türkiye’nin her yerinde eylemlerle halkın taleplerini birleştirmek ve güçlendirmek için harekete geçtiğini hatırlattı. Cengiz, emperyalist saldırganlıkla düzen muhalefetinin yaptığı gibi uzlaşma talebiyle değil, mücadele ederek ülkenin ve dünyanın kurtulabileceğini vurgulayan SOL Parti’nin, "halklar bir avuç zorbadan ve barbardan büyüktür" dediğini belirtti.

"GELECEĞİMİZ SALDIRI ALTINDA"

SOL Parti sözcüsü İsmail Hakkı Tombul, yaptığı konuşmada birleşik muhalefetin anti emperyalist bir mücadele ile örülmesi gerektiğine vurgu yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Amerikan emperyalizmi, Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya kadar dünyanın dört bir yanında yarattığı yıkımlarla ayakta kalmaya çalışmaktadır. Emperyalist-kapitalist sistemin tarihsel bir kriz ve çözülme içinde olduğu bu dönemde, emperyalist haydutluk karşısında başta Latin Amerika halkları olmak üzere dünyanın her yanında ezilenler ayağa kalkmakta; zorbalığa, sömürüye ve adaletsizliğe karşı daha adil, daha demokratik bir düzen için mücadelelerini büyütmektedir. 

Derinleşen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk ve adaletin tümüyle ortadan kaldırılması toplumsal çürümenin kapılarını ardına kadar açmıştır. 

En ufak bir umut ışığını dahi yok etmeye yemin etmiş bu düzen altında ülke her geçen gün daha koyu bir karanlığa gömülmektedir. 

MESEM’lerde sermayenin ölüm çarklarına teslim edilen çocuklar, çete ve tarikat ağlarında tüketilen gençler, geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda bırakılan milyonlar bu düzenin bilançosudur. 

Bugün Türkiye yalnızca bir ekonomik krizle değil; topyekûn bir geleceksizlik, umutsuzluk ve çöküş haliyle yüz yüzedir. 

Bu düzen sürdükçe ne adalet mümkündür ne de insanca bir yaşam. 

Eğitim ve sağlık başta olmak üzere en temel kamusal hizmetler özelleştirilmiş, en temel insan hakları piyasaya teslim edilmiştir. 

Şehir Hastaneleri adı altında kamu hastaneleri kapatılmış; sağlık, bir avuç sermayedar ve iktidar çevresi için rant kapısına dönüştürülmüştür.  Özel hastanelerle kuşatılan kentlerde dar bir azınlık zenginleşirken, halk nitelikli sağlık hizmetine erişemez hale getirilmiştir. 

Eğitim ise özel okullar aracılığıyla kamusal bir hak olmaktan çıkarılmış; kamu okulları tarikat ve cemaatlerin arka bahçesine dönüştürülmüştür.  Atılan son adımlarla eğitim, sermayenin ucuz ve itaatkâr işgücü ihtiyacını karşılayan bir mekanizma olarak yeniden kurgulanmakta;  bilimsel, laik ve özgür eğitim tümüyle tasfiye edilmek istenmektedir. Bu saldırı yalnızca bugünü değil, ülkenin geleceğini hedef almaktadır. 

Tombul sözlerini şöyle devam ettirdi:

"ABD destekleriyle kurulan ve devletin tüm olanaklarıyla sürdürülen bu siyasal İslamcı rejime son verilmesi, bir parti ya da kişi meselesi değil; tüm emekçilerin, ezilenlerin ve muhalefet güçlerinin ortak sorumluluğudur. Böyle bir birleşik mücadele karşısında emperyalizme tutunmaktan başka çaresi kalmayan bu çürümüş rejimin yenilgisi kaçınılmazdır. 

SOL Parti tüm muhalefet güçlerini bu sorumluluğa, mücadelede birlik ve dayanışmaya çağırmaktadır. 

Türkiye’nin kurtuluşu, devrimci-demokratik bir yeniden kuruluşla birleşmek zorundadır. Bu rejimin yarattığı çürümeden ve tahribattan çıkış; eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve bağımsız bir yeniden kuruluş mücadelesiyle mümkündür. 

Gerçek bir değişim ancak halkın kendi örgütlü ve birleşik gücüyle hayata geçebilir. SOL Parti, geçmişin devrimci deneyimlerinden güç alarak, halkın söz ve karar sahibi olacağı bir geleceği kurmak için her gün, her yerde mücadeleyi büyütmeye çağırmaktadır.” 

