Cumhuriyet’e konuşan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, “Geçtiğimiz yıl 8 Mart’tan bu yana kadın mücadelesinin seyrine baktığımızda, karşımıza çok ağır bir tablo çıkıyor. En genç 13, en yaşlı 73 yaşında kadınların yaşamdan koparıldığı; cinayetlerin yarısının 19-35 yaş aralığında yoğunlaştığı; faillerin çoğunlukla en yakın erkekler olduğu; ateşli silahların yaygınlaştığı; kadınların en çok kendi yaşam alanlarında öldürüldüğü bir gerçeklikle karşı karşıyayız” dedi.
“Kadınlar artık yaşadıkları şiddeti gizlemiyor, normalleştirmiyor, kader olarak kabul etmiyor” diyen Güllü, “Mekanizmaların tam işlemediğini bildiği halde şiddete baş kaldırıyor. 8 Mart’larda, 25 Kasım’larda, kampüslerde, meydanlarda, dijital platformlarda mücadelenin sesi yükselmeye devam ediyor. Genç kadınlar yalnızca katılımcı değil, belirleyici bir özne haline geliyor. Şiddet haberleri eskisi gibi ‘üçüncü sayfa’ya sıkışmıyor; toplumsal ve siyasal bir mesele olarak tartışılıyor. Bu, küçük bir dönüşüm değildir” ifadelerini kullandı.
"EŞİTLİK LÜTUF DEĞİL HAK"
“8 Mart’ta yalnızca eşitlik talep etmiyoruz” diyen Güllü talepleri şu şekilde sıraladı:
“Dijitalde istismara ve mahrem görüntülerin yayılmasına karşı etkin yaptırımların hayata geçirilmesini, ILO C190’ın tam uygulanması için TBMM tarafından onaylanmasını, ev içi şiddetle mücadelede koruma mekanizmalarının güçlendirilerek yaşam hallarımıza sahip çıkılmasını, laiklikten ve hukukun üstünlüğünden geri adım atılmamasını, LGBT hakları üzerinden kısıtlamalarla yaşam haklarının gasp edilmemesini, Medeni Kanun Ceza yasası gibi kanunların temelden sarsılmamasını, siyasi rant için nafaka hakkına dokunulmamasını istiyoruz. 8 Mart’ta çağrımız nettir: Eşitlik lütuf değil haktır.”
"BUGÜN YAPILMASI GEREKEN AÇIK..."
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey, “Geçen 8 Mart’tan bu yana geçen yıl, kadınlar açısından hem saldırıların derinleştiği hem de buna karşı mücadelenin büyüdüğü bir yıl oldu. Kadınların yaşam hakkını korumak yerine, kadınları koruyan mekanizmaların etkisizleştirildiği, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin sonuçlarının ağırlaştığı ve 6284 sayılı Kanun’un uygulanmasının fiilen zayıflatıldığı bir süreç yaşadık. Kadınların yıllar süren mücadeleyle kazandığı haklar hedef alınırken, bu hakların uygulanması da sistematik biçimde aşındırılıyor” diye konuştu. Dayanışmayı büyütme çağrısında bulunan Tozbey, “Bugün yapılması gereken açıktır: kadınların yaşam hakkını güvence altına alan İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı Kanun’un etkin biçimde uygulanması için mücadeleyi büyütmek. Kadınların hayatını koruyan bu mekanizmalar tartışmaya açılacak değil, eksiksiz uygulanacak yükümlülüklerdir. Bu 8 Mart’ta çağrımız, kadınların örgütlü mücadelesini büyütme çağrısıdır. Yaşamlarımız, haklarımız için bulunduğumuz her yerde sözümüzü büyütmeye devam edeceğiz” dedi.
