Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı’nın “mutlak butlan” ile sakatlandığı gerekçesiyle iptaline karar vermesinin ardından CHP yönetimi olağanüstü toplandı.
Kararın ardından parti içinde ve muhalefet cephesinde peş peşe açıklamalar gelirken, CHP yönetiminin nasıl bir yol haritası izleyeceği merak konusu olmuştu.
5 SAATLİK OLAĞANÜSTÜ MYK TOPLANTISI SONA ERDİ
Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında gerçekleştirilen olağanüstü Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı 5 saatin ardından sona erdi.
Toplantının ardından kameraların karşısına geçen Özgür Özel’in, “mutlak butlan” kararına ilişkin değerlendirmelerinde bulundu. Özel, kararı “yargı eliyle siyasi müdahale” olarak nitelendirirken, CHP’nin geri adım atmayacağını duyurdu.

"ÜLKENİN 80 YAŞINA KADAR KOLTUKTA OTURAN DEĞİL, İKTİDARI DEVİRECEK BİR GENEL BAŞKANA İHTİYACI VARDIR"
Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle oldu:
"Değerli basın mensupları, hepiniz genel merkezimize bir kez daha hoş geldiniz. Gecenin bu vaktinde buradasınız. Sizleri yorduğumuz için, bu vakitte çalışmaya zorladığımız için üzgünüz. Rejime, saray rejimine, AK Parti’nin kara düzenine verdiğimiz rahatsızlıktan da son derece memnunuz. Bugün Türk demokrasi adına kara bir gündeyiz.
- Bugüne nasıl geldiğimizi kısaca özetlemek isterim. Bizim hikayemiz Mayıs 2023’te başladı. Aslında Mayıs 2023’ün 14’ünde, bilemediniz 28’inde Türkiye’yi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında bir büyük zaferle birlikte yeniden ayağa kaldırmaya, demokratikleştirmeye, zenginleştirmeye, o seçimi kazanmaya çok istekliydik. Bütün Türkiye istekliydi. Bir değişim umudu vardı. Ancak o seçimleri kazanamadık, o seçimleri kaybettik. O seçimlerin kaybında en büyük sorumluluk Cumhuriyet Halk Partisi’ndeydi.
- Millet o gün, o günlerde yaptığım bir tanımlamayla partimizden, siyasetten ‘bir duygusal kopuş yaşamaktaydı’. Emekliler örneğin öğretmen evine çıkmamaya, kahvede buluşmamaya, otursalar da konuşmamaya, yolda giderken yerde olmayan gazoz kapağına gençler tekme atmaya, birbirine bakmamaya, herkes ‘Bir yolunu bulursam gideceğim. Bir daha sandığa gitmeyeceğim, mümkünse yurtdışına gideceğim’ demeye başlamıştı.
- Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir özeleştiri yapması lazımdı ve bu özeleştirinin milletin gönlünde kabul görmesi lazımdı. Yoksa olmayacaktı. Anketler yüzde 12 - 13’leri, protesto oylar yüzde 40’ları göstermekteydi. Halen daha bütün kurumların ellerinde, arşivlerinde mevcut. Bu duygu durumu içinde biz ‘CHP değişmelidir’ dedik. Sonra bu sözlerimiz tepki görünce görevi hep birlikte biz üstlendik.
“ADAY BİLE OLAMAYACAĞIMIZI SÖYLEMİŞLERDİ”
- Bir yola çıktık. Yola çıktığımızda, ‘Aday olacak imzayı dahi toplayamayacağımızı, mevcut delege yapısıyla 60 imzayı bulamayacağımızı, aday dahi olamayacağımızı’ söylediler. Biz, bütün bir kampanya boyunca bütün Türkiye’yi gezdik, bütün il kongrelerini gezdik, kazanırsak ne yapacağımızı, nasıl yöneteceğimize, ne hedefleyeceğimizi açık açık paylaştık.
- Dediler ki ‘Bu delegeyi ikna edemezsiniz.’ Dedik ki ‘O delegeyi zaten biz ikna etmeyeceğiz. O delegeyi, onu tıraş eden berberi ikna edecek. O delegeyi, asansörde karşılaştığı, bir kat altında oturan üniversite öğrencisi, asansörde üç kat çıkarken ikna edecek. O delegeyi, kurultaya yollayan torunu, evladı, kızı, oğlu ikna edecek. Eşi, ‘hakkımı helal etmem’ diyerek yollayacak. Yanına yolluk koyarken, Ankara’ya giderken ‘Değişim olmazsa gelme’ diye, ‘Gönül koyarım’ diye yollayacak ve delege, o şehirde ikna edilecek.’
- Ben delegelerimizi buraya çağırırken ‘En güvendiğinizle konuşun, öyle gelin’ dedim. Ben onların vicdanına güvendim. Biz onların vicdanını güvendik. Kurultay salonunun en beklenmedik, en organik, en kendiliğinden ve en etkileyici sesini siz de hatırlıyorsunuz, ben de hatırlıyorum. O koca salon, o aşağıda yerini almış delegeye saatlerce, ‘Delege, sokağın sesini dinle’ diye bağırdı. ‘Delege, sokağın sesini dinle.’ Ve o delege kabine girdi, vicdanının, evladının, torununun, komşusunun, berberinin ve sokağın sesini dinledi. Delege, değişime karar verdi. O değişim kurultayından sonra hiç huyumuz değildir, hiç haddimiz değildir, ‘şu kadar’ kibir yapmadık. Bizim sevincimizin, bizim galibiyetimizin kimsenin mağlubiyeti olmasını istemedik.
“O GECEKİ KAZANIMIMIZ, TÜRKİYE DEMOKRASİSİNİN KAZANCIYDI”
- Ama o günlerde bana şunu söylüyorlardı. ‘Sana devlet geldi mi?’ ‘Devlet dediğin binadır’ diyordum ben, ‘Devlet bana nasıl gelsin?’ CHP’deki değişime birileri izin vermezse o değişim olmazmış. ‘İzin aldın mı? Konuştun mu, soruştun mu?’ Biz bu müesses nizamın çarkına çomağı orada soktuk arkadaşlar. Biz Türkiye’de ana muhalefet partisinin kimseden icazet almadan, Türkiye’nin kurucu partisinin kimsenin onayını almadan değişebileceğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nde bir siyasi partinin mevcut Genel Başkanı’nı yarışla değiştirebileceğini bütün Türkiye’ye ve dünyaya gösterdik.
