CHP’li Kart cumhuriyet ve demokrasinin tasfiyesinde son aşamaya gelindiğini söyledi: OHAL tehlikesi var

CHP’li Kart cumhuriyet ve demokrasinin tasfiyesinde son aşamaya gelindiğini söyledi: OHAL tehlikesi var

25.06.2026 04:00:00
Güncellenme:
İklim Öngel
Takip Et:
CHP’li Kart cumhuriyet ve demokrasinin tasfiyesinde son aşamaya gelindiğini söyledi: OHAL tehlikesi var

Eski CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Cumhuriyet’e verdiği röportajda CHP yönetimine ve özellikle eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu dönemine yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Eski CHP Konya Milletvekili Atilla Kart Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. 

- Kemal Kılıçdaroğlu için daha önce “edilgen bürokrat” derken bugün “görevli bürokrat” kavramını kullanıyorsunuz. Bu süreci anlatır mısınız?

Benim için siyasi kırılma Başbakanlık’ın 2012/15 sayılı “Madenlerin, meraların, ormanların devri, tahsisi Başbakanlık’a bağlanmıştır” genelgesiyle oldu. Bir genelgeyle anayasa ve diğer ilgili mevzuatlar askıya alındı. Ben Danıştay’a iptal için dava açtım ama esas olan CHP’nin dava açmasıydı. Üç kez uyardım ancak Seçim ve Hukuk İşleri’nin gerek görmediği söylendi. Beşli çete ile mücadeleden söze edip, onların yolunu açacak bir düzenlemeye itiraz edilmemesi benim için ilk kırılma oldu. 

- Eylem ve söylem farkı mı ortaya çıktı?

Tabii, söylem ile eylemler bağdaşmıyor. 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi’ne geldiğimizde yine Erdoğan kazandı, bu 15 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlandı. Yasaya göre “Bir kişinin cumhurbaşkanı seçilmesiyle milletvekilliği sıfatı düşer”. TBMM Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, önceki cumhurbaşkanı ve AKP Parti Meclisi’nin sorumluluğu olduğu için tümüne yazılı olarak başvurdum. Çünkü Erdoğan 30 Ağustos’a kadar istifa etmedi, hem başbakanlık hem AKP Genel Başkanlığı hem de cumhurbaşkanlığı yaptı. 

- CHP kurumsal alarak tavır almadı mı?

Benim ısrarım üzerine Meclis çalıştı. Ama o toplantıda konuyu benim takip etmeme rağmen bana söz verilmedi. Genel Başkan kamuoyuna bu konuda hiçbir açıklama yapmadı. Gelelim, Haziran 2015 seçimlerine... AKP çoğunluğunu kaybetti. Hükümeti kurma görevi Kılıçdaroğlu’na değil, Davutoğlu’na verildi. Sonuç alır ya da alamaz ama o görev Kılıçdaroğlu’na verilmeliydi. Bu cumhurbaşkanını takdirine bağlı değil. Kemal Bey de talepte bulmadı. 45 gün istikşafi görüşme yapıldı. CHP’nin AKP ile koalisyon kurma arayışına girmesi kabul edilemezdi. Bu, kendi misyonunu inkar, AKP’ye hukuk ve demokrasi içinde hesap sormaktan vazgeçmesi anlamına gelirdi. 

- Kemal Bey Devlet Bahçeli’ye “Birlikte hükümet kuralım, Başbakan sen ol” çağrısı yapmıştı...

Bu siyasi ciddiyetsizliği gösterir. Önce hükümeti kurma görevini almalı. Çünkü kendisine görev verilmedi. Bunun yerine Türkiye’yi ekonomik ve siyasi anlamda müstemleke bir ülke haline getirme misyonunu üstlenen AKP ile koalisyon arayışına girerek AKP’ye meşruiyet verdi. 7 Haziran’dan sonra terör süreci başladı, Davutoğlu bunun vatandaşta AKP’ye yönelme eğilimi yarattığını söyledi ve AKP tekrar iktidar oldu. 

