Dünya için esin kaynağı öyküler: 'Gençlere yer açılmalı'

Dünya için esin kaynağı öyküler: 'Gençlere yer açılmalı'

22.05.2026 04:00:00
Güncellenme:
Ayça Ceylan
Takip Et:
Dünya için esin kaynağı öyküler: 'Gençlere yer açılmalı'

İklim aktivisti ve Avrupa Komisyonu iklim elçisi Seren Anaçoğlu, COP31’in Türkiye için yalnızca diplomatik bir organizasyon değil, “bilimle uyumlu politikalar geliştirme konusunda önemli bir farkındalık testi” olduğunu söyledi.

COP31’e giderken Türkiye’nin şeffaf, ölçülebilir ve bilimle uyumlu bir yol haritası ortaya koyması kritik önem taşıyor. İklim aktivisti, Avrupa Komisyonu iklim elçisi, Roots&Shoots Türkiye Danışma Kurulu üyesi ve hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi Seren Anaçoğlu ile COP31’e doğru gençlerin iklim mücadelesini, iklim adaletini, Türkiye’nin yeşil dönüşüm sorumluluğunu ve karar alma süreçlerinde gençlerin gerçek katılımı için atılması gereken adımları konuştuk. Anaçoğlu’na göre COP31, Türkiye için yalnızca uluslararası bir organizasyon değil; fosil yakıtlardan uzaklaşma, güçlü iklim mevzuatı oluşturma ve bilimle uyumlu politikalar geliştirme konusunda önemli bir farkındalık testi.

- Bugün Türkiye’de gençlerin iklim mücadelesini nasıl görüyorsunuz?

Son 10 senede nesillerarası adalet kavramında çok büyük bir değişim yaşandığını düşünüyorum. Bugün dünyada kuraklık, aşırı sıcaklıklar, seller ve gıda krizleri artık geleceğin senaryoları değil; bugünün gerçek meselesi. Üstelik bu kriz herkesi eşit etkilemiyor. Kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı kesimler iklim krizinden çok daha ağır etkileniyor. O yüzden kendi geleceğimizi savunma mücadelemizde gençler olarak yalnızca farkındalık yaratmaya çalışmıyoruz, ben ve benim gibi iklim aktivistleri hukuki süreçlere dahil oluyor, politikaları tartışıyor, uluslararası ağlar kuruyor ve karar alma mekanizmalarında yer almayı talep ediyoruz.

ŞEFFAFLIK VE ÖLÇÜM

- COP31’e ev sahipliği yapmak, Türkiye için nasıl bir iklim sorumluluğu ve diplomatik eşik anlamına geliyor?

COP31, Türkiye için büyük bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yapmanın yanında aynı zamanda önemli bir farkındalık testi olacak. Türkiye jeopolitik konumundan dolayı yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek olan bir ülke fakat hâlâ fosil yakıt yatırımlarını sürdürmeye devam ediyor. Bu da bizi kritik bir eşikte bırakıyor. Peki ülke olarak geleneksel ekonomik modelde kalmaya ısrar mı edeceğiz, yoksa gerçekten yeşil dönüşümde bölgesel dönüşüm yaratmayı mı hedefleyeceğiz? Bu sorunun cevabı da bu testin en önemli göstergesi haline geliyor.Türkiye’nin son güncellenmiş beyan raporunda (NDC) ise 2045 e kadar en üst karbon emisyonu harcamasını yapabileceğimiz seviyeye ulaşıp, 2053 senesine kadar da nötr olma hedefi bulunuyor. Bu ne yazık ki 1.5 derece hedefine bir uyum sağlamıyor.

- COP31’e giderken Türkiye’de kamu, özel sektör, yerel yönetimler, sivil toplum ve bireyler hangi başlıklarda daha cesur ve somut adımlar atmalı?

