İstanbul'un 1940'lı yıllarda başlayan gecekondulaşma tarihi: Gecekondu şehrinden rezidans şehrine dönüşüm

İstanbul'un 1940'lı yıllarda başlayan gecekondulaşma tarihi: Gecekondu şehrinden rezidans şehrine dönüşüm

28.05.2026 04:00:00
Güncellenme:
Miyase İlknur
Takip Et:
İstanbul'un 1940'lı yıllarda başlayan gecekondulaşma tarihi: Gecekondu şehrinden rezidans şehrine dönüşüm

Plansız sanayileşme plansız yapılaşmaya yol açtı. Sanayi tesislerinin büyükkentler yığılması köyden kente göçü tetikledi. Göçle gelen nüfusun barınma sorunu çözülemeyince fabrikalara yakın boş arazilerde gecekondu mahalleleri kurulmaya başlandı.

Yakın dönem İstanbul tarihi, gecekondulaşma olgusu göz ardı edilerek yazılamaz. Mimarisiyle, kültürüyle, sınıfsal yapısı ve dayanışma kültürü ile filmlere, romanlara konu olmuş gecekondu bölgelerinin bugün yerinde yeller esiyor. Bugün o mahallelerin son kırıntıları rezidans bloklarının arasında sıkışıp kalmış küçük adacıklardan ibaret.

40’lı yılların sonundan itibaren gündeme gelen gecekondu sorunu, 2000’li yıllara kadar en çok tartışılan gündem maddelerimizden biriydi. “Gecekondu sorunu” diye bir sorunumuz vardı bir zamanlar. Şimdi onun yerini kent siluetini bozan dikey mimari ve yoğun yapılaşma sorununu konuşuyoruz. Yeni nesil gecekonduyu da gecekondu mahallelerini de bilmiyor, tanımıyor.

Gecekondu sorunu diye bir kavramı gündemden düşmüşken aklımıza düşüren bir gezi yaptık hafta sonu. FEST Travel’in “İstanbul’un Gecekondu Serüveni” başlığı altında İstanbul’un ilk gecekondu mahallelerinden bazılarını gezdik. Tabii gecekondu mahallesi denebilirse... Zira İstanbul’un bir zamanlar en bilinen gecekondu mahalleleri olan Kâğıthane, 1 Mayıs, Örnek ve Gülsuyu mahallelerinde apartmanların ve rezidansların arasında kaybolup gitmiş birkaç ev dışında gecekonduyu ara ki bulasın.

Şehir planlamacıları, mimarlar ve sosyologların ağırlıklı olarak katılım gösterdiği gecekondu gezisinde hem kent sosyolojisi alanında önemli çalışmalara imza atmış Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın hem de 68 kuşağının önemli isimlerinden ve DİSK’te uzun yıllar uzmanlık yapan FEST Travel’ın yönetim kurulu başkanı Faruk Pekin’in sunumları ilgiyle dinlendi. Şükrü Hoca, hem Kağıthâne hem 1 Mayıs hem de Gülsuyu mahallelerinin tarihi ve sosyolojisi üzerine araştırmalar, tezler yazmış biri. Faruk Pekin ise 60’lı ve 70’li yıllarda gecekondu halkıyla dayanışma gösteren sol hareketin içinden gelmiş biri.

Gezi güzergâhında yer alan mahallelerin tarihini ve sosyolojisini aktarmadan önce Türkiye’de ve bir zamanlar ülkenin en büyük gecekondu şehri İstanbul’da gecekondulaşmanın kısa bir kronolojik öyküsünü anlatmakta yarar var.

İLK GECEKONDU MAHALLESİ: ZEYTİNBURNU 

1940’lı yılların ikinci yarısında gerek sanayileşmenin büyük kentlerde plansız bir şekilde yoğunlaşması ve DP döneminde yolların yapımı, köyden kente göçü tetikleyen en önemli etkendi. Plansız sanayileşme, plansız göçü ve yapılaşmayı beraberinde getirdi. İlk gecekondu mahalleleri de sanayi tesislerinin çeperindeki boş arazilere kuruldu. Zeytinburnu, Yedikule ve Bakırköy’ün sahile yakın bölgelerinde ilk gecekondular yapıldı.

