A. Cemal tarafından yayımlanmakta olan haftalık “Yeni Mecmua”nın 5 İkincikanun (Ocak) 1940 sayısının orta sayfasında Aslan Tufan’ın “Cumhuriyet ve Yunus Nadi” başlıklı yazısı gazetemiz Cumhuriyet’in o günlerine ışık tutar.
Yunus Nadi ve gazetede görev yapan oğulları Doğan ve Nadir Nadi’nin, yazar Peyami Safa’nın, yazar ve yönetici kadrosundan Mekki Sait Esen, Latif Erenel, Ahmet Hidayet, ressam Ercüment Kalmık, foto muhabirleri Selahattin Giz ve Namık Görgüç ile çalışanlarının fotoğraflarına yer verilen ve 2. Dünya Savaşı’nın en azgın günlerinde gazetemizin çalışma ortamını gözlemleyen yazı şöyledir:
“Bütün alemin ‘Harp’ heyulasına karşı uyanık bulunduğu cihanın şu karışık anlarında bir gazete idarehanesini ziyaret etmenin heyecanı içinde Cumhuriyet matbaasının kapısından giriyorum.
Ajansların, radyoların neşrettikleri heyecanlı haberleri herkesten evvel öğrenmek imtiyazına sahip bulunan tahrir heyetinin (yazıişleri) odasındayım. Sanki bütün dünya hadiseleri bu imtiyazlı mıntıkada konuşulup hallediliyor. Eğer böyle değilse bile bu oda, karilere gitmeden evvel, bütün dünya vukuatının antresi veya bekleme salonudur:
Çemberlayn nutkunu söylemeden evvel sanki bu antrede konuşur. Majino hattında kükreyen torakların gümbürtüsü evvela bu koridorda duyulur, sonra karilerin (okurların) kulak zarlarına çarpar. Zigfrit hattında taarruza geçen gamalı haçlı askerler, raporlarını evvela buraya gönderir. Okyanusta karakol gezen İngiliz dritnotlarının telsizleri, torpil yiyen bitaraf bir geminin SOS işaretleri evvela buradaki radyo ile tespit edilir ve Graf Von Spee’nin tuzağa düştüğü haberi Cenup Amerika’sından evvela yine buraya gelir.
Bütün Türklüğü sonsuz bir eleme boğan zelzele felaketinin acı, iç sızlatıcı haberini de evvela bu odada bütün tafsilatı ile öğrendim.
Bu atmosferin içinde bütün bir gece yaşamak hususundaki dileğimi yazıişleri müdürü Doğan Nadi’ye açtım: Uykusuzluğa tahammülünüz varsa, buyurun, dedi.
Şimdi Cumhuriyet gazetesinin bürolardan başlayarak mürettiphaneden, klişehaneden geçip makine dairesine gidinceye kadar yaptığı yolculuğa katılmış bulunuyorum. Bu yolculuk sırasında ilk uğrak, Yunus Nadi’nin odası oldu.
ZAYIFLARA KARŞI MERHAMETLİ
Hadiselerin, her an değişen çehresine uygun düşürmek için başmakalesini son havadislere göre yazmakta olan Büyük Millet Meclisinin değerli azasını, başmakalesini imzalayıncaya kadar beklemek icap etti. Bu müddet içinde kafam biraz sonra karşılaşacağım muhatabımla meşguldü:
Herkesten ziyade hükümetimiz olduğu halde zaman zaman halkın dertlerini ve memleket meselelerini herkesten fazla müdafaa etmekten çekinmeyen inkılap kervanının öncülerinden Yunus Nadi’nin, bir memleket genci sıfatıyla bende bıraktığı intiba şu idi: O, öyle bir gazetecidir ki zebunküşlerin (güçsüzleri ezen) hançerine karşı daima fazilet kalkanını tutar.
Zaiflere (zayıf) karşı şefkatini hiçbir zaman esirgemez.
Biraz sonra yayındayım. Beni:
- Ne var oğul? hitabiyle karşıladı. Maksadım hayatının muhtelif devrelerine ait üç hatırasını öğrenmekti.
- Gazeteciliğe başlamadan evvel sizi bu mesleğe götüren en mühim sebep nedir?
Bir an düşündü, sonra anlattı: Henüz mektep sıralarında iken tamamen elyazısıyla tertiplediğimiz gazetenin başmuharirliğine arkadaşlarım beni seçmişlerdi. Bu imtihap benim gazetecilik aşkımın beşiği olmuştur.
- Gazeteciliğe başladıktan sonraki sıkıntılı hatıranız?
