Doç. Dr. Sunata, Türkiye’de çift yönlü göç yaşandığına dikkat çekerek uyarıda bulundu

Türkiye’de Arap domine bir nüfus oluştuğuna işaret eden Doç. Dr. Sunata, diğer yandan da ülkedeki eğitimli, seküler kesimden ciddi bir göç çıkışı yaşandığına dikkat çekiyor. Sunata, “Bence acil bir Göç ve Uyum Bakanlığı Türkiye’de şart” diyor.

20 Eylül 2021 Pazartesi, 04:00
Doç. Dr. Sunata, Türkiye’de çift yönlü göç yaşandığına dikkat çekerek uyarıda bulundu
Abone Ol google-news

Suriye’nin ardından Afganistan’daki savaş ve kaos ortamıyla birlikte bir kez daha dünyanın gündemi göç olgusu... Bölgedeki göç akışının bildik rotası olan Türkiye’nin, bu ağır insani krizle nasıl başa çıkacağına ilişkin tartışmalar alevlenmiş durumda. Sosyo-ekonomik sorunlarla beraber göç ve göçmen konusu, Türkiye’de halihazırdaki kutuplaşmış atmosferin, siyasi kapışmaların da adeta acı bir maddesi... Bahçeşehir Üniversitesi Göç ve Kent Çalışmaları Merkezi’nin (BAUMUS) kurucu direktörü Doç. Dr. Ulaş Sunata, Türkiye’nin göç yönetimi konusunda daha iyi bir yapılanmaya ihtiyacı olduğuna işaret ediyor. Gelenlerle birlikte bir kültür çatışmasının ortaya çıktığını söyleyen Sunata, “Acil bir Göç ve Uyum Bakanlığı Türkiye’de şarttır. Eğer bu iyi yönetilemezse önümüzdeki süreç ciddi çatışmalara gebe olacaktır. Çünkü yabancı düşmanlığı giderek artıyor” diyor ve ekliyor: “Özellikle Arap domine bir nüfüs var Türkiye’de. Ülkenin en büyük azınlığı olma potansiyeline sahip bir azınlık.”

Doç. Dr. Ulaş Sunata

Göç ve göçmen denince Türkiye dahil pek çok toplumda kriz ve sorun kelimeleri art arda gelmeye başladı. Bir yandan insani trajedi yaşanırken diğer yandan da var olan sosyo-ekonomik sorunların artmasından kültürel-yaşam biçimi uyumsuzluğuna pek çok nedenle toplumlarda kaygılar oluştu. Yaşananlar ise yabancı düşmanlığı söylemini de körüklüyor... Siz içinde bulunulan tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Göçlerin çıktığı bölgelerde ciddi bir kriz var, yaşam krizi... İnsana yakışır bir yaşam koşulu yok, savaş ortamı. İnsanlar haliyle bu bölgeden ayrılmak istiyorlar. Bir taraftan bu aslında gayet anlaşılır bir şey, diğer taraftan baktığınızda ise komşu ülkelerin göç bağlamında bu tür durumlarda çok ciddi bir etkilenme içine girdiklerini görüyoruz. Çünkü ciddi bir popülasyon girdisi handikapı yaşıyorlar. Sınırdan bu kadar yoğun birilerinin girmesi bir problemdir, çünkü o kişileri tanımazsınız, kontrol edemezsiniz. Kontrolsüz geçiş de bir sıkıntıdır. Buna kriz diyebiliriz ama göçün kendisini kriz olarak adlandırmak yanlış. Özellikle biz göç araştırmacılarının hassas olduğu nokta o. Göç eşittir kriz gibi algılamamak lazım. Göç aslında hep daha iyi olsun diye yapılan bir harekettir, zorunlu göçte de gönüllü göçte de emek göçünde de... Ancak sınırların kontrolsüz ve geçirgen olması aslında güvenlik açısından ciddi bir tehlike çanı çalmasına sebep olur. Özellikli savaşın, terörün kuvvetle yaşandığı coğrafyalarda bu bir tarafıyla anlaşılır bir şey. Buradan gelecek kişilerin daha iyi bir yaşama doğru hareket mi ettiği, yoksa bir tehdit mi olduğu sorusu bir güvenlik sorunu. Bu bağlamda da insanların endişe etmesi haklıdır.

Suriye’deki savaşla birlikte Türkiye’nin göç yönetimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Birçok Suriyelinin artık Türkiye’de kalıcı olduğu ortada.

