İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik 414 sanıklı davanın duruşmasına, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 1 No'lu salonda devam edildi.
9 Mart'ta başlayan davada İmamoğlu dahil 6 kişinin savunması henüz alınmadı. Son olarak dün İBB Emlak Daire Başkanı Kağan Sürmegöz savunmasını tamamlarken bugün ise İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün savunma yaptı.
CUMHURİYET TV SİLİVRİ'DE
Cumhuriyet TV, Silivri'de yaşananları özel konukları ve muhabirleri ile aktardı.
İzlemek için tıklayın.
İşte duruşmada anbean yaşananlar...
17.00 | DURUŞMA TAMAMLANDI
Sanıklar ve sanık avukatlarının da Akgün’e yönelttiği kısa soruların ardından İBB Davası’nda 57. duruşma günü tamamlandı.
Dava, Pazartesi günü Akgün’ün avukat savunmalarıyla devam edecek.
16.20 | ÇAPRAZ SORGU BAŞLADI
Akgün’ün savunmasının ardından mahkeme başkanı soru yöneltmedi. Duruşma savcısı ise Akgün’e silüet onaylarıyla ilgili çeşitli beyanları Akgün’e sordu.
Daha sonra söz alan Ekrem İmamoğlu da Akgün’e sorular yöneltti.
İmamoğlu, görev süreleri boyunca kendisine herhangi bir siyasi talimat zinciri ya da imar üzerinden baskı kurulup kurulmadığını Akgün’e sordu. Akgün ise tüm sorulara “Asla böyle bir şey olmamıştır” yanıtını verdi.
İmamoğlu, bürokrasiye ya da imar süreçlerine herhangi bir siyasal yönlendirme yapılıp yapılmadığını da gündeme getirerek bireysel menfaat içeren bir imar talimatın Akgün’e verilip verilmediğini sordu. Akgün bu soruya da, “Tek bir kere dahi böyle bir şey olmamıştır” cevabını verdi.
Öte yandan İmamoğlu, iddianamede isnat edilen suçlara yönelik ihalelerin çoğunun 2019-2024 arasında yani AKP’nin meclis encümen üstünlüğü olan dönemde olduğuna dikkat çekti. İmamoğlu, bu süreçte yapılan ihalelerin büyük kısmının AK Parti çoğunluğundaki encümen ve denetim mekanizmalarından da geçtiğini vurgularken Akgün ise encümen üyeleriyle bürokratların imza sorumluluğu açısından hiçbir fark olmadığını belirtti.
Son bölümde kentsel dönüşüm ve İstanbul’daki büyük projelere değinildi. Akgün, lüks konut projelerinin kentsel dönüşüm sorununa çözüm üretmediğini söylerken, İmamoğlu da İstanbul’daki belediyelerle ayrım yapılmadan çalışıldığını belirterek, “Bir gün bile hiçbir belediyeye farklı davranın talimatı vermedim. Aksine bizde olmayan belediyelere daha çok özen gösterilmesini önemsedik” dedi.
15.45 | "NEDEN BİR PARSELE DAHA FAZLA İMAR VERMEDİNİZ DİYE YARGILANIYORUM"
Akgün, suçlandığı eylemlerin ardından son olarak hakkındaki “örgüt üyeliği” iddiasına yönelik konuştu. İddianamede bu konudaki tek delilin, varlığı öne sürülen örgütün gizli toplantılarını yaptığı iddia edilen Beşiktaş’taki Le Meridien adlı otel ve çevresinde baz kaydı vermesi olduğu belirten Akgün, şöyle devam etti:
“Ekrem İmamoğlu benim en üst amirim. Görüşmemizden doğal bir şey olamaz ama merak edip baktırdım. İlk kayıt Anadolu yakasındaki bir toplantıdan çıkıp Saraçhane’ye giderken kullandığım yol üzerinden verilmiş. Diğer ise o dönem yaşadığım ve otele 500 metre olan lojmandan. Gizli toplantılarla işimiz yok, bunların bir önemi de yok ancak yine de bu bilgiyi sunmak istedim.”