Bence artık genel söylemlerden çıkıp çok net politikalar konuşmamız gerekiyor. Zamanımız çok azaldı. Öncelikle Türkiye’nin yerel ve devlet yönetimlerinin, sivil toplumun ve bireylerin bir araya gelerek “karar kurulları oluşturması gerekiyor. Bu kurullar iklim politikalarını yönlendirmeli ve her sektörün geliştirilmesi ile toplu bir dönüşüm yapılmalıdır. İkinci olarak daha güçlü ve bilimle uyumlu bir ulusal katkı beyanına ihtiyaç var. Biz de bu konuda hukuki süreçlere dahil olduk çünkü mevcut hedeflerin iklim eylemsizliği içerdiğini düşünüyoruz. Türkiye’nin COP31’e giderken şeffaf, ölçülebilir ve uygulanabilir bir yol haritası ortaya koyması gerekiyor. Bir diğer kritik başlık ise iklim yasası. Eğer bağlayıcı ve güçlü bir iklim mevzuatı oluşturulmazsa tüm bu süreç yalnızca diplomatik bir etkinlik olarak kalabilir.

Özel sektör tarafında ise sürdürülebilirlik artık yalnızca bir iletişim stratejisi olmamalı ve gerçek emisyon azaltımı, şeffaf raporlama ve uzun vadeli dönüşüm yatırımları ile şirketlerde büyük ve bilinçli bir dönüşüm olması gerekiyor.

KAYGIDAN KOLEKTİF EYLEME 

- Gençler iklim kaygısını, öfkesini ve umudunu nasıl dönüştürücü bir eylem gücüne çevirebilir?

İklim kaygısı aslında çok insani bir duygu çünkü insanlar yaşadıkları geleceksizlik hissine tepki veriyor. Bu yüzden gençlerin birbirleriyle dayanışma kurması, bilgiye erişmesi ve kolektif hareket etmesi ve birbirlerine sarılması çok önemli. Ben özellikle iklim krizinin kadınlar üzerindeki etkileri ve iklim kaynaklı hak ihlalleri üzerine bir hukukçu olarak çalışmak istiyorum çünkü iklim adaletinin yalnızca çevresel değil, hukuki bir hak mücadelesi olduğuna inanıyorum. İklim mücadelesinin yalnızca aktivizmle değil; hukuk, diplomasi ve politika üretimiyle birlikte ilerlemesi gerekiyor.

- Bu söyleşi serisinde tüm konuklarıma yönelttiğim bir soruyla bitirelim: Bir bitki olsaydınız hangisi olurdunuz, neden?

Bir zeytin ağacı olmayı isterdim. Gerek Balıkesir doğumlu olmam gerekse zeytin ağacının dayanıklılığı, hafızayı ve sürekliliği temsil etmesi nedeniyle kendimi ona çok yakın hissediyorum. Zeytin ağacı, kuraklığa rağmen yaşamını sürdürür, yüzyıllarca ayakta kalır ve coğrafyasıyla güçlü bir bağ kurar. Bence bugün iklim mücadelesinin en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak bu: Kök salabilmek, direnebilmek ve uzun vadeli düşünebilmek.

GERÇEK SÖZ HAKKI

COP süreçlerine yönelik en büyük eleştirilerimizden biri, gençlerin çoğu zaman görünür kılınmasına rağmen karar alma süreçlerine gerçek anlamda dahil edilmemesi. Panellerde konuşuyor, yan etkinliklerde yer alıyoruz; ancak müzakere masalarında etkimiz sınırlı kalıyor. Bu da gençlik katılımını çoğu zaman sembolik bir noktada bırakıyor. COP31’in fark yaratabilmesi için gençlerin yalnızca dinlenen değil, politika geliştiren ve karar süreçlerine katkı sunan aktörler olarak yer alması gerekiyor. Gençlerin dışarıda bırakıldığı bir iklim diplomasisinin hem meşruiyeti hem de etkisi eksik kalır.