- O geceki kazancımız Türkiye demokrasisinin, Türkiye’deki siyasi partiler rejiminin kazancıydı. Ama ‘Biz onay vermeden, biz he demeden, bizden onay almadan değişim olmaz’ diyenler o gece Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve güçlü siyasal partiler geleneğimize savaşı açmaya niyetlenmişler. Sonradan bunu da öğrendik, bunu da gördük. Önümüzde vakit yoktu, dört ay vardı ve sözümüz vardı. ‘Nasıl ki Ecevit 1970’lerde ikisi yerel, ikisi genel girdiği dört seçimin dördünden de bu partiyi birinci çıkardıysa biz de çıkaracağız, yapmazsak bu işi bırakacağız’ demiştik.
- Kadınlara, gençlere, bilime güvenerek ve büyük bir özgüvenle yerel seçimlerde hem adayları belirledik hem ittifak aradık. Kötü söz duyduk, kötü sözü işittik ama duymadık, asla cevap vermedik. Herkese, sevene - sevmeyene can sağlığı diledik. Önümüze baktık ve inandığımızı, vatandaşın bize güveninin boşa olmadığını dosta ve olmayana gösterdik.
“HİÇBİR PARTİYE NASİP OLMAYAN YEREL SEÇİM BAŞARISINI KAZANDIK”
- 1 Nisan’da felaket bekleyen, kayıp bekleyenler, ‘1 Nisan’dan sonra orada oturamaz, Cumhuriyet tarihinin, parti tarihinin en kısa genel başkanlığını yapacak’ diyenler, 1 Nisan akşamı ekranlarda, TRT ekranlarında Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiçbir siyasi partiye nasip olmayan en büyük yerel seçim başarısını gördüler. Nüfusun yüzde 65’i, ekonominin yüzde 84’ü. O Müesses nizamın ve AK Parti’nin kara düzeninin yoksulu daha yoksul yapan, işsizi işsiz yapan, emekliyi gitgide fakirleştiren, emeği sömüren bizim sahip çıkacaklarımızı kaybettirip, sahip çıktıklarına daha çok kazandıran AK Parti’nin kara düzenine esas çomağı da orada soktuk.
- Bunu görmeyen, bilmeyen, duymayan, yaşamayan var mı? Ne bizim suçumuz? Bizim suçumuz, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmak. Bizim suçumuz, kurulduğu günden beri AK Parti’yi ilk kez yenmek. Suçumuz bu bizim. O günden bugüne bize çocuk sevdirmiyorlar ya. Bizim suçumuz bu. Bizim suçumuz, emeklilerin, asgari ücretlilerinin, köylülerin, esnafların, gençlerin umudu olmak bizim suçumuz. Bugün bu suçun cezası kesilen kadrolar ve bedel ödemesi gerektiren bu partinin başından uzaklaştırılmaya çalışılan kadrolar, delege tarafından, sokağın sesini dinleyerek, torunlar hatırına, evlatlar hatırına ‘Ya bu sefer bunlar kazanabilir galiba ya’ denen o duygunun hatırına göreve getirilmiş olan, yaş ortalaması o gün 42 olan, yarısı kadın, yarısı erkek olan, kaybetmeyi kabul etmeyen, ‘Bundan sonra kaybetmeyeceğiz’ diyen kadrolar.
- Bizim suçumuz, günahımız bu. Bununla uğraşıyorlar. Demokrasi, sandıkla geleni sandıkla gitmesidir. Adalet ve Kalkınma Partisi ‘Milli irade, milli irade, milli irade’ derken, kendileri içinde yarışlı seçimler yapmıyorlar. Biz mahalleye sandık koyarak başlıyoruz. İlçe, il, genel merkez, çarşaf liste. Herkes seçeceği her birine tek tek oy vererek seçiyor. Göstermelik kurultay yapanlar, demokrasiyi güya savunanlar, milletin kendilerini seçtiğinde buradan meşruiyeti alıp, yere göğe sığdıramayıp, milli iradeyi baş tacı edenler bir kere kaybettiler, milli iradeyi yerli bir ettiler.
“BİRİLERİ KURULTAYI KAZANMAMIZI HAZMEDEMEDİ”
- Birileri bizim kurultayı kazanmamızı da hazmetmedi. Bir diğerleri bizim yerel seçimi kazanmamızı hazmetmedi. Müesses nizamın kazanmasını istediklerinin kazanmasına alışık olanlar, müesses nizama itiraz edenlerin zaferi ile hiçbir zaman barışamadılar. Hiçbir zaman bunu hazmedemediler.
- Maalesef milletin kararına savaş açmayı tercih ettiler. Siyaset üretemeyince yargı kollarını kurdular. O yargı kolları 19 Mart 2025’te bir sivil darbeye kalkıştı. Onu sandıkta dört kez yenen, 15,5 milyon kişinin cumhurbaşkanı adayı gösterdiği, 25,5 milyon kişinin özgürlüğü için imza verdiği birisini 14 aydır hapiste tutuyorlar. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nu.
- Bize kenardan, sağdan, soldan, açıktan, grup toplantısından ‘Ekrem’i bırak, mücadeleyi bırak. Ankara’ya dön. Ankara merkezli siyaset yap, partinin başında otur.’ Oturmadık o koltukta. Oturmayacağım o koltukta. Hani beni bir koltuktan kaldırmaya çalışıyorlar ya. Onlara söylüyorum, oturmayacağım koltuk; mutlu, mesut, güvenli muhalefet liderliği koltuğudur.
- Ben bu koltuğu reddediyorum. Ben partimin Genel Başkanını iktidar koltuğunda oturtmak, partimin Cumhurbaşkanı adayını Cumhurbaşkanı koltuğunda oturtmak, partimin yöneticilerini bakan koltuklarında oturtmak için mücadele ediyorum. Reddediyorum… Konforlu muhalefet partisi Genel Başkanlığı koltuğunu reddediyorum. Sarayın icazetiyle, yargısının açtığı yolla o koltukta oturmadım. Oturmam. Kimse oturmamalıdır. Bu millet kendine rağmen kimseyi o koltuğa oturtmaz.