Bu sıkıntılı hatıralar Abdülhamit devrinde kalebend olarak Midilli kalesine gitmekte başlar, Meşrutiyetin dağdağalı hayatında mütemadiyen tekerrür eder.
- Muvaffak olduktan sonraki en zevkli hatıralarınız?
Bunlar, mütareke devrinde düşman takibatından kurtulup matbaa levazımiyle dağlar aşarak Ankara’da Yeni Gün’ü çıkardığım sıralardadır. İçinde yaşamaktan iftihar duyduğum İstiklal cidalimizden sonra, İstanbul’a avdetle burada Cumhuriyet’i neşretmek bana ayrı bir zafer gibi görünmüştür.
Filhakika Büyük Millet Meclisi’mizin emektar azası, memleketi felaketten kurtaranları masa başından yazılarıyla değil, matbaasını kağnı arabasının üzerine koyup milli kuvvetlerin konakladığı yerde konaklamış, yürüdüğü yerde yürümüş, ıstırap duyduğu yerde ıstırap duymuş ve zafer gururuna da tamamen iştirak etmek hakkını kazanmıştır.
Saat 18: Bütün odalarda büyük bir faaliyet göze çarpıyor. İşte Balkanlar’ın en genç ve muvaffak başmuharriri Nadir Nadi...
Birçok ecnebi gazeteler arasında adeta kaybolmuş.. Başkaları için bir noksan sayılan tecrübesizlik, bu kalem için bir bir meziyet oluyor: Daha pervasız daha tok. İlmi düşünüş, sade yazış. İki başmakale arasında tercih yapmak güçleşti.
Odaların birinde Peyami Safa, başını öne doğru iğmiş, zeki gözlerinden fışkıran alevi önündeki kâğıda aksettiriyor.
Gazetelerimizin en cesur sesi, matbuat hürriyetinin tadını, bütün memlekete duyuruyor. Pazardan Pazara Server Bedi’in elbisesini giyince bir mizah üstadı oluyor. Fakat o en kudretli halini milliyetçilik zırhı içinde bulmuştur. Hadiseler arasından efkârı umumiyenin (kamuoyu) birleştiği yere herkesten evvel giden İsmail Safa’nın hayırlı halefi, ilim ve felsefe libasını giymiş yarınki yazısını hazırlıyor.
SAATLER İLERLEDİKÇE FAALİYET ARTIYOR
Üçüncü sayfada Peyami Safa’nın silah arkadaşı Abidin Daver’in masası boş. Matbuatımızın en kudretli askeri muharriri, Meclis’teki teşrii vazifesini görmek için Ankarada bulunuyor. Fakat İstanbul Mebusu hem nalına hem mıhına vurmağa devam etmek için çekicini beraber götürmüş olacak..
Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusça, Arapça ve Farsça gazetelerden kurduğu siyasi icmal ocağında Muharrem Feyzi de okuyuculara sabah kahvesi hazırlıyor. Saatler ilerledikçe faaliyet de artıyor. Ressam Ercüment, bir güzellik enstitüsünün işçisi gibi yabancı gazetelerden kesilmiş resimleri rötuş, resimler, tablolar hazırlıyor. Ahmet Hidayet magazin sayfalarını tanzim ediyor. Salahattin Güngör de şehrin içinden sütunların içine girmekle meşgul..
İstihbarat odası da ağzına kadar dolu.. Bütün muhabirler şehirden topladıkları havadisleri yazıp sekretere veriyorlar. Tam bu sırada uzun bir telefon zili koridorda çınlıyor. Çalışından belli, Ankara. Cihat Baban derhal ahizeye sarılıyor: -
Alo, sen misin Meki?
- İyilik, güzel havadisler var mı?
Söyle yazıyorum..
Cumhuriyet’in zeki Ankara muhabiri Mekki Sait söylüyor.
Burası yazıyor.
Biraz sonra İzmir telefonu..
Bu sefer de Orhan Rahmi havadis veriyor.
Dakikalar geçtikçe çalışmada artıyor, postacı mütemadiyen telgraf getiriyor. Hadiseleri tramvay arabalarının üstünden telefon direklerinden ve minarelerin tepesinden gören sanatkâr Namık da günlük mevzulardan hazırladığı fotoğrafları getirip masanın üzerine serpiyor. Bunlar klişehaneye gönderiliyor. Sekreterler odası bir otomobil fabrikasına benziyor. Her atölyede hazırlanan parçalar nasıl montaj dairesine sevk edilirse, burada da öyle. Makaleler, fıkralar, havadisler, romanlar, hikâyeler, fotoğraflar, resimler, ajanslar, rado ve telefon haberleri, telgraflar hepsi burada toplanıyor ve monte edilerek gazeteye hakiki çehresi veriliyor.
