CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin 3'üncü yıl dönümü nedeniyle 2 Şubat Pazartesi gününden itibaren deprem bölgesinde ziyaretlerde bulundu.
Ziyaretin beşinci durağı olan Adıyaman'da Halk TV canlı yayınına konuk olan Özgür Özel, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.
ÖZGÜR ÖZEL'DEN İLK TEPKİ
CHP lideri Özel, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar'a tahliye kararı verilmesine ilişkin "Haksız bir tutukluluk hali sona ermiş oldu. 212 gündür Zeydan Karalar tutukluydu. Bu iddialarla 212 dakika bile meşgul edilmesi, Adana’ya hizmet etmek yerine başka bir şeyle meşgul edilmesi yanlışken, 212 gün, 7 ay boyunca gözü gibi baktığı, evladı gibi sevdiği Adana’dan mahrum bırakıldı. Adana ondan mahrum kaldı” dedi.
“212 GÜNDÜR YAPILANLAR YANLIŞTI”
Özel, şunları söyledi:
“Bugün verilen karar sonuçta doğru karar ama bundan önce yapılan, 212 gündür yapılan yanlış. Bundan 11 yıl önce Zeydan Karalar kendisinden önceki belediyenin verdiği bir ihalenin ödemelerini yapıyor. Diyorlar ki ‘Ödemeleri düzenli alamıyordu. Sen ondan bir şey istedin, biriyle ilişkilendirdin. Ondan sonra aldın.’ Zeydan Karalar ilk günden ortaya çıkardı ki; belediye başkanı olduğu günden iddia edilen güne kadar da aynı düzende almış, sonrasında da aynı düzende almış. İşin enteresanı, ihale bitince bir daha oraya ihale de vermemiş. O işleri kendi yapmaya başlamış. Ama amaç, Adana’da Zeydan Karalar efsanesine çelme çakmak olunca, amaç Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığına yürüyüşüne, CHP’nin iktidar yürüyüşüne çelme çakmak olunca; şu deprem şehrinde iki kişiden birinin fazlasının oyunu alarak bir ilin tam mutabakatı ile neredeyse seçilen belediye başkanını bile aldılar, götürdüler, sonra ev hapsine koydular. Yani Adıyaman’da 24 saatin 20 saatini Adıyaman için koşan Abdurrahman Tutdere’ye, ‘Evde otur Adıyaman’a hizmet etme’ bile dediler bir süre yani. Burada bir iyi niyet yok, hukuk yok. Yoksa bugünkü değerlendirme zaten teknik bir değerlendirme. Zeydan Karalar’a istenen cezayı verseler bile yatarı kalmadı çünkü. Neden? Suçun iddia edildiği tarih, Covid affı deyince yatarı yok zaten. Esas 20 Şubat’ta hukuki bir değerlendirme yapacak hakim tutuksuz sanıkların da tamamını yaptıktan sonra. Oradan sonra biz tüm tutuklu arkadaşlarımızın artık tutuksuz yargılanmasını bekliyoruz. İddialar var, kanıt yok. Buna karşı arkadaşlarımızın yaptığı savunmalar ortada. Ortaya koydukları lehlerine deliller ortada. Ki savcı dediğin kişi, esas aleyhe olduğu gibi lehe de delil toplar. Efendim belediye başkanımızla ilgili bir şüphesi var. MASAK’tan rapor soruyor. Rapor aleyhimize olsa dosyanın bir numaralı delili olacak, lehimize olduğu için dosyaya eklemiyor. Ya koysana. Devletin kurumunu meşgul etmişsin o kadar. Koy, ‘Bir şey çıkmadı’ de. Hakim de görsün. Bilirkişiden rapor alıyorlar. Arkadaşlarımızın aleyhine yazarsa bilirkişi önce A Haber’e, TGRT’ye, sonra dosyaya. Lehine dünya kadar görüş var, hiçbiri dosyada yok. Olacak iş değil yani. O yüzden bugün yaşanan, olması gereken oldu yani. 212 gün Adana’yı Zeydan Başkan’dan, Zeydan Başkan’ı Adana’dan mahrum edenlere yazıklar olsun. Yoksa varıp da bugünkü hakimin kararı doğru yani. Hakimin bugünkü karar doğru. Ama öncesinde yapılan büyük bir haksızlık.”