“EN DOĞRU CUMHURBAŞKANI ADAYINI BULMA SUÇU…”
- Bugün geldiğimiz aşamada seçim kazanma suçuna ilave olarak, kazanacak bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme. Kendisi bir yerlere heves edip, kazanacak Cumhurbaşkanı adayı göstermek yerine kendini aday göstermeme ya da o aday olamıyorsa onun yerine ‘Fırsat bu fırsat ben varım’ deyip bir ihtiras koymak yerine; ‘En doğru adayı bulurum. Amacım partimi iktidar yapmak, mağdurun, mazlumun yüzünü güldürmek’ demek suçundan da halen daha saldırı altındayım.
- Cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul etseydim, ‘Ben aday olurum, Ekrem gitti’ deseydim, Ekrem’e sırtımı dönseydim, Mansur Yavaş gibi bir seçeneği tüketseydim, benden iyisi yoktu arkadaşlar. Şu anda siz de evlerinizde rahattınız, ben de bu koltukta rahat oturuyordum. Ama ben o değilim, biz o değiliz. Bu yüzden bugün koltuğundan, makamından geldikleri görevlerden edilmek istenenler, kendileri ile ilgili ihtirasları, hevesleri değil; milletle ilgili kararlılıkları olanlardır.
- 20 bin lira emekli maaşına mahkum edilenlerin 1,5 asgari ücret emekli maaşını almasını, asgari ücretin 39 bin lira olmasını savunanlar; bu hayallerinden vazgeçseler maaşlarını alıp bu koltuklarda onlarca yıl oturabilirler. Yaşımız müsait. Bana 30 sene bu koltukta oturmayı teklif ediyor rejim. Onu rahatsız etmeden, kendi rahatımı düşünerek. 50 yaşındayım ben. 30 sene oturabilirim o koltukta. Ama bu ülkenin 80 yaşına kadar muhalefet koltuğunun tadını çıkaran Genel Başkanlara değil; muhalefette olduğu her günden ıstırap duyan, bu milletin sorunlarını çözecek bir iktidarı kuracak bir Genel Başkana ihtiyacı var.
“YARIN BİR FELAKETE UYANACAĞIZ”
- Net söylüyorum. Mesele ne Özgür Özel meselesidir ne de Değişim Kurultayı’nın göreve getirdiği her birimizin şahsi meselesidir. Şahsi çıkarlarımızı reddederek, her türlü kirli teklife ‘Hayır’ diyerek, her türlü işbirliği teklifine içeriden - dışarıdan ‘Hayır’ diyerek, doğru bildiğimiz yolda yürüyerek bugüne geldik biz. Bu mesele bizim değil, milletin meselesidir. Bu savaş bize değil, millete karşı açılmıştır. Bu darbe bize değil, millete yapılmıştır. Bu darbe milletin Gazi Mustafa Kemal Atatürk Atatürk’ten emanet Cumhuriyet’in en büyük kazanımı olan sandığa, seçme ve seçilme hakkına karşı yapılmıştır. 19 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayına, 21 Mayıs’ta da geleceğin iktidar partisine darbe yapılmıştır.
- Mesele, bu darbeye teslim olup olmama meselesidir. Bu kararın mağduru millettir ve maalesef çok daha ağır bedeller ödeyecektir. 86 milyondur bunun mağduru. Geçen sene 19 Mart darbesinin 60 milyar dolarlık kaybının nasıl düşmekte olan enflasyonu tırmandırdığını, hayat pahalılığını nasır körüklediğini, İran savaşına da nasıl bizi hazırlıksız yakaladığını herkes konuşurken, karar yarın piyasalar kapanacakken yüklenecekken ama bir grubun, endişeli bir grubun Erdoğan’a koşup ‘Yapmayalım, etmeyelim. Aman ha’ derken, ‘Eyvah Erdoğan’ı ikna ederlerse’ diye bugünden kararı 16.30’dan yükletenlerin ülke ekonomisine yarım saat içinde verdikleri zarar 10 milyar dolardır. Resmi rakamlar arkadaşlar. Yarın herkesin izleyeceği, piyasa oyuncularının, piyasadaki yetkili kuruluşların verdiği rakam yarım saatte borsadaki o yüzde 8,5’lik düşüşle birlikte yakılan rezerv 10 milyar dolardır.
- An itibari ile vadeli işlemler piyasasında tüm hisse senetleri için en dipten satıcı vardır, alıcı yoktur. Yarın böyle bir felakete uyanacağız. Yarın böyle bir felakete uyanacak. Bunun için yakılacak her rezerv milletin gelecekte daha pahalıya et, daha pahalıya süt, daha pahalıya ekmek, çocuğunun ayağına daha pahalıya ayakkabı alması ve artık alamaması sonucunu doğuracaktır. Bunların hepsi 19 Mart’taki o akıl almaz, vicdansız, hesapsız - kitapsız darbecilerin ‘Biz Ekrem’i içeri attık ama onun hırsızlığına kimseyi ikna edemedik, yolsuzluğuna ikna edemedik, ajanlığına ikna edemedik. Çünkü CHP’yi durduramadık. CHP’nin belini kıramadık. Özgür Özer’in belini kırmalıyız, CHP’nin belini kırmalıyız ki orada yatan masumların üstüne beton dökmemeliyiz. O da seçenek olmaktan çıksın. CHP’de seçenek olmaktan çıksın…’
“ERDOĞAN, MİLLETİ SEÇENEKSİZ BIRAKMA ÇABASI İÇİNDE”
- Erdoğan milleti adaysız, partisiz, lidersiz ve seçeneksiz bırakmanın çabası içindedir. Erdoğan CHP’yi AK Parti’nin butlan kollarına yönettirme niyetindedir. Cumhuriyet Halk Partisi tüm darbecilere, tüm iş birlikçilerine ve onların kariyer ihtiraslarına karşı dimdik ayaktadır. Şunu herkes bilsin ki Cumhuriyet Halk Partisi, bugün kendisini savunma peşinde değildir, Özgür Özel kendisini savunma peşinde değildir. Bunu yapacak olsak bu imkanlar vardı, hepsini elimizin tersiyle ittik. Cumhuriyet Halk Partisi bugün kurduğu Cumhuriyeti, demokrasiyi, sandığı ve sandıktaki değişime umut bağlamış 10 milyonları, bu milletin bütün evlatlarını savunmak durumundadır.