Genç yaşında ihtiyar ve tecrübeli bir müdür gibi Cumhuriyet müesseselerini muvaffakiyetle idare eden Doğan Nadi bu montaj dairesinin şefidir de. Gazetenin teknik noktadan nabzını elinde bulunduran Doğan Nadi’nin iki muavini var. Biri gazetenin istihbarat şefi Latif Erenel, öbürü sporcu Ahmet İhsan. Gece yarısına yaklaşıyoruz. Altı lisan üzerinden dünyanın belli başlı havadis neşriyatını dinliyen Cumhuriyetin Şamlısı en son radyo haberlerini de verdikten ve Anadolu Ajansı’nın son bülteni de alındıktan sonra artık birinci sayfaya şekil vermek zamanı gelmiştir.
İşte şu anda Cumhuriyet’in okuyucularınca sevilen maruf mizanpaj faaliyeti başlamıştır. Bir taraftan klişeler hazırlanmış, mürettiphanede bütün yazılar makinelerle dizilmiştir. Baş mürettip Selim ve muavini Ömer sayfa başında...
Gece yarısını üç saat geçiyor:
Muazzam rotatif, seksen bin nüsha basmak için faaliyete geçiyor.
Ve bir yolculuğa çıkmış olan ben, ilk konakladığım tevzi dairesinden sabahın erken saatinde müvezzi bütün bu imkânların mahsulünü haykırıyor: - Cumhuriyet!...”
TÜRK BASININDA İLK OKUR ARAŞTIRMASINI CUMHURİYET YAPTI!
Atatürk, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kurulduktan hemen sonra Yunus Nadi’den Cumhuriyeti savunmak üzere bir gazete çıkarmasını, adını da “Cumhuriyet” koymasını ister.
O sırada, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yurda ve dünyaya duyurmak üzere Ankara’da yayımlanmaya başlayan “Anadolu’da Yeni Gün” gazetesini çıkarmakta olan Yunus Nadi, İstanbul’da hilafet ve hanedan yanlısı olup Cumhuriyet karşıtı yayın yapanlara karşı Cumhuriyet gazetesini çıkarma çalışmalarına başlar.
Bu yeni gazeteyi yayımlamadan önce Yunus Nadi, Türkiye’de ilk okur soruşturması sayılan bir anket düzenler.
Eski Türkçe olan belgenin aslının en üstünde “CUMHURİYET, Türkçe Yevmi (günlük) Gazete, İdarehane: İstanbul Cağaloğlunda” yazmaktadır. Anketin sunuş bölümünde de şu ifadelere yer verilir:
“Efendim, yakında sabahları neşredilecek (yayımlanacak) Cumhuriyet Gazetesi şimdiye kadar Türkiye’de intişar etmiş (yayımlanmış) gazetelerin en güzeli ve en mükemmeli olmak emelindedir. Bu emelini temin için karilerinin (okuyucularının) arzu ve ihtiyaçlarını tatmin edebilmek mecburiyetinde bulunduğuna kanidir. Karilerin, bugünkü gazeteler tarafından tatmin edilememiş birçok ihtiyaçları olduğuna emin olduğumuz için, bu arzu ve ihtiyaçların tespit ve takriri (saptama) ve onların mümkün olduğu mertebe tatmini bizce elzem (gerekli) ve zaruridir (zorunludur). Her şeyden evvel halkın ve karilerinin efkâr (düşünce) ve hissiyatına (duygularına) makes olmak (yansı olmak) isteyen Cumhuriyet’in bu kemale vasıl olmasına (amaca ulaşması) sizde atideki (ilerideki) suallere cevap vermek suretiyle yardım edebilirsiniz. Bu sebeple aşağıda münderiç (bulunan) suallerin cevaplarını doldurup bir an evvel idarehanemize göndermenizi ricâ eder ve bu vesile ile teyid-i hürmet eyleriz efendim.”
Okurların yanıtlaması için ankette şu sorular yer almıştır:
- Günde kaç yevmi gazete ve hangilerini okuyorsunuz?
- Bu gazeteleri niçin okuyorsunuz?
- Bu gazeteleri niçin diğerlerine tercih ediyorsunuz?
- Gazetenizde en evvel ve en ziyade ne gibi şeyler okursunuz? (başmakale mi, havadis mi, hususi makale mi, mizahi yazılar mı)
- Gazetenizde ne gibi şeyler bulunmasını istersiniz?