Göçü yönetmek konusunda biraz daha iyi hamleler yapılması gerekiyor. Biliyorsunuz ülkemizde göç yönetimi şu anda İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Bakanlık altında Göç İdaresi Genel Müdürlüğü var. Bu çerçeve içinde yürütülüyor işler. Bu çabalar azımsanmayacak kadar önemli elbette. Çünkü Türkiye dünyada en çok mülteci barındıran ülke oldu. Bu kadar kısa bir sürede, 2011’den 2014’ün sonuna 3.6 milyon kişiyi alıyor olmak inanılmaz bir şey, böyle bir tecrübe yok. O nedenle de birçok ülkeden akademisyen, siyasilerle konuştuğumuzda şaşkınlık içinde kalıyorlar. Burada bir parantez açmak lazım, evet çok kısa zamanda büyük göç aldı ve aynı tip prototiplerle, belli ülkelerden göç alıyor. Ama diğer yandan mesela Almanya, İngiltere de göç alan ülkeler. Hiç göç almıyor değiller. Bütün göçleri biz alıyoruz diye bir algıdayız şu aralar. Zaten yabancı düşmanlığını en çok tetikleyen şeylerden biri bu. Evet bu kadar kısa zamanda bu kadar çok yoğun göç almadıkları doğru. Ancak onlar göçü iyi yönettiler, yönetiyorlar. Çünkü uzun zamandır bununla ilgili çalışmalar yapıyorlar.

YÖNETİM SORUNU VAR

Türkiye ise geçmişten bu yana göç konusuna yakın olsa da yönetim birikimini iyi kullanmıyor. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2013’te kuruldu. 2011 yılında Suriye krizi patladığında daha bu genel müdürlük yoktu. İşe AFAD el attı. AFAD depremlerde, afet durumlarında yardıma koşan bir kurum. Bir çeşit el yordamıyla, geçici olacaklar, geri dönecekler, misafir olacaklar dedi, bir şekilde idare etti. Toplum, geri dönmeyeceklerine hazır değildi. O vakitler akademisyenler olarak dönmeyecekleri yönünde çok açıklama yaptık. 10 yıl geçti, hâlâ dönecekler mi, geri gönderelim mi gibi tartışmalar yaşanıyor. Bu konuda son dönemde muhalefet partilerinden sığınma hakkı ve tabi uluslarası hukuka aykırı açıklamalar geldiğini görüyoruz. Bu durum ortamı daha sıkıntılı hale sokuyor.

Uyum politikalarından istihdama, eğitime bir dizi konuda Türkiye’nin yol haritası yeterli mi? Mesala Almanya’da Göç ve Uyum Bakanlığı var... Türkiye’de de bu yönde adımlar atılmalı mı sizce?

Göç çok karmaşık, sosyal bir olgu. Öyle geldiler ama geri göndereceğiz deyip, yükselen duvarlarla işin çözülmediğini, çözülmeyeceğinin herkesin farkına varması lazım. Nasıl deprem için önceden önlem almak gerekiyorsa göç içinde çalışmalar yapılmalı, haritalar çıkarılmalıdır. Türkiye’de şu anda böyle bir çalışma yok. Artı geldiler, Türkiye’deki yabancı, göçmen derken şu anda beş milyonluk bir nüfustan bahsediyoruz. Göçmenlerle ilgili nasıl bir politika uygulayacaksınız, strateji izleyeceksiniz... Bunların tartışıldığı bir zemin olması lazım. Belli anlamlarda oluyor ama maalesef bütünlüklü değil. Bunun daha üst bakanlık düzeyine çekilip çözülebileceğine inananlardanım. Bence acil bir Göç ve Uyum Bakanlığı Türkiye’de şarttır.

BELKİ DE YAŞANAN BİLİNÇLİ BİR DEĞİŞİM

Türkiye’de Ortadoğu coğrafyası merkezli göçmen profilinin yaygınlaşmasıyla kimi çevrelerde ülkenin kültürel, nüfus/toplumsal yapısındaki dengelerin bozulacağı, güvenliğine yönelik tehdit oluşturduğu görüşleri yaygınlaşıyor. Sizce gerçekten bir tehdit var mı?

Göç, kültürel koruma refleksini de ortaya çıkarır. Mesela aynı tartışma Almanya’da oldu. Özellikle Türkiye’den işçi göçünden sonra, onlar geldi bizim kültür elden gidiyor, bizim çocuklarımızın geleceği burada nasıl olacak, birlikte nasıl yaşanacak diye orada da tartışıldı. İngiltere’ye bakın, bazı mahallelere girdiğinizde oranın İngiltere olduğuna inanamıyorsunuz. Ancak Türkiye’deki durum da bir yandan kritik. Artık Türkiye’ye gelen göçmen, hatta turist bile aslında belli bir profilden geliyor. Eskiden baktığınızda çok daha çeşitlilik hâkimken şu an ise profil tek tip, domine bir halde. 