"KÜRT SORUNU DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE’DE ÇÖZÜLEBİLİR" 

Tombul’un ardından söz alan SOL Parti sözcüsü İlknur Başer, konuşmasına şeriat karşıtı pankart açtığı için 3 SOL Parti üyesinin ev hapsi cezası verildiğini hatırlatarak başladı. 

Başer; SOL Parti’nin çıkış yoluna yönelik hedefleri ve çözüm yollarını anlattı: 

“Türkiye’nin demokratik dönüşümü ancak laiklik temelinde gerçekleşebilir. Devleti ele geçirmek için yarışan İslamcı odakların toplumu ve kamusal alanı dinselleştirdiği bir zeminde gerçek bir demokrasi kurulamaz. Yeni siyasal düzen, laikliği tartışmasız bir temel olarak almalı; tarikat ve cemaatlerin devlet ve toplum üzerindeki etkisi tümüyle ortadan kaldırılmalıdır. Tarikatlara sunulan tüm devlet destekleri kesilmeli; gerici örgütlenmelerin devlet içindeki kadroları dağıtılmalıdır. Dinin devlet işlerine ve toplumsal yaşamın düzenlenmesine müdahale edemediği bir siyasal yapı kurulmalı; başta Aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarının eşit yurttaşlık temelinde özgürce inançlarını yaşayabilmeleri güvence altına alınmalıdır. 

Kürt sorunu, Türkiye’de demokratikleşme sorununun ayrılmaz bir parçası olarak, halkların bağrında derin ve onarılmaz yaralar açarak bugüne taşınmıştır. 

Egemen sınıflar ve emperyalist güçler bu sorunu çözümsüzlük üzerinden yönetmiş; Kürt sorunu iktidarlarını sürdürmenin bir aracı haline getirilmiştir. 

Bugün de siyasal İslamcı rejim Kürt sorununu bir demokratikleşme meselesi olarak değil, kendi iktidarını tahkim etmenin bir aparatı olarak ele almaktadır. 

ABD’nin bölge politikaları da cihatçı gericilik ve etnik-mezhepsel bölünmeler üzerine kurulu bir düzeni beslemektedir. 

SOL Parti, bir arada yaşamı tahrip eden şiddet ortamının sona ermesini, silahların susmasını savunan bir mücadele geleneğinin parçasıdır. Kalıcı çözüm; tek adam rejiminden kurtulmuş, gerçek bir demokratik yeniden kuruluşla mümkündür. 

Yerinden yönetim ilkelerinin güçlendirildiği, yeni bir anayasa ile siyasal, demokratik ve kültürel hakların güvence altına alındığı bir düzen Kürt sorununun çözümünün de temelini oluşturacaktır. 

Demokrasi yalnızca sandık ve seçimle sınırlanamaz. Sendikaların, meslek örgütlerinin ve toplumsal örgütlenmelerin işlevsizleştirildiği bir rejimde demokratikleşmeden söz edilemez. Okullarda, işyerlerinde, mahallelerde halkın kendi meclisleriyle karar süreçlerine doğrudan katıldığı gerçek bir halk demokrasisi, bugünkü demokrasi krizinin tek gerçek çözüm yoludur. 

SOL Parti, demokratik mevzilerin bugünden inşa edilmesini esas alan bir sosyalizm anlayışıyla; halkın her düzeyde kendini yönettiği bir demokrasi için örgütlenmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılması, örgütlenme ve düşünce özgürlüğünü sınırlayan tüm düzenlemelerin sona erdirilmesi için mücadele etmektedir.” 

YURTTAŞLIK GELİRİ HAYATA GEÇİRİLMELİ 

Başer’in ardından SOL Parti sözcüsü Gizem Özden, Türkiye’nin emek açısından bir cehenneme dönüştüğünü vurgulayarak, Türkiye’nin eşit, demokratik, neoliberal düzenden çıkabilmiş bir gelecekte emeğin özgürleşeceğini vurguladı. 

Özden, konuşmasında aydınlık bir gelecek için gerekli adımları açıkladı:

“Daha fazla iş imkânı sağlamak için çalışma günü ve saatleri ücretler düşürülmeksizin haftada 5 gün 30 sata indirilmeli; bir insan hakkı olarak çalışma hakkı herkes için yaşama geçirilmeli; yaygın ve etkili işsizlik sigortası uygulan malı; emekçilerden kesilen sosyal güvenlik primlerine sermaye ve devlet katkısı arttırılmalıdır. 

Adil bir gelir dağılımının yaratılabilmesi için gelir ve serveti temel alan artan oranlı vergi sistemi hayata geçirilmeli, servet vergisi uygulanmalıdır. 