- Gazetenizde resim ister misiniz?
- Karikatür ister misiniz ve kimlerin karikatürlerini tercih edersiniz?
- En ziyade sevdiğiniz muharrirler (yazarlar) kimlerdir? Hangi muharrirlerin yazılarını gazetenizde görmek istersiniz?
- Ne gibi tefrikalar (dizi yazılar) bulunmasını arzu edersiniz?
- Gazetenizin en ziyade ne gibi şeylere ehemmiyet vermesini istersiniz?
- Gazetenizde iktisadiyata (ekonomi), içtimaiyata (iç gelişmeler), kadınlara, çocuklara, spora ait hususi (özel) sütunlar bulunmasını ister misiniz?
- Sizce mükemmel bir gazete ne gibi evsafı cami (niteliklere sahip) olmak lazım gelir?
MALKOÇOĞLU KARŞINIZDA
Cumhuriyet gazetesinde uzun yıllar yayımlanan çizgi roman kahramanı Malkoçoğlu’nun, yaratıcısı ve çizeri Ayhan Başoğlu’nun kaleminden portresi.

İLHAN SELÇUK’UN ÇİZDİĞİ KARİKATÜR
Gazetemizin Nadir Nadi’den sonraki imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk, Cumhuriyet gazetesinde yazılarına başlamadan önce, 1950’li yıllarda kardeşi Turhan Selçuk ile 1950’li yıllarda 41 Buçuk, Dolmuş ve Karikatür adlı mizah dergileri çıkarmıştı. İlhan Selçuk’un aynı zamanda iyi bir çizer olduğu da yakın çevresince bilinir. İşte, yayımladığımız çok nadir belge, İlhan Selçuk’un büyük olasılıkla 1950’lerde çizdiği üstünde “Sabri Bey” yazan ıslak imzalı karikatürünü içeriyor.

27 YIL YAYIMLANAN LA RÉPUBLİQUE
Cumhuriyet gazetesi, 1925’ten 1952’ye değin La République adıyla Fransızca gazete yayımladı. Fotoğrafta, bu gazetenin dönemin Demokrat Parti lideri Celal Bayar’ın Edremit konuşması ve soğuk savaş gündemini içeren 28 Mart 1949 tarihli sayısının ilk sayfası görülüyor. (Bu sayının kimliğinde Sahibi ve Başyazarı Nadir Nadi, Yazı İşleri’ni fiilen idare eden Nâzım Ulusay gözüküyor.)
CUMHURİYET’İN ‘MİLLET YAPAR’ KAMPANYASI
Rumların, Kıbrıslı Türklere yönelik 1963 sonundan başlayarak düzenledikleri saldırılar üzerine çıkan Kıbrıs gerginliği sırasında, olası bir Kıbrıs çıkarmasında Türk Silahlı Kuvvetler’e ait çıkarma gemisi olmadığı anlaşılır. Bunun üzerine Cumhuriyet gazetesi “Millet Yapar” kampanyası başlatır ve yurttaşların geniş katılımıyla düzenlenen bu kampanya sonucu yerli çıkarma gemileri yapılır.

Konu, 14 Mayıs 1965 tarihli Doğan Avcıoğlu’nun “Yön” dergisinde kapak olur. İlhan Selçuk da aynı sayıda “Millet Yapar!” başlıklı yazısı ile kampanyaya değinir. Selçuk, Cumhuriyet gazetesinin becerikli muhabiri Yılmaz Çetiner’in “Amerikan Askeri Yardımının İçyüzü” başlıklı röportajına gönderme yaparak Ege denizinde güç dengesinin bozulduğunu ve ABD’nin Türk donanmasına yardımı kesip Yunan deniz kuvvetlerini desteklediğinin ortaya çıktığını aktarır. Selçuk, Cumhuriyet gazetesinin “Millet Yapar” kampanyasının bütün yurtta olağanüstü bir coşkunlukla karşılandığını belirterek şunları dile getirir:

“Millet Yapar kampanyasında dile gelen yalnız donanmamızı gemilerle kuşatmak amacından ibaret değildir. Onun sınırlarını aşan bir güven duygusunun doğuşuna tanıklık ediyoruz. Millet yalnız çıkarma gemisini kendisi yapmaz; iktisadi kalkınmasını da kendisi yapar; madenler kanunu tasarısını da kendisi yapar; bor cevherini de kendisi işletir; petrolünü de kendisi çıkarır.