“İFTİRA ATMADIKLARI İÇİN CEZAEVİNDELER”
Genel Başkan Özel, yeni tahliyeler beklenip beklenmediğinin sorulması üzerine şöyle konuştu:
“Bu ara karar zaten, arkadaşlarımızın hakları olan aylık tutukluluk incelemesine denk gelen 6 Şubat günü, yani en geç yarın kurması, yapması gereken ara karar. Onu yaptı. Esas 20 Şubat günü, bu yargılamanın ilk safhasından sonra bir hukuki değerlendirmeyle bir karar verilecek. Bunun dışında 20 Şubat’a kadar ben bir ara karar beklemiyorum. Yine de hukukçu arkadaşlar daha iyisini bilir. Ama 20 Şubat günü itibarıyla veya bir gün öncesi ya da bir gün sonrası bu birinci kısım yargılama ile ilgili bir karar verecek. Ben orası; hem Ceyhan ve Seyhan için, hem Utku Caner Çaykara için, dün savunmasını gördünüz Rıza Akpolat için… Rıza Akpolat’ı buldukları herkesle, ailesiyle, her şeyle tehdit edip Rıza‘ya iftira attırıyorlar. Ama bir tane kanıt yok ortada, bir kör kuruş yok. 700 yıla yakın istendiği için söylüyorum; Rıza kardeşimiz orada şunu söyledi gözlerinin içine baka baka. ‘Bana’ dedi, ‘Avukat yolladılar. Dediler ki ‘CHP’nin kurultayı ile ilgili iftira at, hemen çık.’ Atmadığım için buradayım.’ Rıza Akpolat partililiğinden dolayı orada duruyor. Çok net bir şey var. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayını çok denediler, olmadı. Rıza Akpolat’a 700 yıl koyuyor, sonra bir avukat yolluyor ki o avukatın ismi ortaya çıktığında savcı bir harekete geçsene ‘Hangi avukat bu?’ diye. Herkes görecek. Geçtiğimiz günlerde de danışıklı dövüş mü yapıyorlar, yoksa o onu mu kandırıyor? Sabah gazetesinde Ekrem İmamoğlu’na güya arada 25 metre olan ve bütün herkesin tanık olduğu bir yerde ters bir hareket yaptığı iddia edilen gazeteci arkadaşla ilgili… Oysaki ‘Sağ ol Başkanım’ demiş sadece. İftira eden avukat. Ya da ben gazeteci arkadaşı ziyaret ettim. Başta, sonda kucaklaştık. Tepemizde kamera. ‘19 Mart’tan sonra mucize yarattınız Başkanım’ dedi. Güya bana demiş ki ‘Yer değiştirebilirsin, hapse düşebilirsin’ bir sürü şey... O iftiraları atan avukat Rıza Akpolat’a da gidip ‘Kurultay davasında yalan at. Serbest kal’ diyen avukat. Bunların hepsinin yargılandığı gün ancak ‘Oh’ diyeceğim. Hepsini biliyorum, hepsini takip ediyorum. O Sabah gazetesindeki karış karış iftira atanı da biliyorum. Onun dayanak gösterdiği avukatın da neler karıştırdığını, ne olduğunu biliyorum. Hepsinden hesabı sorulacak. Ama sabırla, dirençle, adım adım hem adaleti, hem sandığı koruyacağız. Bu işleri eninde sonunda sandık paklayacak, bunu söyleyeyim yani.”
“İFTİRA DÜZENİNİN BİR BÜTÜN OLDUĞUNU GÖRMELERİ GEREK”
Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tahliye edilmesi hakkında iktidar partisinin eski milletvekili Şamil Tayyar’ın ‘Karar, yerinde’ değerlendirilmesinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Zeydan Karalar gayet siyasi bir savunma yaptı. Zeydan Karalar orada kendisine karşı girişilmiş olan kumpası yerle bir etti. Partisine sahip çıkan, Cumhuriyet Halk Partisi’ne sahip çıkan, şehrine sahip çıkan, kendine ve ekibine sahip çıkan aslanlar gibi bir savunma yaptı. Ama ‘Hukuki karar doğru karar’ diyorsa Şamil Tayyar, doğru söylemiştir. Zaman zaman böyle önemli bulduğum değerlendirmeleri oluyor, AK Parti tarafından tek tük de olsa bunların geliyor olması önemlidir ve kıymetlidir. Ama bunu bütün arkadaşlarımız adına görmeleri ve bu iftira düzeninin bir bütün olduğunu görmeleri gerekir. Yani Zeydan Karalar’a atılan iftira çöktü de öbür taraftan Seyhan’a, Ceyhan’a, Rıza Başkan’a, Utku Caner Çaykara’ya atılanlar çökmedi mi? Ya da sırf Gaziosmanpaşa belediyesine çökmek için ya da Büyükçekmece belediyemize çökmek için, Bayrampaşa’ya çökmek için başkanlarımızı aldılar içeri koydular. Oralarda; belediye yönetimini mesela Gaziosmanpaşa’da ele geçirdiler, Bayrampaşa’da el ele geçirdiler. İddianame yok daha, iddianame yok. Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız hiçbir suçu olmadan, hiçbir şeyle suçlanamadan, hakkında iddianame yazılamadan sekiz aydır içeride tutuluyor, yedi aydır içeride tutuluyor arkadaşlarımız. Olacak iş değil. Nasıl Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk FETÖ’nün bir bütün kumpas davasıysa, İBB davası da bu davada Adana’ya atılan iftiralar da Antalya’ya atılan iftiralar da bir bütün olarak Cumhuriyet Halk Partisi belediyeciliğinin milletin gönlünde yer edip, CHP’yi iktidara, Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanlığına taşıdığı sürece karşı kurulmuş bütünleşik bir kumpastır. Bu tip kumpaslar hep birlikte çöker. Böyle parça parça çökmez.”