- Siyasi partiler, anayasanın 68’nci maddesine göre demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur. Siyasi partileri ayakta tutan üyeleri, delegeleri, kongreleri ve kurultaylarıdır. Bu kararla hiçbir partinin kongresinin artık bir garantisi kalmamıştır. Seçim hukuku vardır, itiraz süreleri vardır. Seçim hukukunun dışında başka mahkemelerin bu işlere karışması Yüksek Seçim Kurulu’nu yok saymaktır. Seçim hukuku güvencesini yok saymaktır. Artık hiçbir siyasinin koltuğunda güvenle oturmaması demektir. Çünkü bir asliye hukuk mahkemesini ayarlayanın istediğini indirme, istediğini bindirme yetkisi tanımlanmaya çalışılmaktadır.
- Mücadele edilen meselenin kendisi de budur. Biz bugün ilk itirazımızı, tedbir kararının kaldırılması da içerecek şekilde Yargıtay’a harcını da yatırarak süresi içinde yaptık. Yarın Yüksek Seçim Kurulu’nun bize vermiş olduğu, İstanbul’daki kayyım kararlarının üstüne, defalarca aldığı istikrarlı kararlarla yaptırmış olduğu kongre sonucunda verdiği mazbataya sahip çıkması için Yüksek Seçim Kurulu’na başvuracağız.
- Yüksek Seçim Kurulu’na yaptığımız başvuru, Yargıtay’a tedbirin durdurulmasına yönelik yaptığımız başvuruların en acil, en hızlı şekilde ele alınarak YSK’nın Anayasa’da 79’ncu maddede kendisine münhasır tanınan görev-sorumluluk alanına sahip çıkmasını, kendisine sahip çıkmasını, siyasi partiler rejimine sahip çıkmasını bekliyoruz. Yargıtay’ın tedbir kararını kaldırarak Türkiye’yi bir felaketten kurtarmasını bekliyoruz.
“MUHALEFET BU AKŞAM TARİHE GEÇMİŞTİR”
- Şu kadarını söylemem lazım, bu gece, Türkiye demokrasisi açısından bir kara gündür. Ama bu gecenin bir felaket, bir matem gecesi olmaktan bir umut gecesine dönüştüğünü büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim. Elbette bir yanda; butlana toplumdan verilmeyen destek, boş bir sokak, telaşlı muhterisler, çarpık çurpuk açıklamalar. Bir tarafta; partisine sahip çıkan, demokrasiye sahip çıkanlar ve bu Ankara ile sınırlı değil, 81 ilde, tüm ilçelerde ışıkları yanan, önü dolan, sokaklara taşan, yürüyüşler yapan demokratlar, Cumhuriyet Halk Partililer ve onlarla dayanışmaya gelmiş demokratlar.
- Özellikle şu ana kadar bu hukuksuz karara istisnasız tepki gösteren ve bizimle dayanışma içinde olan tüm siyasi partilerin. Hepiniz takip ettiniz, tamamı telefon açtı genel başkanların. Dönemediklerim var birkaç tane. Bu açıklamalardan sonra kendilerine döneceğim. Sosyal medya paylaşımları, bütün programlar kesildi, merkez yönetim kurulları toplantıya çağrıldı. CHP’ye sahip çıkmaya koşmuyor diğer siyasi partiler. CHP’nin de kendilerinin de içinde bulunduğu demokratik rekabet zemine sahip çıkıyorlar. Bugün bir mahkeme kararının bir bakan tarafından telaşla ve bir basın toplantısıyla savunulup sahiplenilmesi meselesi utanç vericidir. Tarihte görülmemiş iştir.
- Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi içinde yaşadığı ve kıymetli gördüğüm bir sessizliğin, yarın demokrasiden yana bir tavra evrilmesi ihtimali çok düşük bir ihtimal olmakla birlikte, bizim için değil; kendileri için, gelecekleri için, kendilerini de yok edecek, insan yiyen, demokrasi yiyen, siyasetçi yiyen bu yamyam virüse karşı bir tedbir almaları ihtimali çok kıymetlidir. Yoksa o virüs, muhalefeti yiyince doymaz. Aynı apartmandayız. Bizim ev yanarsa, apartman yanar. Biz bir ormanda yaşıyoruz.
- Bizim ağaç yanarsa, orman yanar. Bunca yıl iktidar olup da şimdi gelinen noktada savrulunan nokta, fevkalade tehlikelidir. Muhalefet bugün akşam gösterdiği dayanışmayla öyle sınıfı falan geçmemiştir. Öyle yazan-çizen var. Muhalefet tarihe geçmiştir bu akşam. Şanlıurfa Barosu’nun ilk açıklamayı yapması ve takip eden Türkiye’de onlarca baronun peşi sıra yaptıkları açıklamalar kıymetlidir. Sendikaların, meslek örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin peşi sıra yaptıkları açıklamalar bu geceyi bir matem, bir yas, bir kara geceden bir umut gecesine hızlı şekilde dönüştürmüştür.
“BU DARBEYE SONUNA KADAR DİRENECEĞİZ”
- Cumhuriyet Halk Partisi’nin elbette bu darbeye karşı bir direnci, bir eylemliliği, hazırladığı bir eylemlilik planı vardır. Bütün paydaşlarla çalışılıp, bütün paydaşlar açık tartışılacaktır. Ama herkes şunu bilsin ki; Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye, bu darbeye asla ve asla teslim olmayacaktır. Zira, bizim sözümüz seçimlerden önce ‘Bu binanın ışıkları, bu seçim akşamı sönmeyecek, sabaha kadar yanacak’ olmuştu. ‘81 il başkanlığımızın ışıkları sönmeyecek, sabaha kadar yanacak’ olmuştu. ‘Kadın Kolları, tülbenti sirkeye basıp başına sarıp, karanlık odada uyumaya çalışmayacak, o tülbenti mutluluktan sallayacak’ olmuştur.