Bununla birlikte kişisel menfaat sağlama iddialarının da gerçeği yansıtmadığını belirten Akgün, dikkat çeken şu ifadeleri kullandı:
“İstanbul gibi bir şehirde, rantın merkezinde yer alan bir makamda; imar, planlama, ulaşım, emlak ve kentsel dönüşümden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevimi temiz bir şekilde yaptım. Malvarlığım ortada. Evlerimiz arandı, banka hesaplarımız ve mülkiyet kayıtlarımız incelendi. Üzerime kayıtlı yalnızca bir aracım bulunuyor, bunun dışında hesabını veremeyeceğim tek bir kuruş, açıklayamayacağım herhangi bir mal varlığı ya da sebepsiz bir zenginleşme söz konusu değildir.
Rantın en yoğun olduğu makamlarda görev yapmış biri olarak soruyorum: Eğer aklımın bir köşesinde çıkar sağlama düşüncesi olsaydı, bugün böyle bir malvarlığıyla karşınızda bu kadar rahat konuşabilir miydim? Benim peşinden gittiğim tek çıkar, bir kamu görevlisi olarak halkın tamamının çıkarıdır. Bu, yıllarca zor koşullarda yaşamış mahalle sakinlerinin, bölgeleri değer kazanınca yerlerinden edilmek istenen insanların çıkarıdır. Anadolu’dan İstanbul’a eğitim için gelip barınma sorunu yaşayan gençlerin, yoksul mahallelerde ders çalışacak imkân dahi bulamayan çocukların çıkarıdır. Aynı zamanda yıllardır yoğun yapılaşma baskısıyla zarar gören İstanbul’un suyunun, ormanlarının ve toprağının korunmasıdır. Evet, ben bu çıkarların peşinden koştum ve koşmaya devam edeceğim.”
“BU TOPRAKLARA SEVGİM DE İNANCIM DA ÇOK BÜYÜK”
Savunmasının son kısmında, İstanbul’un imara açılan askeri alanlarına sosyal konutlar yapıldığını belirten Akgün, farklı ilçelerden çeşitli örnekleri duruşma salonunda göstererek bu duruma da tepki gösterdi.
“Günün sonunda burada bir eylemde, yapılan bölge planı içerisinde neden bir parsele daha fazla imar hakkı vermediniz diye tutukluyum, yargılanıyorum. Gerçekten 20 yıl sonunda böyle bir durumla karşılaşacağım aklımın ucundan bile geçmezdi” diyen Akgün, savunmasını şu sözlerle tamamladı:
“Benim bu topraklara olan sevgim de inancım da çok büyük. Memleketin gelecek güzel günlerine dair insanların barış ve refah içerisinde yaşadığı, daha adil, demokratik, özgür ve tam bağımsız bir Türkiye’ye dair hayaller kurmaya devam ediyorum. Hayallerimi satmayacağım.
Ben bu memlekette her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi eşimle, ailemle, dostlarımla özgürce, kimseye boyun eğmeden, onurlu bir şekilde yaşamak istiyorum. Bu memleket için çalışmaya devam etmek istiyorum. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hiçbir ayrıcalık beklemeden hakkımın, hukukumun korunmasını istiyorum. Ve onca zaman geçmesine rağmen bıkmadan, usanmadan tek bir şey istiyorum: Adalet istiyorum.”
14.20 I “HAKLILIĞIMIZI İSPATLAMAK İÇİN DAHA NE YAPMAMIZ GEREKİYOR?”
Verilen aranın ardından Akgün, savunmasına kaldığı yerden devam etti.
İddianamenin, mevcut görevi ve encümen üyesi dönemine dair hakkındaki "ihaleye fesat karıştırma" suçlamasını 2 temel iddia üzerine dayandırdığını belirten Akgün, bunlardan birincisinin “ihale şartnamesinde rekabeti engelleyici hükümlerin bulunması”, diğerinin ise “tahmin edilen yani muhammen bedelin hatalı belirlendiği” olduğunu söyledi.