“MURAT KURUM’A ÖFKE BÜYÜK”
Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, iktidarın deprem konutlarını alanlara ‘boş senet imzalatması’ hakkındaki soruya şu yanıtı verdi:
“Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben de buraya bir konteyner kentten geldim. İlk gün Osmaniye’de de bir konteyner kentteydik. Hatta konteyner kamp diyoruz biz bunlara. Kent deyince dört başı mamur bir kent anlaşılıyor. Buraları konteyner kamplar. Gaziantep’te de gittim, Nurdağı’nda, Kahramanmaraş’ta da gittim. Her yerde sorunlar ortak. İlk önce şunu söyleyeyim en kestirmeden. En mağdur olanlar deprem gecesi 04.17’de kiracı olanlar. Kiracı olanlara konut verilmediği gibi; depremde evi yıkılmış, eşya yok. Konteynerde, işte konteynerdeki eşyayı biliyorsunuz. Bir kanepe, bir buzdolabı, bir çay ocağı falan var elinde. ‘Hadi artık sen kiraya çık’ diyorlar. Murat Kurum tutmuş Meclis’te söylemiş. ‘Deprem bölgesinde 5 bin liraya konut var’ diyor. Osmaniye’de sordum, ‘Kaç para konut?’ Ortalama 20, en kötüsü 15. Bugün konteyner kente buradan geldim, Halk TV de takip ediyordu. Arkadaşımız da müthiş bir emek verdi bizim peşimizde günlerdir deprem bölgesinde. Hatta depremin olduğu günden itibaren Halk TV bir bütün halinde inanılmaz bir hem emek var, hem o acıyı paylaşmak, hem bütün Türkiye’ye bunu taşımak objektif şekilde çok önemli bir emek verildi. Hepinize ayrı ayrı hepimiz minnet borçluyuz. Son konteyner kentte sizin kameralar da kaydetti. Diyorlar ki ‘Eve çıkacağız 15 bin liraya çıkılacak ev oturulacak ev değil. 20 bin liradan aşağı doğru düzgün ev yok. Deprem görmüş, hasar görmüş, az hasarlı evler şimdi 15 bin lira’ diyorlar. Murat Kurum’a öfke büyük. Osmaniye’de sordum 15, burada en ucuz 15, dün sorduk Kahramanmaraş’ta 20. Gaziantep’te 20. Aplikasyonlara biz bakıyoruz 20, 20, 20 bütün evler gözüküyor. Tutmuşlar hani fiyat aralığından bütün bir şehirde yıllar öncesinden kalma iki üç tane eski ilandan ucuz ev bulmaya çalışan yandaş kanal çabalarına rağmen, binlerce kişiye soruyoruz ‘Kaç para ev?’ Böyle. En mağduru kiracılar. Bir kere kiracılara ev verilmesi lazım. Kiracıların ev sahibi yapılması lazım. Hiç değilse belli bir süre hiç ödemeksizin düşük kirayla sosyal konutlara yerleştirilmeleri lazım. Eve geçmeleri için desteğe ihtiyaçları var. Bunu söyleyeyim.”