- Bu gece, seçim akşamı ışığı açık tutanların, sabaha kadar ışıklarını açık tuttuğu ve gelecek seçimde bu binanın ışıkları erkenden kapanmasın diye baba ocağına sahip çıktıkları bir gecedir. Buradayız, bu darbeye sonuna kadar direneceğiz. Bize karşı plan yapanlara söylüyorum. İki tarafa da. Birisi, Sayın Erdoğan’ın çok tekrarladığı, zaman zaman tekrarladığı bir ayeti hatırlatırım. Erdoğan’dan bunu duyduğunda bu ayeti Erdoğan’dan duyduğunda duygulananlara, bugün de bu ayeti duyup duygulanıyorsanız umut vardır.
- ‘Onlar sana tuzak kurarken Allah da karşı planlar yapıyordur. Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.’ Bunu Erdoğan’ın ağzından duyup da ‘yaa’ diyenlere bunu bir sefer de bir düşünün bakalım. Bu yapılan size, partinize, seçtiklerinize yapılsaydı ne hissederdiniz? Diğer yandan bir diğer temenniyi de bir diğer taraftan bir başka duyguyla ifade etmek isterim. Yolumuz yolsuzluğa, yüzümüz nursuza, ömrümüz arsıza denk düşmesin inşallah. Sözümüze kıymet veren herkesi direnişe, mücadeleye, teslim olmamaya, bir arada durmaya ve çağrıldığı yer neresiyse oraya koşmaya, tepki yükseltmeye davet ediyorum.
“BÜTÜN O KİRLİ TEKLİFLERİ REDDEDİYORUZ”
- Yarın bir aklıselimin hakim olmasını, yanlışın üstüne yanlışla gidilmemesini, ülkenin geleceğinin karartılmamasını ümit ediyorum. Buradan sonra CHP’yi savunmak, bu partiyi savunmak rekabetli bir seçimi savunmaktan başka bir şey değildir. Bizi teslim alırlarsa gelecek sandığı şimdiden teslim almış olurlar. O yüzden teslim olmayacağız. O yüzden gösterilen her dayanışmanın çok kıymetli olduğunu bir kez daha ifade veriyorum. Biz buradayız ve bütün o kirli teklifleri reddediyoruz.
- Biz müesses nizamın makbul muhalefet partisi olmak yerine her şeyi göze almışız ama müesses nizamı değiştirip mağdurların, mazlumların, emeklinin, emekçinin, çiftçinin ve gençlerin iktidarını kurmak üzere risk alıyoruz. Kendi konforlu koltuklarımızı, ‘Akıllı ol, otur’ diye teklif edenlere ‘Biz bu koltukları reddediyoruz, sadece ve sadece milletimizden yetki ve milletimizden destek bekliyoruz’ diyoruz. Onun dışında her türlü kirli teklife kapalıyız."
“MÜCADELEYİ YÜKSELTECEĞİZ”
Açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özgür Özel, parti Grup Başkanı olarak 60 kişilik Parti Meclisi ile nasıl bir yol haritası izleyeceği sorusu üzerine şunları söyledi:
- "Değerli arkadaşlar biz öncelikle mücadeleyi yükselteceğiz. Bunun yanında hukuk mücadelesi veriyoruz. Bunun yanında önümüzde hangi zeminin olacağı, o mahkeme kararının YSK tarafından nasıl yorumlanacağı, kabul edilip edilmeyeceği ve kabul edilirse ki daha önce örnekleri var, hangi hükümlerinin kabul edilip, hangi hükümlerinin tenzil edilip, hangi hükümlerinin farklı şekilde yorumlanacağını göreceğiz. Her mücadele zemininde güçlüyüz.
- Net olarak durduğumuz bir yer var. Biz bize verilen bayrağı yere bırakmayız. Millet bayrağı verir. O bayrak elinde durduğu müddetçe senin arkanda durur. Zoru görünce bayrak atanı, kaçanın ya da bayrağı birisinin istediği gibi sallayanı hazzetmez ve bunu hazmetmez. O bayrak elimizde. Ölebiliriz ama milletin verdiği emaneti bırakmayız.
- Onun için her şartı zorlayacağız ve elimizdeki bayrağı bırakmayacağız. Elimizdeki bayrak bize partimizin verdiği bayraktır. Millet o bayrağı, o değişimi kuvvetli bir özeleştiriye saymıştır. Seçimlerde de tarihin en büyük yerel seçim zaferini bize yaşatmıştır. Millete borcumuz var; ne milleti, ne partiyi yarı yolda bırakmayız.”
"ARAYANLAR ARASINDA KILIÇDAROĞLU VAR"
Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşüp görüşmediğinin sorulması üzerine şöyle konuştu:
- "Arkadaşlar yoğun bir toplantı, sonra siyasi partilerden önceki genel başkanlarımızın ziyareti vardı. Çok sayıda telefon gelmiş. Arayanlar arasında Sayın Kılıçdaroğlu var. Kendisinin telefonuna henüz dönmedim. Zaten hani dönüp de ne konuşacağız? Daha bugün Cumhuriyet Halk Partisi ‘Butlan kararı çıkarsa bu bir yargı kararıdır, biz yargıya saygılıyız’ diyen bir milletvekilini disipline vermişiz. O yüzden ben Sayın Kılıçdaroğlu’ndan daha önce şanla şerefle seçildiği, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı koltuğuna, AK Parti yargısının eliyle dönmek isteyeceğini ihtimal dahilinde görmek istemem. Ama birtakım açıklamalar, birtakım yaklaşımlar buna işaret ediyor.
- Bu durumda bu gecenin psikolojisi içinde o telefona açmanın, o telefona dönmenin bir manası olmaz. O telefon eğer bu yargının bu kararını meşrulaştırmak veya o kararla uzlaşmaksa, ben öyle bir şeyde uzlaşmam. Onunla uzlaşırsam milletle uzlaşamam. Ancak Sayın Kılıçdaroğlu partimizin önceki dönem seçilmiş Genel Başkanıdır. Elbette telefonuna bir şekilde dönülecektir. Ona da düşüncelerimiz ifade edilecektir. Ancak bir butlan kararını meşru görmemi bekleyeceğini beklemem.
