Müzik-Sen, sanatçılar için meslek yasası projesine devam ediyor: ‘Refahın bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu anımsatacak’

Müzik-Sen, sanatçılar için meslek yasası projesine devam ediyor: ‘Refahın bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu anımsatacak’

4.07.2026 04:00:00
Güncellenme:
Emirhan Çoban
Takip Et:
Müzik-Sen, sanatçılar için meslek yasası projesine devam ediyor: ‘Refahın bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu anımsatacak’

Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası (Müzik-Sen), müzisyenlerin meslek yasasının taslağına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Müzik-Sen Genel Başkanı Fatih Özakoğlu, denetimsizliğin işverene sanatçının emeğini sömürme alanı açtığını söyleyerek “Bu yasa taslağı ile sanatçılar, devlete ve işverenlere, üzerlerinden atmak istedikleri sosyal sorumluluklarını hatırlatıyor ve sosyal güvenliğin ve refahın bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguluyor” dedi.

Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası (Müzik-Sen), müzisyenlerin meslek yasasının taslağına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Çalışmaların önemli bir bölümünü tamamladıklarını belirten Müzik-Sen Genel Başkanı Fatih Özakoğlu, tasarının amaçlarını ve kapsamını Cumhuriyet’e anlattı.

Neoliberalizmle gelen emeğin güvencesizleştirilmesinden en büyük payı sanatçıların aldığını belirten Özakoğlu, “Ülkemizde ise biz sanatçılar olarak hala sosyal güvenceden yoksun olarak çalışıyoruz. Sendikamızın yaptığı bir ankette elde ettiğimiz sonuca göre müzik ve sahne emekçilerinin yüzde 87,6’sı işverenleri tarafından sigortalanmıyor. 1978 yılında sanatçılar ilk kez Sosyal Sigortalar Kanunu’na dahil edilmiş, ancak bu da onların sosyal güvencelerini tam olarak sağlayamamış. O yıldan bugüne durumun daha da kötüleşmesi, bizi sanatçılar için özel bir ‘Sanat Meslek Yasası’ talep etmeye ve bunun bir taslağını hazırlamaya iten en belirgin motivasyon oldu” ifadelerini kullandı. 

‘DENETİMSİZLİK, EMEĞİ SÖMÜRME ALANI OLUŞTURUYOR’

Çalışmalar kapsamında sanatçıların haklarında eksiklikler belirlediklerini söyleyen Özakoğlu, “Sosyal güvenliğe ilişkin yapısal ve sınıfsal tercihlere dayanan sorunların yanında, mevcut İş ve Sosyal Sigortalar Kanunlarında freelance ya da atipik emek rejimlerine yönelik sosyal korumaya ilişkin yeterli yasal düzenlemenin yapılmamış olması bizim tespit ettiğimiz en önemli eksiklikler. Yapısal sorunların başında Türkiye’de genel olarak iş teftişinin neredeyse hiç yapılmaması geliyor. Bütün yaşamları sahnede geçen müzik ve sahne emekçilerinden iş müfettişlerini çalıştıkları yerlerde hiç görmeyenlerin oranı oldukça yüksek” diye konuştu.

Bu denetimsizliğin işverene sanatçının emeğini sömürme alanı açtığını söyleyen Özakoğlu, “Sanat emekçilerini kayıt altına alacak bir sicil mekanizmasının bulunmayışı devlet nezdindeki görünmezliği pekiştiriyor. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller işçi mücadelesi ile herhangi bir kazanım elde edilmesini imkansızlaştırınca, yapısal sorunların kanun zoru ile üstesinden gelinmesi tek çözüm yolu olarak kalıyor. Ancak tabii ki mevcut kanunlar sanatçıların çalışma biçimlerini tam olarak kapsayamıyor” dedi. 