“ERDOĞAN’DAN FASO FİSO DEĞİL, GERÇEK AÇIKLAMA BEKLİYORUZ”
“Boş senet hususu şu; Şimdi evi almaya gidiyorsun, ‘Sana ev çıktı’ diyorlar. Anahtarı almaya gidiyorsun. Anahtarı gösteriyorlar önüne bir senet koyuyorlar, bir sözleşme. Ödeyeceğin para kısmı boş, ödenecek faiz kısmının yüzdesi boş. Bir genç avukat komşusuna, annesine demiş ki; o deprem konutlarından faiz alınmayacak ya. Kanun öyle ya. ‘Oraya çarpı at üstüne imzalamadan’ demiş. Çarpı atana, ‘Olmaz öyle, boşunu imzalayacaksın’ demişler. Ayrıca ödenecek para da boş. Ben bir haftadır inatla şunu söylüyorum. Bir kere Afet Kanununa göre deprem evinden faiz alamazsın. Ama rezerv alana yapan da arkadan dolanarak veya deprem için yıkılmış dükkanı yapınca dükkanda yazmıyor diye, ‘konut’ diyor ya, faiz alma niyetleri var. ‘Bunu almayacağınızı açıklayın’ diyorum. Birincisi bu. İkincisi daha başka bir şey söylüyorum burada. Daha başka bir şey. Tayyip Erdoğan, depremden iki gün sonra biz seçim falan bilmezken, ‘Aman ha seçim geliyor, sakın başkasına oy vermeyin. Bunlar alışana kadar bir yıl geçer. Ben bir yılda size evlerinizi vereceğim’ diyordu. O dönemde Sayın Kılıçdaroğlu bu evler noktasında ‘Ücretsiz yapılmalı’ dedi. Tayyip Bey ‘Hayır parası ile olacak ama ben bir yılda yapacağım’ dedi. İktidara geldi, bir yılda konutların yüzde 97,5’unu yapamadı. Yüzde 2,5’unu yaptı. İki yılda yüzde 30’unu ve üç yılda kendi verdikleri rakamlarla 70. Ama gerçekleşme açısından, eve geçme açısından yüzde 50’nin altında. Daha inşaatı süren var, ‘Konut çıktı ama su bastı’ diyen var. Hep duymuşsunuzdur bunları. Ama şimdi nokta, nokta boşluğa imza attırarak anahtar verme dönemi. Ben de diyorum ki; bu depremden hemen sonra sen ne yaptın? Bu depremden sonra 71,5 milyar dolar para topladın. Nedir bu para? Hepimiz maaşlarımızı bağışladık, kampanyalar yapıldı. O kampanyada toplanan paralar. Motorlu Taşıtlar Vergisi iki kez alındı. ÖTV artırıldı, KDV iki katına çıkarıldı, yurt dışına çıkış harçları artırıldı. Ne dedik? Deprem içinse herkes katlandı buna, ödedi. Bunların toplamı; yurtdışından gelen 6 milyar dolar, bağışla toplananlar ve bu vergilerle gelen 16 milyar doları koyduğunuzda 71,5 milyar dolar para toplanmış. Bu konutlara kaç para gitmiş? 40 milyar dolar. Ya biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak hepimiz ödediğimiz ilave vergiyle bu konutların iki katı parasını vermişiz zaten. Bağışla ya da vergiyle. Bu insanlardan daha niye para istiyorsunuz? Şimdi yarın Osmaniye’de konuşacak. Efendim diyorlar ki ‘Deprem konutundan faiz almayacağız.’ Kanun öyle, faiz almayacaksın. Ama dükkanı da söyle, rezerv alanı da söyle. Birinci şartım bu. İkincisi 71,5 milyar para toplamışsın. ‘Helal-i hoş olsun’ diyoruz. Hep birlikte helalleşelim deprem bölgesiyle. Ve deprem bölgesindeki bu konutlardan iki yıl değil, hiç para alınmamasını ilan etsin Erdoğan yarın. Yok, yarın ne yapacakmış? Yarın gelecek kuvvetle ihtimalle ‘Altyapıdan para almıyorum.’ Alsaydın bir de. Yani dağın başına TOKİ yapıyoruz, onun altyapısını götürmek görev. Ama belediyemiz çalışıyor, ama kamu çalışıyor. Bir de depremzededen onun parası. ‘Üstyapıda yüzde 50’ye varan indirim.’ Bak bak bak. Kamer Bey bunlara diyordu ki; Ya sanki düğünde takılan altınlarınızı mı bozdurup yaptırdınız? Milletin parasıyla yaptırdınız.’ ‘Üst yapıda yüzde 50 indirim, işte peşin ödemeye bilmem ne.’ Yarın böyle birtakım şeyler. Sen vatandaşa şunu söyle. 99 depreminden bugüne kadar, o gün iki yıllığına çıkan deprem iletişim vergisini kalıcı hale getirdin. Zaten depremdeki bu konutların parasının üç katını orada fazlasıyla topladın. Depremden beri iki katını da bizden topladın. Bu vakitten sonra depremzedenin dairesinden niye para alıyorsun? Sen hem o dairelerden para alma, hem de artan parayla sokakta kalan kiracılara da bir çare bulmaya çalışın. Bu son derece önemli ve son derece kıymetlidir. Bunun için de Erdoğan’dan yarın öyle fasa fiso değil, gerçekten bir açıklama, doğru, gerçek ve milletin içini rahatlatacak bir açıklama bekliyoruz.”