1950’li yıllarda İstanbul’daki ikinci büyük gecekondu gelişmesi Taşlıtarla’da ortaya çıkmıştır. Buradaki yerleşme 1950-1951 yılları arasında Bulgaristan’dan gelen göçmenlerden 2014’üne devletçe göçmen mahallesi kurulması ile başlamıştır. Bu mahalleye 1954 yılından sonra Yugoslavya’dan gelen göçmen aileler de yerleştirilmiştir.

Sanayi atık sularını boşaltacak yerlere kurulduğunda Haliç’in iki yakası, Kâğıthane, Alibeyköy, Silahtarağa ve İstinye sırtlarındaki fabrikaların çevresi de gecekondulaşmadan ilk nasibini alan bölgeler oldu. DP iktidarının Londra Asfaltı’nı yapmasının ardından bu kez hem sanayi hem de gecekondular bu yolun iki tarafında kümelendi.

İstanbul’un ilk gecekondu mahallesi Kazlıçeşme ve Veliefendi Çayırı civarındaki Yeni Mahalle, Osmaniye, Beş Telsiz ve bölgedeki Sümerbank Fabrikası’ndan dolayı sonradan adı Sümer olacak mahalleye kuruldu. Çünkü bölgede deri tabakhaneleri, Sümerbank, Mensucat Santral, Fişekhane, Çimento, Vita Yağı ve Ağır Bakım Tamir Fabrikası vardı. Burada çalışan işçiler bu bölgelerin boş olmasından da yararlanarak ilk derme çatma barakalarını kondurdular. Sur dışındaki bu arazilerde yapılan barakalarına jandarma ve polisin baskınından kurtulmak için zamanla yarışarak gece başlayıp gün ışımadan bitirildiği için gecekondu dendi.

PORTAKAL SANDIĞI VE TENEKEDEN BARAKA

İlk yapılan gecekonduların inşasında kullanılan malzemeler de hayli ilkeldi. Manavlardan ve sebze halinden satın alınan meyve sandıkları, tenekeler, muşamba, naylon, çividen ibaretti. Öyle ki 1947’de gazetemizde bir gecekondu sakini, muhabirimize “Gecekondular çoğalınca meyve kasaları ve çivi fiyatları üç katına çıktı. Geçen hafta aldığım kasayı şimdi üç misli fiyatına alıyorum” diye yakınıyor.

Muşambalardan yer döşemesi, naylondan pencere camı, tenekeden çatı kaplamasıyla yapılan konduların inşaat malzemeleri de zaman içerisinde biraz daha iyileşti. Artık duvarlar portakal sandığından değil ya kerpiçten ya da briketten, çatı kaplaması alüminyum saçtan yapılır oldu. Gece kondurulan barakaların elektrik, su ve kanalizasyonu yoktu. Tabii yolları ve ulaşım araçları da. Sular yakındaki fabrikaların işçilerin temizliği için yapılan çeşmelerinden karşılandı önce. Sonra artezyen kuyuları açıldı gecekondu mahallelerinde. Belediyeler ve hükümet de bir süre sonra gecekonduları yıksa da ertesi gün yeniden yapıldığını görünce çaresiz kalarak hiç olmazsa su ihtiyaçlarını karşılasınlar diye çeşmeler yaptırdı. Çeşmesi olmayan mahaller ise ihtiyaçlarını o dönem gezici sakalardan karşılıyordu. Elektriğe kavuşmaları hayli geç oldu. Önce gaz lambası ve lüks denilen ilkel aydınlatma araçları kullanıldı. Kentte ilk yabancılığını ve ürkekliğini attıktan sonra kaçak hat çekilerek gecekondular elektriğe kavuştu.

Zeytinburnu’nda, Kâğıthane’de, Alibeyköy’de ilk gecekondularını yapanlar güvenlik güçleri ile çatışıyordu. Bir süre sonra sınır anlaşmazlığı nedeniyle komşularıyla kavga etmeye başladılar. Ne güvenlik güçlerinin ne belediyelerin ne de merkezi hükümetin aldığı yıkım kararları ya da gecekonduları taşıma faaliyetleri bir işe yaradı. Köyden kente akın akın gelenlerin barınma ihtiyacı karşılanmadığı için hazine ve vakıf arazileri pıtrak gibi gecekonduyla doldu.