Bu da şu an toplumda domine olan kültüre bir tehdit oluşturmaya başlıyor. Buradaki daha önce domine olabilecek kesim ise buradan kaçıyor, Gerçekten başka bir profil ortaya çıkıyor. Bunu görmemek imkânsız. 

Bunu gerçekten İstanbul’da sokağa çıktığınızda her gün yaşamaya başlıyorsunuz. Yani dönen başka bir şey var. Ben diyorum ki göç yönetiminde ciddi bir boşluk var gibi gözüküyor ama belki de daha yukarıdan farklı bir yerde, aslında göçün nasıl yönetileceği söylenmeden altında daha büyük bir nüfus politikası olan bir göç yönetimi işliyor olabilir. O anlamda baktığımda bunun da tehlikeli bir şey olduğunu düşünüyorum. Bunu bu durumda böyle çokkültürlülük, herkes gelsin ne kadar güzel şeklinde diye tek elde değerlendirmemek gerek. Çünkü burada farklı bir handikap var. Dünyada en çok yerinden edilip hareket eden nüfus genelde Ortadoğu, İslam ülkelerinden. Savaş da etnik çatışma da buralardan. Buralardan çıkan nüfus da gittikleri yerler için kimilerince tehdit oluşturuyor, daha çok doğuruyorlar, kültürleriyle etkin hale geliyorlar. 

AKIN AKIN KAÇIYORLAR...

Gelen gibi Türkiye’den ayrılanlar da var. Gençler umutsuz, yarını öngörememe kaygısı artıyor. Çok sayıda eğitimli insan belki de buradakinden daha ağır koşullarla karşı karşıya kalacağı Batı ülkelerine gitmeyi hedefliyor... Onlar giderken ise ekonomiden eğitime, cinsiyet eşitliğine uzanan pek çok konuda daha zorlu, farklı bakışların hâkim olduğu coğrafyalardan gelenler var. Bu geliş ve gidiş dengesini nasıl yorumluyorsunuz...

Evet, yeni bir göç akını var. İnsanlar neden gitmek istiyor?.. Durum artık farklı. Özellikle okumuş kesime yönelik ciddi bir göç çıkışı var Türkiye’den. Daha eğitimli, daha seküler bir grubun, bunun içinde kadınların da daha fazla olduğunu görüyoruz, gitmek istiyorlar. Bu önemli. Bu grubun gitmesi, Türkiye için büyük bir kayıptır. Daha önceki gidişlerde bu refleks yoktu. Bu kadar keskin değildi. Bu açıdan bu gidişi önemsemek gerekiyor. O zaman bu bir kaçış değildi. Ama şimdi yaşanan, Türkiye’den bir kaçıştır. 2010 itibarıyla olduğunu söyleyebilirim. Bu bize tehlike çanı çalıyor. Mesela kriz var mı dediğinizde bence Afgan krizinden önce bu kriz var. Buna nasıl çözüm üretmemiz gerekiyor?.. Daha önce buna çözüm üretmeye çalışan bir göç yönetimi vardı. Giden beyinleri yeniden çekme üzerine. Ama şu an bu da yok. Bence şu anda bir girdap içindeyiz göç bağlamında. Hem siyasetçilerin hem akademisyenlerin hem medyanın çok daha dikkatle bu konuya eğilmeleri ve çalışmaları gereken bir dönemde olduklarını düşünüyorum.

SURİYELİLER ÜLKENİN YENİ AZINLIĞI

Diğer grup ne yapıyor, daha az çocuk yapıyor ya da yapmamayı tercih ediyor. Kültür çatışması ortaya çıkıyor. Bu süreç eğer iyi yönetilemezse, halkla açık bir şekilde paylaşılmazsa önümüzdeki dönem ciddi çatışmalara gebe olacaktır. Çünkü yabancı düşmanlığı giderek artıyor. Özellikle Arap domine bir nüfus var Türkiye’de. Önümüzdeki süreçte, Türkiye’nin en büyük azınlığı olma potansiyeline sahip bir azınlıktır bu. Afganistan konusu biraz karışık, nasıl yönetileceğini şu an tam tahmin edemediğimiz için. Türkiye’de Suriye nüfusu büyük bir nüfustur. Suriyeliler Türkiye’nin yeni azınlığıdır. Bu grubu iyi bir şekilde entegre edemezsek, toplumla iyi bağ kurulamazsa önümüzdeki süreçte ciddi etnik çatışmalar görülecektir ülkemizde. Bu, onu gösteriyor. En son Altındağ olayı buna örnekti. Bunun dışında da örnekler oldu. Bir şekilde ufaktan çözümler geliştirildi. Bu gerginlik toplumda mevcut şu anda. O anlamda siyasetçiler kilit roldeler. Çünkü yaptıkları bir hamle, toplumların hassas dengesini bozuyor.