- Onun dışında kendisine, yani bunlar yaşanmasaydı zaten bayram günü ben arayacaktım Sayın Kılıçdaroğlu’nu. O aramış. O telefona bir şekilde dönülür. Ama o dönüş rejimle uzlaşma, saray yargısının kararını kabullenme ya da ona yönelik bir tutum içinde olma olamaz. Sayın Kılıçdaroğlu ile de bugünün şartları altında böyle bir diyalog zeminine girmeyi aramızdaki geçmiş hukuka da yakıştırmam. Sonuçta önümüzdeki dönem de partimizin geçmiş dönem Genel Başkanı olarak yine kendisine saygı duyacağız. Bir gerginlik yaratmak da istemem.”
“GENEL MERKEZİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ”
"Bu süreçte atacağınız adımlarda Genel Merkezi terk etmemek de var mı?” sorusuna yanıt veren Özel, “Evet, genel merkezdeyim, arkadaşlarımız genel merkezde. Buradan sonra gecesiyle, gündüzüyle genel merkezimizdeyiz. Emanete sahip çıkacağız. Nasıl Saraçhane’ye sahip çıktıysak, genel merkezimize de sahip çıkacağız. Bizi buraya sokağın sesini dinleyen delegeler oturttu. Ancak onlar kaldırabilir" dedi.
“BU SORUYU BİR ÖNCEKİ GENEL BAŞKANIMIZA SORUN”
Özel, "Kemal Kılıçdaroğlu bu görevi neden kabul etti?" sorusuna, “Bu soruyu cevaplamaya ben mezun değilim. Bu soru Kemal Bey’e sorulabilir, o yanıtlayabilir. Ben niçin bu karara direneceğimi anlatabilirim. Soruyu yanlış yere sordunuz. Bir önceki Genel Başkanımıza sorun” diye yanıt verdi.
“BABA OCAĞINDA EV SAHİBİYİZ”
"Mutlak butlan kararına karşı hukuken bir sonuç alamazsınız yedek parti söz konusu olacak mı? Bir baskın seçimden de söz ediliyor. Bu yedek partinin aday gösterememesi, seçime gelememesi gibi bir risk görüyor musunuz?" sorusunu yanıtlayan Özel, “Aynı tutarlılık içinde cevaplayacağım. İkinci bir parti, bir yedek parti, bir başka parti seçeneği Türkiye’deki tüm siyasi partilerin gündeminde olabilir. Ama bu bir kapatma davasına karşı bir tedbirdir. Butlana karşı öyle bir tedbir düşünmedik, düşünmeyiz. Çünkü biz burada ev sahibiyiz. Kiracılar gider, ev sahipleri kalır. Baba ocağından ayrılmayı düşünmeyiz. Baba ocağında kimin oturacağına da baba ocağının gerçek sahipleri karar verirler. Ona asliye mahkemeleri falan karar veremez” ifadelerini kullandı.
“MAHKEME BAŞKANI BİHABER…”
Genel Başkan Özel, 'mutlak butlan' kararını duyduğunda ne hissettiğinin sorulması üzerine şöyle konuştu:
- "İstinaf mahkemesine hep saygılı bir dil kullandım. Çünkü çok baskı altında oldukları biliniyor olmasına rağmen istinaf mahkemesine arkadaşlarımız gittiğinde istinaf mahkemesi ‘Şöyle görüşüyoruz, böyle görüşüyoruz. Bu hafta müzakeremiz yok…’ Bu hafta pazartesi istinaf mahkemesinin başkanına gitti avukatlarımız. ‘Bu hafta müzakere yok. Karar bayramdan sonraya kaldı’ dediler.
- Bugün sabahleyin gidildiğinde ‘Müzakere yok dedik ya’ dediler. Sonra haber geldi; ‘Sayın Erdoğan ikna edildi. Mutlak butlan kararı yarın akşam sisteme yüklenecek.’ Zaten dün bir basın - yayın kuruluşunda, her türlü gizli soruşturmanın belgelerinin sızdırıldığı, verildiği bir televizyon kanalında birisi çıkıp ‘Karar verildi, yarın - öbür gün yüklenecek’ diye de söylemişti. Biz bu sabah sorduğumuzda ‘Ya müzakere yok, nasıl karar alacağız?’ diyen mahkeme başkanı öğleden sonra sorulduğunda ‘Karar alındı. Yüklenebilir’ demeye başladılar.
- Bu kararın kimin tarafından, nerede alındığı, kimin ikna olduğu, ne zaman yüklendiği açıkça ortada. Bu konuyla ilgili isim isim, kanıt kanıt da bunların hepsi söylenebilir. Zaten memleket öyle bir hale gelmiş ki gazeteci televizyon kanalında dün çıkıyor, ‘Karar alındı, şöyle olacak’ diyor. Sabah mahkeme başkanı ‘Daha karar almadık, müzakere bile etmedik’ diyor.
- Öyle bir yerlere gelmişiz. Kararların başka yerde yazıldığı, mahkeme başkanlarının heyetlerinin sadece bu kararları temize çektikleri, daktilo ettikleri bir yere gelmiş. Saray yargısı böyle bir şey. O yüzden ben bu saray yargısının yetkilendirmelerine kimsenin önem atfetmemesini ve tarihin doğru yerinde durmalarını bekliyorum. Onun dışında memlekette artık her şey birbirine karışmış. Bırakın kuvvetler ayrılığını; bir kişinin, bir kuvvetin mahkeme kararını kendi verip, o gün alacağı karardan bihaber zavallı bir mahkeme başkanının durumuyla karşılaşırız. Daha ne diyelim yani.”
“ÇOK SAYIDA ZİYARET TALEBİ VAR”
Bu gece için farklı siyasi partilerden ziyaret olup olmayacağı sorulan Genel Başkan Özel, “EMEP bir ziyarette bulundu. İlk ziyaretçimiz onlardı. Ümit Bey beni aradı ‘Yoldayım’ dedi. ‘Ben de Genel Merkezdeyim’ dedim. ‘Gece yarısını geçebilir’ dedi. ‘Sabaha kadar buradayım’ dedim. Herhalde siyasi tarihimizin en enteresan ziyaretlerinden birisi bu gece yarısını geçince olacak. Yarın için hemen hemen bütün siyasi partilerin, burada olan siyasi partilerin liderlerinin görüşme ve ziyaret talepleri var. Onları karşılayacağız, ağırlayacağız. Çok sayıda çeşitli kurumlardan, kuruluşlardan talepler geliyor. Onları bu şekilde takvimlendireceğiz. Yarın ve ondan sonraki gün buradayız” yanıtını verdi.