“KİMSE O KONTEYNERDE KEYFİNDEN KALMAZ”
Genel Başkan Özel, gazeteci Nagehan Alçı başta olmak üzere bir kısım medyanın kendisiyle konuşan depremzedelere yönelik “depremzede rehavet içinde” şeklindeki değerlendirmesine ilişkin ise şunları söyledi:
“Konteyner kentte birkaç gerçek üst üste binmiş durumda. Bir kere deprem gerçeği var, yoksulluk gerçeği var, işsizlik gerçeği var. Sonunda ortaya çıkan bir çaresizlik var. Kimse kışın ortasında o konteynerin içinde keyfinden üç çocuğu, eşi, kiminin anası, beş - altı kişi kalmaz. Ama deprem olduğu gün işi varmış, bir düzeni varmış. İşinden olmuş. Para gitmiş, eşyası yok. Kiracı, ev yok. Nasıl çıksın? Hatta bazısına ev çıkmış ama işi bozulmuş. Eve çıkacak, başta kiminde 2 bin 500 lira, kiminde 4 bin 500 lira aidat. Doğal gaz, elektrik, su; 10 - 12 bin lira. Adamda yoksa bu para nasıl çıkacak eve? Eve çıkacak… Bakın siz defalarca… Doğrudan Halk TV kameralarının önünde konuşuldu. ANKA’nın, Anadolu Ajansı’nın kasetleri bunlarla dolu yani. Bir kısmı haber oluyor, bir kısmı olmuyor. Aynı şeyi bir daha, bir daha vermemek için. Ne diyor adam? Kimi diyor ki ‘Çatısı akıyor.’ Kimi diyor ki ‘Üst katın banyosu bana akıyor.’ ‘Camlardan yağmur giriyor.’ ‘Parke kabarmış.’ Kimi dedi ‘100 bin lira masraf var’, kimi dedi ‘300 bin lira masraf var.’ Bu parası olmayan nasıl geçecek eve? Yani o yüzden böyle ‘Rehavet mi var?’ Ben tabii bir gazeteci arkadaşa kötü bir şey de söylemek istemem ama kim, kim buralardaki halden anlamıyorsa öyle bu kadar bir süre değil ama bir hafta onları o şartlarda bir yaşamaya davet edelim. Allah’ın gücüne gider böyle işler. Bakın ben özellikle bu yandaş kanallarda haber montajlayan, onlara montajlattıran, yayınlatan arkadaşlara söylüyorum. Bu işleri, bu kadar kötülüğü yapmayın kardeşim. Allah’ın gücüne gider, bir gün kendi ananı - babanı, evladını o konteynerde bulursun. Kimse için istemem, dilemem. Allah böyle acıyı bir daha kimseye yaşatmasın. Ama o konteyner kentin ne demek olduğunu bilmeden öyle A Haber stüdyolarından kimse haber yapmasın. Ayrıca bu bir nefret söylemi. Konteynerde kalan vatandaşı, evinde oturan vatandaşa yanlış gösterip bir nefret söylemi üretmeye çalışıyorlar. Bu doğru bir şey değil. O konteyner kentte ne CHP’liler oturuyor, ne solcular oturuyor, ne sadece işte kendilerinden görmedikleri kim varsa onlar oturuyor. Orada AK Partilisi de var, MHP’lisi de var, Alevisi de var, Sünnisi de var. Bir insanlık meselesinden bahsediyoruz, delirmiş adamlar.”