Herkesin yalnızca bu ülkenin yurttaşı, doğal ve fiziksel kaynaklarının paydaşı olma kimliğiyle toplumsal refahtan pay alması bir hak olmalı, bu anlamda da herkese yurttaşlık geliri ödenmesi hayata geçirilmelidir. 

Esnek ve güvencesiz çalışmaya son verilmeli. MESEM’lerle bir proje haline getirilen çocuk emeği sömürüsü sona erdirilmeli. 

Emekçilerin örgütlenme, greve, toplu sözleşme ve sendikalaşma haklarının gerçekleştirilmesinin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. 

Emeklilere insanca yaşayabilecek ücret verilmeli, emekli aylıklarındaki eşitsizlik giderilmelidir. Emeklilerin örgütlenmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. 

Sigortalı olsun olmasın yaşlı ve emeklilerinin yeterli sağlık ve emeklilik hizmeti alması, bakım hizmetlerinin sosyal bir hak olarak düzenlenmesi zorunludur. 

ÖZELLEŞTİRMELER GERİ ALINMALI, TARİKATLAR KAPATILMALI 

Özelleştirmelerle haraç mezat satılan kamu varlıkları, yap-işlet-devret politikalarıyla yağmalanan kamu kaynakları; işlerinden edilen, sendikasızlaştırılan işçiler ve bütün halk sınıfları yoksullaştırıldı. 

Krize son vermek, bu yağmaya dur demekten geçiyor. Bütün bir ekonomi, rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş perspektifiyle ve kamu çıkarını gözeten bir anlayışla baştan aşağı yenilenmelidir. 

Ulaşım, iletişim ve enerji alanındaki özelleştirmeler son verilmeli, özelleştirilen tüm kurumları geri alınmalıdır. 

Yerli-yabancı sermayeye peşkeş çekilen, halka ait tüm varlıklar yeniden kamulaştırılmalıdır. 

Kamu varlıklarının hoyratça elden çıkarılarak Türk Telekom, Erdemir, TÜPRAŞ ve PETKİM başta olmak üzere birçok stratejik kamu işletmesinin satılmasının getirdiği ekonomik ve toplumsal hasarın telafi edilmesi, bu kurumların karşılıksız olarak geri alınmalıdır. 

Sümerbank, Et Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu gibi dar gelirli yurttaşın temel ihtiyaç maddelerini sağlayan; 

böylelikle bir yandan yoksullara ucuz ve kaliteli giysi, ayakkabı ve gıda sunarken, diğer yandan da bulundukları sektörde fiyatları düzenleme işlevi görerek enflasyona karşı mücadele görevi üstlenen kuruluşlara yeniden hayatiyet kazandırılmalıdır. 

Tarikat-cemaatlere, yandaş şirketlere peşkeş çekilen tüm kamu varlıkları geri alınmalıdır.” 

TÜRKİYE EMPERYALİZMİN TEHDİDİ ALTINDA

Kapanış konuşmasını gerçekleştiren Önder İşleyen, ilk olarak Oktay Saral’ın laiklik pankartı açtığı için ev hapsi alan SOL Parti üyelerini hedef aldığı “Bu toprakların ruhu” tartışmasına dair, “Bu toprakların gerçek sahibi devrimcilerdir, Kommer’in arabasını yakan Ulaşlardır” dedi. 

İşleyen, konuşmasında direnen Venezuela ve Küba halklarına selam yolladı, Domuz Körfezine yapılamayan çıkarmayı hatırlatarak Amerikan emperyalizminin Latin Amerika’da yenileceğini vurguladı. 

Liberal aklın emperyalizm barbarlıklarını meşrulaştırma görevi gördüğünü belirten İşleyen, “Maduro’nun kaçırılmasını diktatördü diyerek yumuşatanlar, Hitler’e özenen bir dünya diktatörünün eylemlerini destekliyorlar” dedi. 

İşleyen, ardından Suriye’de tasarlanan karanlığa değinerek, Türkiye’de rejimin Trump’ın uzattığı halata tutunarak ayakta kalabilmek için bu karanlığı Türkiye’ye taşımaya çalıştığını söyledi. 

İşleyen konuşmasında şunları söyledi: 

ABD emperyalizminin en büyük ve tehlikeli müdahalesiyle karşı karşıya olan ülkelerin başında Türkiye geliyor. 

Emperyalizme karşı mücadele içinden kurulmuş, işbirlikçi hilafet ve mandacılığın reddi üzerine yükselmiş Cumhuriyet, yarım yüzyılı aşkın bir dönemdir, emperyalizmin kuşatması altında çürütülmüştür. 