YURTTAŞLARA SESLENDİ...
Özgür Özel, basın açıklamasının ardından Genel Merkez önünde bekleyişlerini sürdüren yurttaşlara seslendi. Özel burada, "Bugün 81 il ayaktadır. Bugün biz ayaktayız. Darbecilerin dizleri titremektedir. Darbecileri püskürtmeye, herkesi mücadeleye, direnişe, meydanlara davet ediyorum" çağrısı yaptı.
Özel, “Değerli Cumhuriyet Halk Partililer, tüm siyasi partilerin değerli yöneticileri, üyeleri, değerli öğrenciler en son bu otobüs buradayken, bu otobüsün üstünden sizin karşınıza çıktığımda 31 Mart 2024 akşamıydı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir siyasi partiye nasip olmayan bir yerel seçim başarısıyla, nüfusun yüzde 65’ine, ekonominin yüzde 84’üne, Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının hizmet edeceği, partimizin 47 yıl sonra birinci parti olduğu ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulduğu günden sonra ilk kez yenilgiyle tanıştığı akşamda buradaydık. Demiştim ki, ‘Söz verdiğim gibi, söz verdiğimiz gibi. Bu binanın ışıkları bu akşam erkenden kapanmayacak, Türkiye’de hiçbir il başkanlığının ışıkları bu akşam erkenden kapanmayacak’ demiştim. ‘Ve gördünüz mü? Işıklar yanıyor, parti ışıl ışıl” dedi.
Özel, şunları söyledi:
“BUNLAR BİR TEK SİZDEN, MEYDANLARDAN KORKARLAR”
“‘Cumhuriyet Halk Partisi kurulduğu gün gibi Türkiye’nin birinci partisi’ demiştim. İşte arkadaşlar, işte dostlar, oy verenler - vermeyenler, işte mesele budur. Güya suçumuz budur. Suçumuz kazanmak, suçumuz 47 yıl sonra birinci parti olmak, suçumuz AK Parti’yi yenmek, suçumuz onu dört sefer yenen birini Cumhurbaşkanı adayı göstermektir. Şimdi birileri bu binanın ışıkları bundan sonra yapılacak ilk seçimde erkenden kapansın diye, Cumhuriyet Halk Partisi yeniden kaybettiği yıllarına dönsün diye, CHP iktidar olmasın ve AK Parti’nin kara düzeni sürsün diye bugün Atatürk’ün kurduğu partiye darbe girişimi yaşanmıştır. Biz bu darbecileri 19 Mart 2024’ten tanırız. Bu darbeciler yargı gücüyle gelirler. Bu darbeciler tankla, topla, tüfekle, kamuflajla değil; bu darbeciler hakim cübbeleriyle, savcı cübbeleriyle gelirler. Bu darbeciler ne haktan, ne hukuktan, ne vicdandan, ne alınterinden, ne kul hakkından anlarlar. Bu derbiler Saraçhane’de nasıl sizi gördülerse ve geri adım attılarsa bunlar bir tek sizden, meydanlardan korkarlar. Bugün burada baba ocağının bahçesinde hep birlikte ayaktayız. 81 il ayaktadır. Tüm ilçelerimiz ayaktadır. Buradan büyük bir memnuniyetle ifade ediyorum ki bugün biz ayaktayız, darbecilerin dizleri titremektedir. Buradan soruyorum, size soruyorum ve Türkiye’ye sesleniyorum. Bu darbe girişimini geri püskürtmeye hazır mısınız? Var mısınız? İşte bu kararlılığı Türkiye’de yoksulluk bitsin, sefalet bitsin, açlık bitsin, işsizlik bitsin, bu iktidar gitsin isteyen herkes; ‘Beni kimin yöneteceğine ben karar vereyim’ diyen herkesi mücadeleye, direnişe ve meydanlara davet ediyorum.”
“BUGÜN DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKILIYOR”
“Bugün Ekrem Başkanımız hepinizin takip ettiği kararlılıkla, dostlukla, sevecenlikle içinde bulunduğumuz duruma tepkisini gösterdi. Bugün programından dolayı şu anda Londra’da olan ancak beş günlük programını kesip ilk vasıtayla Türkiye’ye, Ankara’ya ulaşmak isteyen Mansur Yavaş Başkan’ın dayanışma duygularını iletiyorum. Bütün muhalefet partileri, bütün programlarını iptal eden, MYK’larını toplayan ya da yarın toplayacak olan, dayanışma duygularını ileten Cumhuriyet Halk Partisi’ne değil; hepimizin varlığını borçlu olduğumuz demokrasiye sahip çıkan istisnasız bütün muhalefet partilerine ve Genel Başkanlarına yürekten teşekkür ediyorum. İlk açıklamayı yapan Şanlıurfa Barosu’na ve peşi sıra açıklamalarıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin yargı eliyle dizayn edilme çalışmalarına karşı dimdik bir duruş gösteren tüm barolara yürekten teşekkür ediyorum. Temsilcileri burada olan ya da olmayan, ayrı ayrı açıklamalarıyla ama hep aynı kararlı vurguyla direnişimize destek vaat eden tüm sendikalara, tüm meslek odalarına, tüm birliklere ve tüm sivil toplum örgütlerine yürekten teşekkür ediyorum.”