“MÜFTÜYÜ SÜRMÜŞLER, AİLEYİ TEHDİT ETMİŞLER”
“İkincisi, geçen sene Elbistan’da müftülükten hoca geldi, dua yaptı. Hocayı sürmüşler Kahramanmaraş‘a. Hoca diyor ki ‘İki saat git, iki saat gel. Yazıklar olsun.’ Dün birlikte gittiğimiz evde bütün televizyonlar açıktı. Ailenin özelliği; altı ya da yedi cenazeleri var. Kefen bulamıyorlar. Ceset torbası istemişler, bir tane vermişler. Aile de o gün gübre torbasına sararak, yani kimyevi gübre torbalarına, beyaz çuvallara sararak cenazesini defnetmiş. Geçen sene de bunu söylemiş. Çocuklarının biri uzman çavuşmuş, birisi de bir yerde korucuymuş. Bunun üzerine işleriyle tehdit etmişler. Bu haber olunca daha dün uzman çavuşu Kocaeli’ndeki birlik komutanı aramış, ‘Ya sizinkiler ne yapmaya çalışıyor?’ diye uzman çavuşu tehdit ediyorlar. Öbür taraftan yanına gidiyoruz, kadın diyor ki ‘Elektriğimi kesti.’ Kesilmiş. Kadını bulup, araştırıp… Kocası bir ay önce sigortalı işe mi ne girmiş, kadın trollmüş de yapılan iş tiyatroymuş da... O kadının kucağında bebeği, soğuk mamasıyla çektiği ızdıraba ‘tiyatro’ diyene ‘gazeteci’ denmez kardeşim ya. Lanet olsun yani. ‘Gazeteciyim’ diye çıkıp haber yapacaksan, gel gerçek bir haber yap. Gel sokağa çık, konteyner kente gel, gerçek bir haber yap. A Haber, dünyada ben böyle bir şey görmedim.”
“BU ORGANİZE KÖTÜLÜKLE MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”
“Bütün gün Hatay’da birlikte gezdik, yanımda Anadolu Ajansı var ya. Bütün Hatay’daki programı yaptık, en son Cilvegözü Sınır Kapısı’na gittik. Açıklamayı yaptık. Açıklamamız bitti, bindik ve gittik. Reyhanlı’dan geçerken, Reyhanlı AK Parti ilçe başkanının benzin istasyonunun önüne bir pankart açmışlar. 10-15 tane de AK Parti’nin mümessilini koymuşlar. O arkadaşlar orada kendilerince alkış yapıp, işte güya protesto yapmışlar bana. Biz Cilvegözü’nden dönerken de onlar bizim bulunduğumuz yerden kilometrelerce ötede bir yerde. Geçerken bir ses duyduk. Bunu çekmiş. A Haber diyor ki ‘Özgür Özel’in basın açıklamasına tepki gösteren Reyhanlılılar, basın açıklamasına geldiler. Orayı bastılar’ filan. Ya bugün bana geçmiş olsun telefonu açan siyasi parti lideri var. Onu bile yanıltmışlar. ‘Yok ya’ dedim ‘Anadolu Ajansı yanımda. Böyle bir protesto olacak olsa Anadolu Ajansı bu haberi sakınır mı?’ yani. Yanımızda bütün ANKA’sı var, Halk TV’si var, televizyonlar var. Olmayan şey. Neden? Bir gazeteci niye AK Parti’nin deprem bölgesinde çuvallıyor olmasını kendisi açısından fevkalade yalanla, yanlışla, montajla örtülmesi gereken bir mesele olarak görür ki? Doğruya doğrusunu anlat, yanlışa yanlışını anlat. Siz tenezzül ediyor musunuz? Mesela burada 20 CHP’li getirip çekip, sonra ‘Erdoğan’ı protesto ettiler’ demeyi? Var olan haber yapılır yani, olmayan haber yapılmaz. Ama bu organize kötülükle büyük bir cesaretle, büyük bir inatla, büyük bir kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.”
“AMA GERİ TEPTİ…”
“Geri püskürttük bu kötülüğü. Takip etti Halk TV, Hatay’da önce Erdoğan miting yaptı, Hatay’da öfke patlaması oldu mitingimizi üç ay öne aldık. Miting yaptık, doğruları anlattık, şehir ayağa kalktı. Benim dediklerime karşı Hatay‘dan bir AK Parti Genel Başkan Yardımcısı bir tweet atmıştı. Sokağa çıkamadı. Kendi il yönetimi, il başkanı demiş ‘Ya ne yapıyorsun? Sorunları görmezden gelince Hataylıları zorluyorsun.’ Şimdi telafi tweetleri atıyor. Bize diyordu ki ‘Deprem günü enkaz başında yoktunuz.’ Şimdi yazmış ki ‘iktidarıyla, muhalefetiyle tek yürektik. Deprem bölgesinde hatalar var, evet kiracıların sorunları var. Teslim ettiğimiz evlerin sorunları var. Bunları çözmeliyiz.’ Ama daha 20 gün önce hepsini inkar edip bize hakaret ediyordu. Ama geri tepti, geri tepti.”