12 Eylül sonrasında bir devlet politikası olarak siyasal İslamcılığın önü açılmış, Amerika’nın Orta Doğu politikaları doğrultusunda AKP’nin iktidarının taşları adım adım döşenmiştir. 

CIA’nın doğrudan müdahil olduğunun artık herkesçe bilindiği bir sürecin içinde kurdurulan AKP, onun BOP Eş Başkanı ilan edilen reisleriyle birlikte iktidara taşınmıştır. 

Ergenekon operasyonlarıyla ordunun dizayn edilmesinden, 2010 referandumu ile yüksek yargının ele geçirilmesine uzanan süreç içerisinde, siyasal İslamcı rejim inşasının önü sonuna kadar açılmıştır. 

MUHALEFETİN EMPERYALİZME YAKLAŞIMI ZAAFLI 

Orta Doğu’da ABD güdümlü cihatçı dış politika, ülkemize yönelik bir göçmen akını ile birlikte, Suriye’de ve bölgede süren istikrarsızlığın parçası haline getirildi. 

Bu din örtüsü altında kurulan rejim tarihin en büyük yolsuzluklarının, en derin eşitsizliklerinin hayat bulduğu, mafya-çete-yağmacı ağlarıyla bürünmüş bir çürümeye sürüklendi. 

Anti-emperyalist mücadeleyi arkaik olarak gören liberal eğilimler, son olarak Venezuela söz konusunda olduğunda da bir kez daha diktatör-demokrasi ikilemleri eşliğinde, Hitler özentisi diktatör Trump’ın arkasına hizalanmaktan öteye geçmedi. 

Benzerini Irak’ta ve Suriye’de gördüğümüz bu bilinçli yanılsamalar, muhalefet hareketini zaafa uğratmak üzere gündeme getirilen bir CIA provokasyonundan başka bir şey olarak da görülemez. 

Bunlar bir yana daha önemlisi muhalefet hareketi içinde emperyalizme karşı bakışta ortaya çıkan yanılgılar, bu mücadelede ciddi bir zaaf noktası olarak ortaya çıkıyor olmasıdır. 

Özgürlük ve kurtuluş, bugün emperyalizme ve onun ülkemize ve bölgemize dayattığı cihatçı-siyasal İslamcı faşist kuşatmaya karşı, tüm halkların Kürdü Türkü, Alevisi Sünnisi, genci yaşlısı, işçisi emekçisiyle tüm ezilenlerin bir arada mücadelesidir. 

Emperyalizme ve siyonizme karşı, onların işbirlikçisi gericiliğe karşı duracağız. 

SOL Parti olarak, ülkemizi bu karanlıktan kurtaracak bir yolu açmak için; 

Şeriata, Faşizme ve Emperyalizme Karşı Birarada Mücadele ve Demokratik Türkiye çağrısını yükseltiyoruz. 

NATO ZİRVESİ ÖNCESİ ÇIKIŞ KAMPANYASI

Türkiye’yi tüm demokratik kazanımlarını, laikliği ve özgürlüğü yok ederek gerici karanlığa hapsetmeye çalışanlara karşı, bir arada mücadeleye çağırıyoruz. 

Türkiye’nin Büyük Ortadoğu bataklığında yeni felaketlere sürüklenmesinin önüne geçilmesinin bütün halkların özgürlüğü için tarihsel bir zorunluluk olarak görüyoruz. 

Bu mücadelenin bir etabı da, ülkemizde gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi’ne karşı bir yürüyüş olacaktır. 

NATO emperyalist haydutluğun tarih boyunca en büyük merkezlerinden birisidir. Türkiye bir NATO cumhuriyeti haline getirilirken, sadece üsleriyle devlet tüm ordu yapısı ve kontr-gerilla teşkilatı NATO’ya bağımlılık içinde şekillendirilmiştir. 

12 Mart’lar ve 12 Eylül faşist darbelerinin arkasında, ABD ve NATO vardır. NATO ülkemizdeki katliamların, cinayetlerin doğrudan parçası, doğrudan sorumlusudur. 

NATO’yu ve NATO’cuları bu topraklarda istemiyoruz. Bütün üsleriyle NATO’nun kavulması, Türkiye’nin NATO’dan çıkması için bir mücadele sürecini, Türkiye’de gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde başlatıyoruz. 

NATO’cular bu topraklarda rahat edemeyecektir, bu topraklar NATOcuların değil onlara karşı bağımsızlık mücadelesi veren Mahir’lerden, Deniz’lerden DEV-GENÇ’ten bugüne bizimdir!"