İlk iddiaya ilişkin Akgün, Devlet İhale Kanunu ve ilgili mevzuatlardan son derece detaylı örnekler vererek, “Ne iddianamede ne de onun referans aldığı sözde bilirkişi raporunda buna yönelik bir somut eylem zaten yok. Bütün iddia, şartname başka türlü yazılabilirdi üzerine kurulmuş. Sonuç bölümünde ise iddia makamı kendisi de bildiği için, sayfalar boyu anlattığından bambaşka bir şekilde kurgu yaparak suç isnadında bulunmuş” dedi. Akgün, gizli kalması gereken ihale belgelerinin başkalarına sızdırıldığına yönelik iddialar için ise iddianamede bu yönde tek bir kanıta yer verilmediğini belirtti.
Akgün, muhammen bedelin düşük olacak şekilde hatalı tespit edildiğine yönelik iddialar için ise İçişleri Bakanlığı’nın bu konuda daha önce soruşturma izni verdiğini ancak müfettişlerin detaylı incelemesi sonucu Danıştay 1.Dairesi’nin böyle bir tespit yapılamadığına yönelik 2022 tarihli kararı olduğunu hatırlattı:
“Bilirkişi raporunu hazırlayanlar bir kamu yönetimi esasından da yoksundur. Burası belediyedir, halkın evidir. Biz şirket yönetmiyoruz. Evet her işlemi mevzuata uygun gerçekleştiririz ama tek gayemiz karı maksimize etmek değildir. Biz burada Yüksek Yargı tarafından bütün dayanakları ile doğru yapıldığı tescillenmiş işlemler yüzünden ceza soruşturmasına ve yargılamasına tabi tutuluyor ve 1 yılı aşkındır özgürlüğümüzden yoksun bırakılıyoruz. Bizim haklılığımızı ispat etmemiz için daha ne yapmamız gerekiyor?”
“İDDİANAME ÇÖKMEK ZORUNDADIR”
Akgün, daha sonra Kültür AŞ Yönetim Kurulu Başkanı olduğu döneme ilişkin “kamu zararına dolandırıcılık” ve “ihaleye fesat karıştırma” suçlamalarına da yanıt verirken iddianamenin belediye şirketlerinin hukuki yapısını yanlış yorumladığını savunarak “İddianamedeki temel kurgu hukuken hatalı” dedi.
Akgün, Kültür AŞ’nin İBB’den aldığı kiralama ihalelerinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na uygun şekilde yapıldığını ancak şirketin daha sonra üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin “alt ihale” olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Savunmasında, “Ortada bir alt ihale yoktur. Dolayısıyla ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşması da mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
İddianamede işlemlerin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3/g maddesi kapsamında “davet usulüyle yapılan alt kiralama ihaleleri” olarak tanımlandığını belirten Akgün, bu yaklaşımın hukuken yanlış olduğunu savunurken “4734 sayılı Kanun’un 3/g maddesi mal ve hizmet alımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Taşınmaz kiralama işlemlerine bu maddeyle dayanak oluşturulamaz. Bu nedenle iddianamenin temel dayanağı hatalıdır. Bu temel kurguya oturan iddianame çökmek zorundadır” diye konuştu.
Sayıştay denetimlerinde de bu işlemlerle ilgili herhangi bir bulguya rastlanmadığını belirten Akgün, suçlamaların hukuki değil, yanlış bir değerlendirmeye dayandığını ileri sürdü.
12.55 | İLK ARA VERİLDİ
Akgün, suçlandığı eylemlere ilişkin savunmasını sürdürürken mahkeme başkanı, ara verme kararı aldı.
İmamoğlu, diğer tutukluların ardından salondan ayrılırken duruşmaya gelen şehir plancılara ve yayıncılara teşekkür ederek, “Görüyorsunuz, İstanbul’un muhafızları, kahramanları burada mücadeleye devam ediyor. Mücadelenin adı namusluların namussuzlara karşı bin kat daha cesur olma mücadelesi” diyerek salondan ayrıldı.