‘GÜVENLİK VE REFAH, TOPLUMSAL BİR SORUMLULUK’

Bir yıl boyunca bu meslek yasası taslağı üzerinde uğraştıklarını söyleyen Özakoğlu, iki alternatif sistemden oluşan bir metin ortaya çıkardıklarını anlattı. Özakoğlu, “Hazırladığımız yasa taslağında sanatçıları ve sanatçıları çalıştıran işverenleri kayıt altına alacak bir sicil kayıt sistemi ve bu sistem üzerinden işleyişin kurala uygun yürütülüp yürütülmediğini denetleyecek ve gerekli politika önerilerini sağlayacak, hükümet yetkililerinden ve işçi temsilcilerinden oluşan bir komisyon, sanatçıların sigorta prim ödemelerini ve kıdem tazminatlarını garanti altına alacak, meslek hastalığı ve iş kazası, analık gibi çalışmalarına engel olacak durumlarda gelir akışlarının sürekliliğini sağlayacak, sanatçılara özel olarak tahsis edilmiş bir sosyal güvenlik fonu bizim ilk elde önerdiğimiz kurumlardır. Özetle bu yasa taslağı ile sanatçılar, devlete ve işverenlere, üzerlerinden atmak istedikleri sosyal sorumluluklarını hatırlatıyor ve sosyal güvenliğin ve refahın bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguluyor” ifadelerini kullandı. 

‘SANATÇILARIN SORUNLARININ ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ, BİLİNÇLİ BİR SINIFSAL TERCİH’

Mevcut yasanın sanatçının “bir işçinin faydalandığı haklardan faydalanması gerektiğini” söylediğini aktaran Özakoğlu, “Bu şekildeki bir ifade sanatçının en baştan işçi olarak görülmediğinin bir itirafıdır. Bizim taslağımız her şeyden önce sanatçıların üretim faaliyeti içinde yer alan işçiler olarak konumlarını pekiştirmeyi amaçlıyor. Burada yasanın, yönetenlerin ve işverenlerin bulanıklaştırmaya çalıştığı sosyal statünün ‘sanatçıların işçi oldukları’ gerçeğinin berraklaştırılması ve bütün düzenlemelerin bu kabul üzerinden yapılması esas alınıyor.  Bu kabul edildiğinde yapılacak şey çok basit: sanatçıların atipik ve esnek çalışma biçimlerine uygun bir prim ödeme, kıdem ve sosyal ödenek sisteminin geliştirilmesi” diye konuştu.

Sanatçıların sosyal güvenlik sorunlarının bu zamana kadar çözülmemesinin bilinçli bir sınıfsal tercihin sonucu olduğunu belirten Özakoğlu, “Çünkü sanatçıların çalışma biçimi yeni emek rejimine modellik, öncülük eden bir çalışma biçimi. Talep odaklı, proje bazlı, süreksiz ve çoklu işverene dayalı çalışma, aslında sosyal güvencenin kimin sorumluluğunda olduğu sorgulamasını bulanıklaştıran ve ücretli çalışanları güvencesizlik çemberine sıkıştıran bir yeni emek rejiminin taleplerini karşılıyor. Bizim hazırladığımız yasa taslağındaki önerilerimiz bir anlamda bu güvencesizlik çemberini kırmaya ve sosyal güvencenin sorumluluğunu sanat emeğinden faydalanan bütün paydaşlara dağıtmayı amaçlıyor” dedi. 

‘TALEPLERİMİZİ SOMUTLAŞTIRAN BİR METİN OLACAK’

Taslağın sendika kurullarında tartışılacağını anlatan Özakoğlu, daha sonra alanda çalışan akademisyen ve hukukçuların görüşünün alınacağını söyledi. Özakoğlu, “Eğer son bir taslak metinde uzlaşırsak siyaset kurumuna ve hükümete gidip taleplerimizi ileteceğiz. Bu yasa taslağının bizim için en anlamlı tarafı, bizim insanca yaşamamız için gerekli olan sosyal güvenceye ilişkin taleplerimizi somutlaştırdığımız bir metin olması. Bizim Sendikalar Kanunu’ndan kaynaklı olarak Toplu İş Sözleşmesi yetkisi almamız pek mümkün değil. Ama bu yasa taslağının hepimiz tarafından kabul edilen bir versiyonuna ulaşırsak, o metni en azından Türkiye’de yaşayan sanatçıların Toplu İş Sözleşmesi metni olarak kabul edeceğiz” ifadelerini kullandı.