- 2016’da milletvekili dokunulmazlıklarının toplu olarak kaldırılma sürecini ve CHP’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Mayıs 2016’da biz parlamento dışındaydık. 24. dönemden 37 milletvekilinin imzasıyla açıklama yaptık. Teröre destek veren milletvekili varsa elbette Genel Kurul’a gelir, her milletvekili dosyasının içeriğine göre “evet” veya “hayır” der ama toplu soruşturma olmaz, dosyaların hepsi aynı torbaya konmaz. Bu gerçekte HDP’ye siyasi operasyondu. Kemal Bey’le telefonda görüştüğümde, sırada CHP milletvekillerinin olduğunu, demokrasinin hedef alındığını söyledim. Anayasaya aykırı olmasına rağmen terörle ilişkilendirildiği için “evet” diyeceklerini beyan etti. Eğer bir siyasetçi meramını anlatamıyorsa sorunu kendi yetersizliğinde aramalı. Kararlı ve güven verecek biçimde içini doldurarak anlatabilmeli.  

- Kemal Bey pişman olmadığını söylediğinde ne düşündünüz?

Hem Demirtaş’ın siyasi olarak yattığını söyleyeceksiniz hem de buna yol açmış olacaksınız. İnsanlık dışı bir tablo. Yıllarca memuriyet yaptığında söz eden Kemal Bey edilgen bürokrat olma kabının dışına çıkamamış, önünü iliklemekten başka bir şey yapmamış.  

- 2017’de mühürsüz oyların geçerli sayılması ile ilgili hem CHP hem de siz dava açtınız. İki dava arasındaki fark nedir?

Referandumdan dört gün sonra Kemal Bey ile görüştüm. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 numaralı protokolünün 3. maddesi kapsamında “Referandumun yarattığı ihlallerin tespiti için” dava açtıklarını söyledi. Ama biliyoruz ki AİHM referandumdan kaynaklanan ihlallere bakmıyor. YSK, referandum günü gelen şikayetler üzerine bir genelge yayımladı ve “mühür taşımayan zarf ve oy pusulalarının dışarıdan getirilerek kullanıldığı kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına” karar verdi. Bundan 10 dakika sonra CHP Hukuk ve Seçim İşleri bunu kabul eden yazıyı örgütlere gönderdi. Yani “Uzatmayın” dedi. Oysa YSK’nın bu işlevi “yok hükmünde”dir. Çünkü 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Yasası’nda 10 maddede mühürsüz oyların geçerli sayılamayacağı tek tek yazar. Anayasa 79’da da seçimlerin güvenlik içinde yönetilmesi için YSK’ya görev veriliyor. 

- Sizin açtığınız dava bu hükme mi dayanıyordu?

Kemal Bey’den “Mühürsüz oyların sayılması yok hükmündedir, ben önce iç hukuku işleteceğim” diyerek yetki istedim. Ertesi gün CHP bana yetki verdi. Danıştay reddetti, temyize gittik, tebligatları bizzat takip ettim, 10 ayda bitecek süreci 45 günde bitirdim. Adalet Yürüyüşü’nün üçüncü gününde Kemal Bey ile görüştüm, anlattım, AİHM’ye başvuruya gitmek için yalnızca uçak bileti istediğimi söyledim, alındı. Bir gün sonra Bülent Tezcan aradı ve vekaletimin alındığını söyledi. Kemal Bey’i aradım ama geri dönüş yapmadı. 

‘AİHM’DE ENGELLENDİM’

- Vekaletiniz neden tam da AİHM’e gidecekken alındı?

Onlar benim aylarca süren iç hukuk işlemlerini 45 günde bitireceğime ihtimal vermediler. Bu iş ciddiyet kazanınca rahatsız oldular ve engellediler. Bana vekalet verdikleri gün Sami Selçuk’tan da hukuksal görüş istemişler ve ikimizin birbirimizden haberi yok. Sayın Selçuk da benden daha güçlü biçimde uluslararası örneklerle bilimsel görüş hazırlamış. Ben bunu sosyal medyada bir teşekkür görüp araştırınca öğrendim. Raporu bir müddet gizlediler. Bu bir suçüstü belgesidir. Ben bunu da 1.5 ay sonra AİHM’ye ulaştırdım. 