12.00 | EYLEMLERE KARŞI BELGELİ SAVUNMA
“Ne mutlu bana ki bir şehir plancısı olarak, bir kamu görevlisi olarak bu kadim şehre hizmet ediyorum. Onun bin yıllara varan tarihinde benim de ufak bir emeğim bulunsun diye taş üstüne taş koymaya çalışıyorum. İçerisinde bulunduğum hiçbir planlama çalışmasında kendime mal, mülk, parsel, arazi, servet edinme derdine düşmedim. Yalnızca kamu yararını, yalnızca halkın, doğanın hakkını hukukunu korumayı gözettim” diyen Akgün, daha sonra suçlandığı eylemlere ilişkin savunmasına başladı.
İddianamedeki 25.eylem kapsamında, Etiler ve Kemerburgaz’daki iki projeyle ilgili şikayetçi beyanlarına karşı savunma yapan Akgün; hakkında kanunda yer almayan belgelerin keyfi olarak istenmesi, işlem yapılmadan dosyalarının 10 ay süre bekletilmesi ve kreş inşaat malzemeleri için para ödemek zorunda kaldıktan sonra silüet raporunun onaylanması gibi iddialar olduğunu belirtti.
Akgün, Etiler’deki projenin toplam inşaat alanının yaklaşık 99 bin m2 olup, ilgili yönetmelikte belirtilen 60 bin m2'den fazla olduğundan "silüet onayı" alınması gereken yapılar içerisinde kaldığını ve ilk iddianın gerçeği taşımadığını söyledi. Beşiktaş Belediyesi’nin onay talebini 2022 yılının Ağustos ayının sonunda kendilerine bildirdiğini belirten Akgün, süreç içindeki tüm resmi tarihleri aktararak nihai kararın Kasım ayında verildiğini, yani iddia edilen bekleme süresinin gerçeği yansıtmadığını belirtti.
Projeyi yapan tarafa, kanuni düzenlemeler neticesinde belirttikleri değişikliklerin yapılmasından bir buçuk ay sonra silüet onayının verildiğini belirten Akgün, “Şikayetçi olan kişiler savcılığa başka bir şirketle yaptıkları havale işlemini dekont olarak sunup para ödedikten sonra onay alabildiklerini iddia etmişler ancak doğru değil. Görüldüğü gibi banka havale işlem tarihi aslında silüet onayından tam 19 gün sonraya ait. Dolayısıyla para ödedikten sonra onayın yapıldığı iddiası da belgelerle ortaya koyduğumuz üzere kesinlikle doğru değil. Ortada ne icbar ne de irtikap vardır. Sonuç olarak müştekinin bu konudaki 3 tane ana iddiası da çökmüştür” diye konuştu.
“ONU DİNLEMEYİN BENİ DİNLEYİN DEMİYORUM, BELGE VE RESMİ EVRAKLARI ORTAYA KOYUYORUM”
Akgün ayrıca, AKP’ye yakınlığıyla bilinen Pasifik Holding’in Kemerburgaz’daki "Next Level" isimli projelerine ilişkin bir silüet onayı hakkında kendisine yöneltilen şikayete karşı da savunma yaptı.
Holding tarafı, projede Eyüpsultan Belediyesinin silüet onayı olmadan ruhsat verdiğini ancak daha sonra Akgün’ün ısrarıyla silüet onayı sürecine girdiklerini, bunun için de ödeme yaptıklarını ve ardından onayın çıktığını iddia ederken Akgün ise asıl hukuka aykırılığın İBB’nin silüet süreci değil, Eyüpsultan Belediyesi’nin ruhsat işlemi olduğunu belirtti.
