Eğitim emekçileri ‘insanca yaşam’ için iş bırakıyor

Eğitim emekçileri ‘insanca yaşam’ için iş bırakıyor

14.01.2026 04:00:00
Güncellenme:
Eğitim emekçileri ‘insanca yaşam’ için iş bırakıyor

Eğitim Sen üyeleri; ‘insanca yaşam ücreti’, ‘vergide adalet’, ‘angarya işlerin ve idari baskıların son bulması’ ve ‘eğitimde tasarruf değil bütçe’ talepleriyle bugün iş bırakıyor.

Kamu emekçileri; toplu sözleşme, bütçe ve son olarak da maaş artışlarından istediğini alamadı. Bunun üzerine Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) taleplerini ve sesini duyurmak için bugün 1 günlük iş bırakma kararı aldı. KESK’e bağlı Eğitim Sen de, eğitim emekçilerinin yaşadığı sorunları duyurmak ve çözüm önerilerini anlatmak için bugün iş bırakacak. İş bırakma öncesi eğitim emekçilerinin taleplerine ilişkin gazetemiz Cumhuriyet’e konuşan Eğitim Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez Eğitim emekçilerinin maaşlarının yıllardır enflasyon karşısında eridiğini ve satın alma gücünün hızla düştüğünü belirterek, “Maaşlar daha cebe girmeden; kira, fatura, gıda ve ulaşım giderlerine gitmekte; yoksulluk kalıcı hale getirilmektedir. Bu durum tesadüfi değil, bilinçli bir yoksullaştırma politikasının sonucudur. Talebimiz nettir: Tüm eğitim ve bilim emekçilerinin maaşları yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı, insanca yaşamaya yetecek bir temel ücret güvence altına alınmalıdır” dedi.

‘ALIN TERİMİZ VERGİYLE ALINIYOR’

Gelir vergisi dilimleri nedeniyle eğitim emekçilerinin maaşlarının yılın ortasında fiilen düştüğünü ve alın terlerinin vergi yoluyla geri alındığını ifade eden Gülez, “Dolaylı vergilerle birlikte emekçiler çifte yük altına sokulurken, sermaye kesimleri korunmakta, ülkenin kaynakları teşvik ve vergi indirimi adı altında sermayeye aktarılmaktadır. Kamu emekçileri için gelir vergisi yüzde 10’da sabitlenmeli, vergi adaletsizliğine son verilmelidir” diye konuştu. Toplu sözleşme sürecine ilişkin ise Gülez, “Yıllardır bir ortaoyununa dönen toplu sözleşme süreçleri Hakem Kurulu dayatmasıyla sonuçlanmakta, kamu emekçilerinin iradesi yok sayılmaktadır. Grev hakkının olmadığı bir toplu sözleşme, bir pazarlık değil dayatmadır.Grevli, gerçek ve özgür bir toplu sözleşme hakkı tanınmalı; kamu emekçilerinin iradesi masaya yansımalıdır” dedi. Kamu emekçilerine TÜİK tarafından doğru açıklanmayan rakamlara göre enflasyon farkı ödendiğine dikkat çeken Gülez,  “Yaşanan fiyat artışlarına rağmen enflasyon farkı aylar sonra ve eksik biçimde maaşlarımıza  yansıtılıyor. Dolayısıyla emekçiler ekonomik olarak sürekli kayıplarla ve geriden gelmektedir. Ancak yaşanan bu kayıpların telafisi daha fazla ertelenemez. Bunun için öncelikli olarak enflasyon rakamları doğru hesaplanmalı ve açıklanmalıdır. Enflasyon farkı aylık olarak maaşlara yansıtılmalı, yaşanan kayıplar anında telafi edilmelidir” ifadelerini kullandı.

 ‘ÇALIŞIRKEN YOKSULLUK, EMEKLİLİKTE SEFALET’

Angarya işlere maruz kaldıklarını belirten Gülez, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında getirilen Öğrenci Gelişim Raporu ve benzeri uygulamalar, öğretmenleri asli görevlerinden koparmakta; karşılıksız, ücretsiz ve niteliksiz emek dayatılmaktadır. Eğitim emekçileri veri girişi memuru değildir. Bu ve benzeri tüm angarya uygulamalar iptal edilmeli, eğitim emekçilerinin mesleki özerkliği korunmalıdır” değerlendirmesinde bulundu. Ek ders ücretlerinin yetersiz olduğunu; yan ve ek ödemelerin ise emekliliğe yansımadığını söyleyen Gülez, “Bu durum emekçileri çalışırken yoksulluğa, emeklilikte ise sefalete mahkûm etmektedir. Talebimiz ek ders, seyyanen zam, tazminat ve tüm yan ödemelerin taban aylığa ve emekliliğe yansıtılmasıdır” dedi. Tüm eğitim ve bilim emekçileri için kadrolu istihdam istediklerini vurgulayan Gülez, “Ücretli, sözleşmeli ve geçici istihdam biçimleri eğitim sistemini parçalamakta, emekçileri güvencesizliğe mahkûm etmektedir. Aynı işi yapanlar arasında derin eşitsizlikler yaratılmaktadır” diye konuştu.

‘İTAATKÂR BİR ÇALIŞAN PROFİLİ YARATILMAK İSTENİYOR’

Emeklilik haklarının gasp edildiğini söyleyen Gülez, “Emeklilik, bir dinlenme dönemi olmaktan çıkarılıp yoksulluk sürecine dönüştürülmüştür. Emekli aylıkları insanca yaşam düzeyine çıkarılmalıdır” dedi. Performans sistemi, idari baskılar, soruşturmalar ve sürgünlerin eğitim ortamını zehirlediğini ifade eden Gülez, “İtaatkâr bir çalışan profili yaratılmak istenmektedir. Baskı ve denetim politikalarına son verilmeli, sendikal örgütlenme ve sendikal faaliyetler üzerindeki tüm engeller kaldırılmalıdır” yorumunu yaptı. Eğitimin piyasalaştırıldığını, kamusal niteliğinin zayıflatıldığını ve tasarruf politikalarının bedelinin emekçilere ve öğrencilere ödetildiğini vurgulayan Gülez, “Eğitim Sen olarak talebimiz kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim anlayışı esas alınmalı; eğitim anayasal bir hak ve kamusal bir hizmet olarak düzenlenmelidir. Eğitime tasarruf değil, insan onuruna yaraşır bir bütçe ayrılmalıdır” dedi.