Contemporary Istanbul (CI) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Rabia Bakıcı Güreli ile COP31’e giderken sanat kurumlarının iklim krizi ve sürdürülebilirlik gündemindeki rolünü, CI’ın “Yeşil Dönüşüm” yaklaşımını, sanat fuarlarında daha sürdürülebilir yöntemlere geçişi ve sanatın iklim farkındalığı yaratmadaki gücünü konuştuk. Güreli’ye göre sürdürülebilirlik yalnızca çevresel bir başlık değil; kültürel devamlılık, kent belleği, üretim biçimleri ve sanat ekosisteminin uzun vadeli dayanıklılığıyla birlikte düşünülmesi gereken geniş bir dönüşüm alanı.
- Contemporary Istanbul, sanat üretimi, fuar deneyimi ve kültürsanat ekosistemi içinde önemli bir buluşma alanı yaratıyor. Bugün sanat kurumlarının iklim krizi ve sürdürülebilirlik gündemindeki rolünü nasıl görüyorsunuz?
Sanat kurumları artık yalnızca eserlerin sergilendiği yerler değil; toplumun dönüşümünde aktif rol oynayan yapılar. İklim krizi söz konusu olduğunda bu rol daha da görünür hale geliyor. İklim bilimciler gezegenin nabzını ölçer, sanatçılar ise o nabzın sesini duyurur. Bir grafik, küresel sıcaklığın 1,5 derece arttığını söyler; bir sanat eseri ise o artışın gerçek yüzünü gösterir.
Dünyada bu farkındalığın kurumlara da yansıdığını görüyoruz. Tate Modern karbon ayak izini şeffaf şekilde paylaşıyor, Centre Pompidou sergi kurulumlarında yeniden kullanım standartları geliştiriyor, MoMA ise koleksiyon alımlarında çevresel etkiyi değerlendirme kriterleri arasına aldı. Bizim için sürdürülebilirlik daha geniş bir çerçevede anlam kazanıyor: kültürel devamlılık, kent belleği, üretim biçimleri ve sanat ekosisteminin uzun vadeli dayanıklılığı.
FUAR ALANINDA YEŞİL DÖNÜŞÜM
- COP31’e ev sahipliği yapmak, Türkiye için nasıl bir iklim sorumluluğu ve diplomatik eşik anlamına geliyor?
COP31, Türkiye için çok önemli bir eşik. İlk kez hem ev sahibi hem de dönem başkanı olarak bu süreci üstleniyoruz. Bu yalnızca diplomatik bir başarı değil; aynı zamanda 197 ülkeden temsilcinin, aktivistin, gazetecinin ve iş dünyasının bir araya geleceği tarihi bir an. Bu süreç, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefini uluslararası gündemin merkezine taşıması için önemli bir fırsat. Sanat dünyası açısından bakarsak, bu tür anlar nadir bulunur, çünkü sanatın sesini küresel ölçekte duyurabileceği güçlü bir zemin oluşur.
- Contemporary Istanbul, sanat üretiminde ve fuar operasyonlarında daha sürdürülebilir yöntemlere geçişi “yeşil dönüşüm” başlığı altında ele alıyor. Bu dönüşüm CI için hangi alanlarda somutlaşıyor?
CI Bloom 2026 bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri oldu. Mevcut ekonomik ve jeopolitik koşulları dikkate alarak katılım ücretlerini bir önceki yıla göre yüzde 30 daha düşük belirledik ve döviz kurunu TL bazında sabitledik. Böylece galerilerin kur riskiyle karşı karşıya kalmasını engelledik.
Biz sürdürülebilirliği sadece çevresel bir konu olarak görmüyoruz. Ekonomik sürdürülebilirlik ve dayanışma da bunun önemli bir parçası. Çünkü sanat ekosistemi, en kırılgan halkaları ayakta kalamazsa varlığını sürdüremez.
Operasyonel tarafta ise yerel üreticilerle çalışmak, kent içi ulaşımı kolaylaştırmak, dijital iletişimi artırmak ve geçici yapıları daha verimli planlamak önceliklerimiz arasında. Küçük gibi görünen bu adımlar, fuar ölçeğinde ciddi bir fark yaratıyor.
SÖZDEN UYGULAMAYA
- COP31’e giderken Türkiye’de hangi alanlarda daha cesur ve somut adımlar atılmalı?
Bence en kritik konu koordinasyon. Kamu tarafında net sıfır hedefinin somut politikalarla desteklenmesi gerekiyor. Özel sektörün karbon sorumluluğunu ölçmesi ve raporlaması artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmeli. Yerel yönetimlerin ise kamusal alanları artırması ve ulaşım altyapısını dönüştürmesi önemli.
Sivil toplum bu sürecin hem denetleyicisi hem de yaratıcı gücü olabilir.
Sanat kurumları için ise mesele sadece iklim temalı projeler üretmek değil. Kendi üretim süreçlerini, malzeme kullanımını ve enerji tüketimini de sorgulamak gerekiyor. Söylem ile pratik arasındaki mesafeyi kapatmak, belki de atılabilecek en güçlü adım.
- Bir bitki olsaydınız hangisi olurdunuz, neden?
Zeytin ağacı olurdum. Kökleri derine iner, zorlu koşullara dayanır ve yüzyıllar boyunca yaşamaya devam eder. Üstelik her şeyiyle; gölgesiyle, meyvesiyle, odunuyla çevresine katkı sağlar. Sürdürülebilirliği bir kavram olarak değil, bir yaşam biçimi olarak temsil eder. Bu yüzden hem Akdeniz’in hem de Contemporary Istanbul’un ruhuna çok yakın buluyorum.
SANAT FUARLARINDA YEŞİL DÖNÜŞÜM
Her şey malzemenin yaşam döngüsünü düşünmekle başlıyor. Kullanılan malzeme fuardan sonra ne olacak? Yeniden kullanılabilir mi? Nakliye ve ulaşımda yerel ve bölgesel üretime yönelmek karbon ayak izini ciddi şekilde azaltıyor. Enerji kullanımında verimlilik ve yenilenebilir kaynaklara geçiş artık temel bir gereklilik. Dijital kataloglar ve çevrimiçi iletişim de basılı materyalin yerini giderek daha fazla alıyor. Bunlar teknik kararlar gibi görünse de aslında hepsi birer değer tercihi.
İKLİM FARKINDALIĞINDA SANATIN GÜCÜ
Sanat, verilerin ulaşamadığı yere ulaşır: duyguya, hafızaya, empatiye. Robert Smithson’ın Spiral Jetty’si ya da Jason deCaires Taylor’ın su altı heykelleri gibi örnekler, sanatın doğayla kurduğu ilişkiyi çok güçlü biçimde ortaya koyuyor. Agnes Denes’in Manhattan’da buğday ektiği proje ise sanat ile aktivizm arasındaki sınırları yıllar önce yeniden tanımladı. Biz de bu yaklaşımla ilerliyoruz. Küratöryal programlarımızda iklim temalı işlere daha fazla yer vermek, Anadolu’nun doğal üretim geleneklerini çağdaş sanatla buluşturmak ve bu sesi uluslararası platformlarda duyurmak istiyoruz. COP31 bu anlamda çok önemli bir fırsat.