İki ayrı parseldeki projelerin de 60 bin metrekarenin üzerinde olduğunu, bu nedenle mevzuata göre silüet onayının gerekli olduğunu belirterek, “İlçe belediyesi bu onayı almadan ruhsat düzenleyerek hatalı işlem yapmış” dedi. Akgün ayrıca, yalnızca silüet onayı olmadan değil mahkemenin iptal kararı üzerine dayanak imar planı bulunmayan bir alanda da ruhsat düzenlendiğini belirtti.
Bölgenin geçmişte yeşil alan, orman alanı ve kontrollü gelişim bölgesi olarak planlandığını anlatan Akgün, daha sonra Bakanlık tarafından rezerv yapı alanı ilan edilerek büyük bir yapılaşmaya açıldığını da söyledi. İBB’nin bu planlara şehircilik ilkeleri ve kamu yararı gerekçesiyle itiraz ettiğini, açılan dava sonucunda planların iptal edildiğini ifade etti.
Silüet onayı sürecinin ise iddia edildiği gibi aylarca bekletilmediğini tarihleriyle aktarırkan sürecin yeni planların yapılmasının ardından başladığını, eksiklerin tamamlandığını, projenin Mimari Estetik Komisyonu’na gönderildiğini ve komisyonun Ekim 2023’te yani başvurudan yalnızca 1,5 ay sonra uygunluk kararı verdiğini aktardı.
Müştekilerin “ödeme yapıldıktan sonra silüet onayı çıktı” iddiasına da değinen Akgün, dosyadaki çek tarihlerini göstererek ödemenin onaydan 8 gün sonra yapıldığını ve dolayısıyla bu iddianın da gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Akgün ayrıca kendisine yöneltilen “silüet onayı karşılığında para istedi” suçlamasını da reddederken müşteki tarafıyla yalnızca bir kez kendi makamında görüştüğünü ve ilgili konuda yer alan tanık beyanının da bu görüşmeyi yalanladığını belirterek, “Bugüne kadar binlerce insanla görüştüm. Bunların arasında Türkiye'nin ismini bildiği iş insanları da var gecekonduda oturan vatandaş da var. Hakkımda bugüne kadar para, pul ile ilgili tek bir şikayeti bırakın dedikodu bile çıkmadı. Benden aracıyla randevu alıp gelmiş hayatımda ilk kez gördüğüm birinden, görür görmez para isteyeceğim. Öyle mi?” dedi.
Akgün, iddialara karşı belgelerle savunma yaptığını belirterek ilgili kısımda şöyle konuştu:
“Sayın başkan, bir ifade bu kadar yanlış olabilir mi? Bakın, size ‘Onun ifadesini değil benimkini dinleyin’ demiyorum. Ortaya somut bilgi, belge, resmi evrak koyuyorum. Tüm bu süreci fazla söz katmadan yalnızca evraklar üzerinden aktarıyorum. O yüzden de somut delillerin kendisi iddiaları zaten çökertiyor.”
11.10 | GÜRKAN AKGÜN SAVUNMASINA BAŞLADI
Tutuklular ve mahkeme heyetinin yerini almasının ardından, aynı zamanda tutuklu şehir plancılardan olan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün savunmasına başladı.
Akgün savunmasının giriş kısmına, “Bugün burada yalnızca kendimi savunmayacağım. Aynı zamanda kamunun ve kamu görevinin onurunu savunacağım. Şehir plancılığı mesleğinin haysiyetini, gecemizi gündüzümüze katarak başarmaya çalıştığımız demokratik ve halkçı belediyeciliği savunacağım. Ve her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için ekmek gibi, su gibi ihtiyaç olan adil yargılanma hakkını savunacağım” ifadeleriyle başladı.
Akgün, gözaltı sürecini ise şu ifadelerle anlattı:
“Görevini tertemiz, liyakatiyle yerine getirmiş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir memuru olarak, ömrümün son bir yılı aşkın zamanını insanlık onuruna aykırı bir şekilde 12 metrekarelik bir tecritte geçirdim. Savcılık sorgusunda bana yalnızca İBB'de ne görev yaptığım soruldu; sonrasında 1,5 yıldır tutukluyum. Tutukluluk incelemelerinde yüzüme bile bakılmadı. Ve bugün burada, en temel evrensel insani hakkım olan özgürlüğümden yoksun bırakıldığım sürecin sonunda tek bir dileğim bulunmaktadır: Hakikatin en berrak ve en apaçık hâliyle ortaya çıkması.”