“SOMUT ELEŞTİRİLERİMİZE SOYUT CEVAPLAR VERİYOR”
“Şimdi Murat Kurum bütün somut eleştirilerimize karşı soyut şeyler yazıyor. Ben ona diyorum ‘boş senet’, o bana şey yazıyor ‘Cumhuriyet Halk Partisi içinde problemlerim varmış.’ Ne problemim olacak? Benim problemim, senin mağdur ettiğin vatandaşın sorununu dile getirmek. Ya da bu ülkeyi sizden kurtarıp bu vatandaşın sorunlarını çözmek. Ne problemi olacak Cumhuriyet Halk Partisi’nin? Ben başka bir şey anlatıyorum, o başka bir şey anlatıyor. Somut eleştirilere soyut cevaplar veriyor böyle Murat Kurum. Bu hafta anlaşılan çok dayak yemiş. Şimdi abisi geliyor artık. Herkes sevdiğinin yanındaydı. Ben sevdiğim Osmaniye’nin, Kahramanmaraş’ın, Gaziantep’in, Adıyaman’ın bağrındaydım. Tayyip Bey de Suudi Arabistan’da geçmişte ‘katil’ dediği prensle kol kolaydı, el eleydi. Ondan sonra ‘darbeci’ dediği Sisi’ye yüz sürmekteydi. Yarın gelecekmiş şimdi yazmış bana. ‘Yarın Sayın Genel Başkanları geliyormuş, bana cevap verecekmiş.’ Bekliyoruz, bir haftadır cevap bekliyoruz.”
“3 TRİLYON DOLAR VERGİ TOPLAMIŞSIN”
Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, ‘Depremin bu çapta bir felakete dönüşmesinde siyasetin rolü nedir’ sorusuna da şu yanıtı verdi:
Bu deprem özelinde, yani 6 Şubat depremi üzerinde yüzde 100’dür. Neden? Bunu anlatıyorum, bir tane karşı çıkan depremzede olmadı. Ben CHP’lilere konuşmuyorum bu hafta. Gidiyorum, konteyner kentte ya da ildeki bir meydanda toplananlara konuşuyoruz, bulduğumuza konuşuyoruz. Bu iktidar 2 aylık iktidar olsaydı ya da 21 aylık iktidar olsaydı deprem günü saat 4.17’de, mazereti vardı. 21 yıllık iktidardı, zaman sorunu yoktu. Kamuoyunu ikna sorunu yoktu. 1999 depreminin üstüne geldi ve o depremde yapılmayanları eleştirerek geldi. ‘3 gün geçmiş halen daha vatandaş bekliyor’ diye Ecevit’i eleştiriyordu. Ama çadır yok diye 33’üncü gün çadır kuyruklarını gördük biz. Ecevit’e, ‘3 gün çadır dağıtamadın’ diyordu, 33’üncü gün. Toplumsal olarak depreme karşı hazırlık için toplumsal rıza en tavan noktadaydı 99 depremi olduğunda. Kanuni düzenleme hepsi yapılmıştı. Hala demiyor muyuz, 99’da yapılan evler yıkılmıyor. Neden? Deprem yönetmeliği, kanununu düzgün yapılmıştı. Ne lazım? Toplumsal rıza var, kanuni düzenlemeyi hazır bulmuşsun, 21 yıl vaktin var, para, para da o günden itibaren toplanan bütün paralar çıkarılan bütün deprem afları, hatta şöyle bir istatistik vereyim size, Cumhuriyet tarihi boyunca toplanan vergiden iki katı, bunların iktidarı döneminde toplandı. 3 trilyon dolar. Ya milyon dolar büyük para, milyar dolar deli para, bunun bin katı. 3 trilyon dolar vergi toplamışsın ve para da var. Depreme karşı en ufak bir hazırlık yapmamışsın. 4.17’de Adıyaman çökmüş, 6 il felaketi yaşamış, 10 il depremde kayıplara uğramış, ‘Erdoğan yarın Osmaniye’ye gidecekmiş, verdiği sözleri tutmanın iç huzuruyla.’ Ben şunun iç huzurunu merak ediyorum. 99 depreminde elbette o günün şartlarında eksikler vardır, yanlışlar vardı. 99 depreminde ilk gün ordu sahadaydı. 1999 depreminde ordu, tamı tamına 10 bin 600 kişiyi kurtardı. Bu depremde orduyu 3 gün çıkarmadılar darbe yapar korkusuyla. ‘Orduyu kışladan çıkarmak kolay, geri sokmak zordur’ demişler Erdoğan’a. Darbe vehmi ile orduyu 3 gün içeride tuttu. Ordunun kurtardığı kişi sayısı 367. Ordu enkazdan birini alıp götürüyorsa, adı, soyadı TC’si, teslim ettiği sağlık birimi, sonunda da yaşayıp yaşamadığı. ‘Ben, 1999’da 10 bin 600 kişi kurtardım’ diyen Türk Silahlı Kuvvetleri, bu depremde 367. Neden? En çok ölüm ilk 24 saatte. En kıymetli süre iki 72 saat. Sen 72 saatten sonra mucize arıyorsun.”