“HIRSLARI YÜZÜNDEN MİLLETİN EKMEĞİYLE OYNUYORLAR”
“Bugün son yarım saatte, karardan yarım saat sonra 10 milyar dolar rezervin yakılmasına sebep olan bu karar, borsayı yüzde 8 düşüren bu karar yarın Türkiye ekonomisine bir kara günü yaşatacak. Bundan üzüntü duyuyoruz. Endişe duyuyoruz. Ancak bundan duyduğumuz endişe, bugüne dair değildir. Geçen sene 19 Mart’ta bu hatayı yapanlar, toplamda 60 milyar dolar rezerv yapanlar, bütün dünyanın tek haneli rakamlara indirdiği enflasyonu azdırdılar. O yüzden insanlar tarihin en yüksek enflasyonlarından biriyle boğuşuyorlar. Dünya enflasyonu yendi. Dünyada enflasyon yüzde 2-3-4. Ama Türkiye’de yüzde 32. Türkiye enflasyonda Avrupa birincisi. Bütün dünyada dünya beşincisi. Bizim dışımızda bizden yüksek enflasyonu olanlar; bombalanan, bombardıman altındaki İran, iç savaştaki Sudan, yılların enflasyon problemlisi Arjantin. Bunun dışında bizden yüksek enflasyonu olan ülke yok. Türkiye’nin bir aylık enflasyonu, 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazla. Bunların hepsi bu sorumsuzluktan oluyor. Yani bu darbeler, bu borsayı düşürmeler, bu rezerv yakmalar, güvenliğimizi sağlayan oradaki polis arkadaşın maaşını eritiyor, emeklinin maaşını eritiyor, asgari ücretlinin alım gücünü düşürüyor. Artık kendi hırsları için bu milletin ekmeğiyle oynayanların bu milletten gerekli cevabı alması lazım. Bu hadsiz darbecilere hadlerini bildirecek miyiz?”
“AK PARTİ’NİN YARGI KOLLARI DEĞİL, CHP’LİLER KARAR VERİR”
“Değerli dostlar, elbette örgütlerimiz gerekli planlamayı yaptı. Baba ocağına sahip çıkmak için nöbetteyiz, direnişteyiz. Buradan bütün Türkiye’ye ve dünyaya ilan ediyorum ki bugün şu andan itibaren tehlike ortadan kalkana kadar ve yeniden Cumhuriyet Halk Partisi’ni kimin yöneteceğini AK Parti’nin yargı kolları değil, Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar bu binadayım, odamdayım, hiçbir yere gitmiyorum. Bu bir mücadeledir. Ancak bu ne Özgür Özel‘in kişisel mücadelesidir, ne benim arkamda yüzü size dönük, değişimin mimarlarının kendi kişisel ikbal mücadeleleridir. Biz, bize teklif edilen rahat, konforlu, ebedi muhalefet koltuklarını reddediyoruz. İktidar olma azmi ile majestelerinin muhalefeti olmayı reddediyoruz. Sarayın muhalefeti olmadık, olmayacağız. Partiye değil, ülkenin geleceğine sahip çıkmaya hazır mıyız? Bir büyük zaferi, bir büyük destanı benimle birlikte yazmaya var mısınız? Buradan sesimin ulaştığı, sesime kulak veren sözüme kıymet veren herkese sesleniyorum. Gün bugündür, dönem bu dönemdir. Önümüzdeki süreç, geleceği hep beraber kurtaracağımız, sonra bu büyük hikayeyi birlikte yazmakla kıvanç duyacağımız, çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız en büyük mirası hep birlikte yaşayacağımız günlerdeyiz. Çağrıldığınızda gelin, mücadeleye omuz verin, meydanları terk etmeyin. Onlar bir tek meydanlardan korkarlar. Var mısınız? Var mısınız? Buradan bu meydanları, Saraçhane’deki kalabalıkları, 19 Mart’taki kalabalıkları aşa aşa, çoğala çoğala, büyüye büyüye, ne zaman darbeci geri adım atacak o zamana kadar meydan meydan büyümeye var mısınız?”
“GEREKİRSE HAYATI DURDURACAĞIZ”
“Değerli dostlar, gençler sesleniyor. ‘Genel grev, genel direniş’ diye. Bunu hep birlikte başarmak için bizim önce çok olmamız, birlikte olmamız, sesimizi yükseltmemiz, eğer bu kalabalıklardan anlamıyorlarsa gerekirse hayatı durdurmamız ama mücadele etmemiz gerekiyor. Var mısınız? Buradan uyarıyorum. Ana muhalefet partisi Genel Başkanı olarak değil, muhalefetin her bir bileşenini, üyesine, sayısına, oyuna bakmadan kıymetli görerek ve ortak gelecek için birleşik mücadeleyi önemseyerek. En sağından en soluna kadar ama halk için, millet için mücadele eden herkesi kucaklayarak kimseye ağabeylik, patronluk taslamadan omuz omuza bir mücadele için burada birlikteyiz. Ve şunu ifade ediyorum. Meydanların gücünü göreceksiniz, sessiz çoğunluğun sesini duyacaksınız. Gerekirse hayatı durduracağız. Gerekirse tüketimden gelen gücümüzü kullanacağız. Ama teslim olmayacağız. Buradan sonra olacak hiçbir şeyin sorumlusu ben değilim. Sorumlusu bu darbecilerdir. Tek kural, tek istek, haklıyken haksız çıkmamaktır. Onun için güvenlik güçlerine karşı ya da çevredeki herkese karşı saygımızı, sevgimizi koruyarak ama kanunsuz emirlere, haksız bariyerlere, önümüze çıkan engellere de asla takılmayarak yürüyeceğiz. Buradan uyarıyorum. Şimdi baba evinin önündeyiz, şimdi 81 ilde illerin önündeyiz. Buradan demokratik tepkimizi gösteriyoruz. Ancak bu darbe geri çekilmezse, haddini bilmezse, bu milletin karşısına olmadık şekilde dikilirse vallahi de billahi de durmayacağız, nereye yürümemiz gerekiyorsa oraya yürüyeceğiz. Bugün burada hep birlikteyiz. Hep birlikte şunu biliyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
“MEYDANLARI TERK ETMEYECEĞİZ”
“Tüm dostlara, emek ve dayanışma güçlerine, kardeş partilere, sendikalara, tüm meslek kuruluşlarına teşekkür ediyoruz. Şimdi nöbetçiler, görevlendirilenler dışındaki misafirleri selametle evlerine yolluyoruz. Ancak yarın mücadele için, direniş için, tarihe geçmek için çağrıldığınızda gelmeye hazır mısınız? Meydanları bırakmamaya hazır mısınız? Meydandan anlamazlarsa, yürüyüşe geçmeye hazır mısınız? O zaman şimdi gidin yatın, onlar düşünsün. Hepinizi seviyorum. İyi ki varsınız. Birlikte yürüyecek miyiz? Birlikte yürüyecek miyiz? Hadi o zaman yürüyelim arkadaşlar.”