"KAZANIMLAR ANCAK KOLEKTİF İRADEYLE KORUNUR"
Geçen 8 Mart’tan bu yana yaşananların, Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğinde hâlâ yapısal bir sorun olduğunu gösterdiğini belirten Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selen Okay Akçalı, “Kadınlar kamusal alanda görünürlüklerini ve hak taleplerini sürdürürken, eşitlik meselesinin aslında demokrasi ve adalet meselesi olduğu daha net ortaya çıkıyor. Çünkü karar alma mekanizmalarında, ekonomide ve gündelik yaşamda cinsiyet temelli eşitsizlik devam ettiği sürece, toplumsal denge de kırılgan kalıyor. Toplumda karar verme yetkisini, ekonomik imkanları ve kamusal söz hakkını büyük ölçüde elinde tutan erkeklerin bu yapıyı sorgulaması ve dönüşümün aktif öznesi olması gerekir. Çünkü eşitsizlik bir “kadın sorunu” değil; bir toplum sorunudur” dedi.
Akçalı, “Ekonomik alanda tablo daha da çarpıcı. Milyonlarca kadın ücretsiz bakım yükü nedeniyle işgücü dışında kalıyor. Çalışan kadınlar ise çoğu zaman güvencesiz, düşük ücretli ve kırılgan sektörlerde yoğunlaşıyor. Bu, yalnızca bir eşitsizlik değil; ekonomik verimsizlik ve toplumsal refah kaybıdır. Bu 8 Mart’ta kadınlara çağrımız net: Haklarınızı savunmaktan geri adım atmayın, dayanışmayı büyütün ve kamusal alandaki varlığınızı sürdürün. Çünkü tarih bize gösteriyor ki kazanımlar ancak kolektif iradeyle korunur.”
"KORKUYA VE DAYATMALARA BOYUN EĞMEYİN"
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcilerinden Vahide Şevval Argunşah da 2025 yılında kadın hakları açısından çelişkili bir tablo olduğuna dikkat çekti.
Argunşah, “Bir yandan Avrupa’da kürtaj hakkının güvence altına alınmasına yönelik adımlar atıldı, bazı ülkelerde çocuk yaşta evlilik yasaklandı, cinsel suçların tanımı rıza temelinde yeniden düzenlendi ve siyasal temsilde kadınların görünürlüğü arttı. Sağlık alanında kadın bedenini merkeze alan teknolojik gelişmeler gündeme geldi. Yani bazı coğrafyalarda kadın hakları konusunda kurumsal ve hukuki ilerlemeler yaşandı. Kısacası 2025, dünya genelinde bazı ilerlemelerin yaşandığı ama aynı zamanda ciddi gerilemelerin ve tehditlerin sürdüğü; Türkiye’de ise kadın haklarının hâlâ güçlü bir toplumsal mücadele konusu olmaya devam ettiği bir yıl oldu.” dedi.
“Bu 8 Mart’ta kadınlara çağrımız, korkuya ve dayatmalara boyun eğmemeleridir” diyen Argunşah sözlerini şu şekilde noktaladı:
“Cinayetler sürerken birçok ölümün üzeri örtülüyor, failler ceza indirimi alıyor, kadınların güvencesini sağlayan haklar tartışmaya açılıyor. Bu tablo tesadüf değil; kadınları daha yalnız, daha bağımlı ve daha sessiz bırakmayı hedefleyen bir anlayışın sonucu. Bu 8 Mart’ta çağrımız; hayatlarımız üzerinde söz sahibi olduğumuzu hatırlamak, birbirimize sahip çıkmak ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi göstermek. Yaşamı savunmaya devam edeceğiz.”
"YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI!"
29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı avukat Şenal Sarıhan ise, “8 Mart, eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerimizi dünyanın dört bir yanındaki kadınlarla omuz omuza, sınırları aşan bir dayanışmayla ve kararlılıkla haykırdığımız; susmadığımız, geri adım atmadığımız bir mücadele günüdür. Bugün hala kadınlar hem kamusal alanda hem çalışma yaşamında sistematik eşitsizliklerle karşı karşıyadır.” ifadelerini kullandı.
Sarıhan sözlerini şu şekilde noktaladı: “Bizler; şiddetsiz bir yaşam, güvenceli bir iş, eşit ücret, eşit temsil ve eşit yurttaşlık hakkı için mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. Yaşamlarımızdan, emeğimizden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz. Yaşasın 8 Mart! Yaşasın kadın dayanışması’! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”