Daha sonra ilk olarak özgeçmişini anlatan Akgün, daha sonra İBB’de 2019’dan bu yana yaptıkları çalışmalara değinirken, “Yoksulluk ve eşitsizlik, bu koca metropolün adeta karakteri haline dönüşmüştü. Biz de tam buradan başladık. Bu anlayışı kökten değiştirdik” diye konuştu.
“DEPREME HAZIRLAMASI GEREKENLER 15 AYDIR TUTUKLU”
“İBB’nin her kuruşunun gittiği yer bellidir, hesabı da verilir. Bizim meşguliyetimiz de, önceliğimiz de işte bunlardır. Peki bütün bunlar yeter mi? Elbette yetmez! Daha yapılacak çok iş var” diyen Akgün, beklenen Marmara deplemine dikkat çekerek, “Bir İstanbul, bir Marmara depreminin getireceği yıkım korkunçtur. Kaybedecek tek bir saniyemiz bile yoktur. Gerçek sorunumuz budur ama biz maalesef 15 aydır elimiz kolumuz bağlı tutukluyuz. İstanbul'u depreme hazırlaması gereken insanlar 15 aydır Silivri'de tutuklular” ifadelerini kullandı.
11.00 | "KÜTÜPHANEYE GELMİŞ GİBİ HİSSETTİM"
Tutuklular yine alkışlarla salona getirilirken İmamoğlu, destek için gelen yazarlara seslenerek, “Ne güzel, sanki kütüphaneye gelmiş gibi hissettim. Herkesin kitap okuması lazım. Kitap okumayandan ne bu millete ne bu devlete fayda olmaz. Dilekciğim, ben de sana sevgilerimi iletiyorum” diye konuştu.

ÇOK SAYIDA YAZAR KATILDI
Bu hafta yapılacak son duruşma günü için, aralarında gazetemiz yazarlarının da bulunduğu çok sayıda yazar ve yayınevi yönetmeni de Silivri'de:
- Kenan Kocatürk (Türkiye Yayıncılar Birliği YK Başkanı)
- Cem Erciyes (Doğan Kitap Genel Yayın Yönetmeni)
- Erkan Akpınar (İletişim Yayınları Yayın Yönrtmeni)
- Batu Bozkurt (Altın Kitaplar YK Başkanı)
- Mehmet Ali Uçar (Say Yayınları Kurucusu)
- Semih Sökmen (Metis Kitap Yayın Yönetmeni)
- Adnan Özyalçıner (Yazar/Türkiye Yazarlar Sendikası)
- Yalvaç Ural (Yazar)
- Yavuz Ekinci (Yazar)
- Tahir Şilkan (Yazar/Türkiye Yazarlar Sendikası)
- Mustafa Köz (Yazar/Türkiye Yazarlar Sendikası)
- Kamil Tekin Sürek (Yazar/Türkiye Yazarlar Sendikası)
- Sunay Akın (Şair, Yazar)
- Sinan Meydan (Tarihçi, Yazar)
- Gürsel Öğüt (Yazar)
- Zeynep Oral (Yazar)
- Vivet Uluç (Yazar)
- Mustafa Balbay (Gazeteci, Yazar)
- Orhan Alkaya (Şair, Yazar, Oyuncu)
- Müren Beykan (Günışığı Kitaplığı Yayın Yönetmeni)
- Müjgan Özçay (Günışığı Kitaplığı)
- Ozan Toker (Günışığı Kitaplığı)
- Halil İbrahim Özcan (Yazar, Pen Türkiye)
- Haluk Hepkon (Kırmızı Kedi)