- Genel Merkez madem üzerini örtecekti, neden Sami Selçuk’tan bir çalışma yapmasını istedi?

Sayın Selçuk’un “Böyle bir dava açılamaz” diyeceğini düşündüler. Böylece benim iddialarım dayanaksız kalacaktı. Kendi sorumluluklarını bertaraf etmeye yönelik bir girişimdi. Ben Strazburg’da AİHM’in eski başkanı ile görüştüm, her sayfanın sonunda “mükemmel” dedi ama son sayfada rengi değişti, çünkü sonunda sadece Atilla Kart yazıyordu. “Benim de bireysel başvuru hakkım var” dedim ama bunun zayıf bir gerekçe olduğunu biliyordum. Nitekim benim davam “taraf ve dava ehliyeti yoksunluğu”ndan kabul edilmedi. 

- Yani siz azledilmeyip CHP adına gitmiş olsaydınız sonuç farklı mı olurdu?

Benim ayaklarım yere basar, “Yüzde 100 davayı kazanırım” demedim ama sonuç alma ihtimalim yüksekti. CHP’nin AİHM’e açtığı dava 4 ay, benim vekaletten azledildiğim için kendi adıma açmak zorunda kaldığım dava ise sekiz ay sonra sonuçlandı. 

‘SUÇUN GÖBEĞİNDE’

- Genel Merkez neden AİHM’in bakmadığı referandum üzerinden dava açtı?

Sonuç alma ihtimalinin çok zayıf olduğunu bile bile açtılar. “Nasılsa 2018’de yüzde 60’la iktidar olacağız, bu yetkileri kullanarak parlamenter sistemi inşa edeceğiz” dendi. Bu, hayal dünyası, ufuksuzluk. Kemal Bey, 2.5 milyon oyun çalınarak referandumun geçmesine iştirak etti, hem de asli iştirak. Yani suçun göbeğinde, odağında. 2 ay sonra çıkıp Adalet Yürüyüşü yaptı. Haydi oradan. O yürüyüşte hükümet güvenlik önlemleri aldı, yürüyüşe izin verdi. Bu, Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na “Türkiye’nin rejiminin değişmesinin, benim tek adam olmamın yolunu açtığın için sana minnettarım ve bu minnet borcumu da yürümene izin vererek ödüyorum” teşekkürüydü.   

‘BİR KURGU DEVREDE’

- Hem geçmiş süreç hem de bugünkü mutlak butlan kararı ve ardından yaşananları göz önüne aldığınızda  nedir söz ettiğiniz “görev”?

Aslında 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu’ndan itibaren Türkiye’de anayasal darbeler süreci başladı. Görünürde muhalefet vardı ama gerçekte gölge boksu yapıldı. Benim için taşların yerine tam oturması Mayıs 2016 dokunulmazlıkların kaldırılması ve 2017 referandumu oldu. Tüm bu süreç Kemal Bey’in en baştan “görevli” olduğunu gösteriyor. Cumhuriyet ve demokrasinin tasfiye edilmesinin önündeki en büyük engel CHP’nin kurumsal kimliği. İktidara yürüyen CHP’de bir karışıklık yaratılması gerekti. Bu nedenle Bir kurgu devreye girdi ve Kemal Bey atanmış genel başkan olarak geldi. Olağanüstü kurultay yapmasının önünde engel yok ama Kemal Bey’in CHP’de bir çatışma ortamı yaratma misyonu var. Kurultay yapma iradesi yok çünkü iradesi teslim alındı. AKP’nin çizdiği takvim neyse Kemal Bey onu uygulamakla yükümlü. CHP’nin etkisizleştirilmesi kurgusu üzerinden cumhuriyet ve demokrasinin tasfiyesinin son aşamasına geldik. Sonuçta vatandaşın seçme ve seçilme hakkı elinden alınıyor. Erdoğan kiminle yarışacağına kendi karar veriyor. Seçme ve seçilme hakkı yok edilirse demokrasi adına geriye bir şey kalmaz. 