“40 BİN KİŞİNİN VEBALİ BURADA”
“Siz o yayınları çok yaptınız, depremin dördüncü günü, ‘Filanca apartmandan bir mucize bekliyoruz’ deyip bağlanıyordunuz ki enkazdan çıkan canlı mı? İlk 24 saat, 48 ve 72 saatte iş işten geçiyor. Ondan sonra mucize arıyoruz. 20’inci gün de çıkan olur ama milyonda bir olur. O yüzden 15 bin kişinin öldüğü depremde, 10 bin 600 kişiyi kurtaran ordu, 56 bin kişinin kaybedildiği depremde, 3 gün içeride tutuldu. Dışarıda olsa, oran orantıya baktığında, 15 bin kişinin hayatını kaybettiği depremde 10 bin kişi kurtarıyorsa 56 bin kişinin hayatını kaybettiği yerde 30 bin - 35 bin kişi kurtaracak, dolayısıyla kayıp sayısı 20 binlere düşecekti. Yine ölüm olacaktı, ilk anda kayıplarla ilk 3 günde kurtarılamayanlar hesaplandığında 20 bin kişi, 15 bin kişi hayatını kaybedecekti. Bu hayatını kaybeden 40 bin kişinin vebali burada. Ben bugün kameralarla birlikte, güneş de battı program da sarktı. Adıyaman’da gelirken şehre girişte sabah bu taraftaki kabristandaydım, akşam da bu taraftan, Yaylakonak tarafından gelirken kabristana uğradım. Bu geceyi orada geçirmek için yakınlarının yanına gitmiş insanlar var. Kadın bana hesabını soruyor, diyor ki ‘Özgür Bey, neredeydiler 3 gün boyunca?’ Şu diyor, adını söylüyor kız kardeşinin, ‘3 gün bağıra bağıra, donarak öldü’ diyor. ‘Neredeydi ordu?’ diyor. Gitsinler, onların o sorularına cevap versinler. O yüzden yani biz depremde siyaset yapmamaya çok özen gösterdik. Hepiniz şahitsiniz. Ama Erdoğan depremden siyaset çıkarmaya, ‘Cumhuriyet Halk Partisi hiç gelmedi’ yok, ‘deprem turisti.’ Kendisi 38 kez gelmiş deprem bölgesine, Özgür Özel 55 kere. Yarın 39’uncu kez gelecek, şereflendirecek Osmaniye’yi. O yüzden altında 14 tane uçak, devletin, jandarmanın, polisin, ormanın bütün helikopterleri, istediği yere anında ulaşıyor. 38 kere gitmiş depreme, bize diyor ki ‘Siz gelmediniz, göremedik’ diyor 55 kere gitmişiz. İspatlı, kanıtlı, şahitli, ajanslarda her adımımız kayıt altında.”
“DEVLET SORUMLULUĞU ALSIN”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, son olarak, “Hemen arkanızda, ‘Adalet Peşinde Aileleri Platformu’ var. Ben de onları her gittiğimizde dinliyorum. Son cümle onu söyleyeyim. Geçen gün Kahramanmaraş’ta bir hanımefendi, bu platform adına şöyle söyledi; ‘Biz yandık, adalet arıyoruz, haksızlıklarla mücadele ediyoruz, yargılamalar adil olsun istiyoruz, devlet sorumluluğu alsın istiyoruz’ dedi. ‘Hepsi tamam ama biz geçmişin yasını içimize gömdük, gelecekte bu yaşanmasın istiyoruz, onun için herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz’ dedi. Bence bu haftanın en temel ve en doğru yaklaşımıdır. Adalet Peşinde Aileleri Platformu’nun sesini biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak duyduk ve üzerimize düşeni yapmayı da taahhüt ediyoruz” ifadesini kullandı.