ARAZİ MAFYASI İLE TANIŞIYORUZ

Bu göç akını farklı bir rant kapısını da açmış oldu. Kendine bir arazi çevirip gecekondusunu yapanlar fazladan çevirdiği araziyi sonradan gelen kent yoksullarına satıyordu. Rant kapısı bir kez açılmayagörsün... Hemen o işin mafyası da türeyiverir. Artık hazine arazilerini çeviren birtakım silahlı adamlar yeni gelenlere bu araziyi satıyor, yetmiyor gecekondunun yapımında kullanılacak inşaat malzemesini kendisinden almasını, bu malzemeleri taşıyacak at arabalarını da yine kendisinden kiralaması şartını koşuyordu. Sıkıysa itiraz et... İtiraz eden bedelini canıyla ödüyordu. 1970’lerde böyle bir durum yaşanmıştı. Gazi Mahallesi’nde arazi mafyası Laz Dursun, fahiş fiyatla sattığı inşaat malzemesine itiraz edip ihtiyacını başka nalburdan satın alan bir Sivaslı göçmeni adamlarına öldürttü. Onun akrabaları da Laz Dursun’u... Arazi mafyasından nemalanan Gazi Karakolu da Laz Dursun’u öldürenlerden birini karakolda falakada öldürünce mahalle savaş meydanına dönmüştü.

Gecekondu mahalleleri üzerinde muhteşem araştırmaları olan Prof. Dr. Şükrü Aslan, bir zamanlar İstanbul’un en büyük gecekondu mahallelerinden olan ve günümüzde ilçe statüsünü kazanan Kâğıthane’nin tarihiyle ilgili bilgi verirken bölgenin arazi mafyası Kürt Ahmet’le ilgili ilginç anekdotlar anlattı. Kürt Ahmet de Gazi Mahallesi’ndeki Laz Dursun gibi Kâğıthane’nin ağasıydı. Kâğıthane’deki Hazine arazilerini parselleyip satarken belediye ile ortak çalışıyor. Belediye başkanlarının makam odasına teklifsiz girebiliyor. Zaten arazi mafyalarının jandarma, polis, yerel yönetim ilişkileri olmadan bu işi yapması olanaksız.

Zaten siyasiler de bir süre sonra hükümetler ve siyasi partiler de gecekondu sorunu ile başa çıkamayacağını anlayıp bu furyadan “Siyaseten nasıl yararlanabilirim” diye düşünüp yol verdiler.

SİYASET GECEKONDUCU İLİŞKİSİ

Gecekonducuların oy deposu olarak kullanılabileceğini ilk düşünen DP oldu. Zaten kırsaldan oy alan DP, kırsalın kente göçüp kent çeperlerine gecekondular yapan kent yoksullarının oyunu alıp büyük kentlerde CHP’yi dengeleme fırsatını kaçırmak istemedi. Gecekondu afları ilk olarak DP döneminde yaşandı. 1953’te 6188 sayılı Bina Yapımını Teşvik ve İzinsiz Yapılan Binalar Hakkındaki Kanun’la, bu tarihe kadar yapılan gecekonduları yasallaştırırken bu tarihten sonrakilerin yapımını yasaklayan 6188 sayılı Bina Yapımını Teşvik ve İzinsiz Yapılan Binalar Hakkındaki Yasa’yı çıkardı.

İkinci adım olarak da belediyelerin elindeki arsaların ihtiyaç sahiplerine verilmesini ön gören Hazineden Belediyelere Devredilecek Arazi ve Arsalar Hakkındaki 7367 Sayılı Yasa’yı çıkararak attı.

İkinci adım olarak da 1955 tarihinde yaklaşık 2 bin gecekonduya tapu dağıtıldı. Aynı yıl Kazlıçeşme’de bulunan 6 bin 232 gecekonduya tapu verilmişti. Merkezi hükümetten sonra belediyelerin de elindeki arsaların ihtiyaç sahiplerine verilmesini ön gören Hazineden Belediyelere Devredilecek Arazi ve Arsalar Hakkındaki 7367 Sayılı Yasa çıkarıldı.

---

Yarın: Sol örgütler gecekondu yapıyor