‘TÜRKİYE MEŞRU DİRENME ORTAMINA GİRDİ’

- “Son aşama” dediniz, bir dahaki adım ne olur?

Türkiye meşru direnme ortamına girdi. Meşru direnme şiddete başvurmadan, zulme karşı direnme ve hak arayışıdır. İktidar burada provokasyonları önlemeden sorumludur ama benim endişelerim var. Kemal Bey Özgür Bey’in yaptığı  mitingleri “kışkırtma” olarak tanımlayarak iktidara jurnalledi. Böylece iktidarın dokunulmazlıkların kaldırılması girişimine destek vereceğini de söylemiş oldu. Bu mitingler üzerinden yeni bir OHAL dönemi Türkiye’yi bekliyor. 

- Nasıl bir OHAL dönemi bekliyor Türkiye’yi? 

15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminden sonra 45 gün süreceği söylenen OHAL, üç yıla yakın sürdü. Yeni bir OHAL dönemi anayasal güvencelerin, temel hak ve özgürlüklerin askıya alınması, yeni bir fiili anlamdaki faşizan sürecin anayasal hale gelmesi demektir. Kemal Bey mitinglerle ilgili “kışkırtma” diyerek ihbarda bulunuyor, hükümetin OHAL ilanına destek vereceğini ifade ederek AKP’nin önünü açıyor. 

- Özgür Özel ve yönetimi böyle bir ortamda ne yapmalı? 

Sayın Özel, Erdoğan’ın 19 Mart 2025’te demokrasi treninden indiğini söyledi. Ancak bu yanlış, zira Erdoğan hiçbir zaman demokrasi trenine binmedi. Lideri halk yaratır. Özgür Bey demokrasi kahramanı olma sürecini başlattı. Artık yükü daha ağır. Yönetimde Kemal Bey dönemindeki oligarşik yapıya mahkum olmamalı. Bunu kendisine de yazdım. Çünkü o zaman değişim iddiasında soru işareti oluyor. Arkadaşlarına yakınlığı olabilir, insanidir ama bu yaklaşım devlet ve parti yönetimi dışında tutulmalı. 

‘SİYASET KURUMSALLAŞMADIĞI İÇİN LİDERİN VİZYONU ÖNEMLİ’

- Yeni parti kurmak veya başka bir partiye geçme noktasındaki düşünceniz nedir, karşılık bulur mu? 

Kurultay yapılmazsa iktidar 26 Temmuz’dan itibaren CHP’nin kapatılmasını Demokles’in kılıcı gibi elinde tutacak ve CHP’nin başında sallayacak. Çok kritik bir tablo. Bence Özgür Bey doğru yapıyor. Bir yandan CHP’de kalma mücadelesi verirken diğer yandan başka parti seçeneklerini de masada tutuyor. Çaresiz olmamak, ortada kalmamak adına yapılması gereken de bu. 

Türkiye’de siyasetin görgüsü, kültürü, kurumsallaşması gerçekleşemedi. Türkiye’de demokrasinin gelişmesi liderlerin kapasitesi ve vizyonuna göre şekilleniyor. Özgür Bey de toplumun ona verdiği lider olma görevini üstlenerek, o sorumlulukla, arkadaş grubuna mahkum olmadan yeni bir kurumsal yapı inşa etmeli. CHP’nin misyonunu üstelenen ama bunu da genişleten bir yapı oluşmalı. 

PORTRE

1954'te Konya Yeniceoba'da doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Serbest avukat olarak çalıştı. Konya merkezli sosyal çalışmalar ve dernek yapılanmaları içinde görev üstlendi. Baro yönetiminde görev yaptı. 22 ve 23. dönemde CHP Konya Milletvekili seçilen Kart, parlamenter sistem terk edilerek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin halka sorulduğu 16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandumunu Anayasa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.