Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, düzenlediği basın toplantısında dış politikadaki sıcak gelişmelerden ekonomik verilere, yargı operasyonlarından yarın gerçekleştirilecek "Milletle Birlikte Milletin Emri" etkinliğine kadar gündeme dair kapsamlı açıklamalarda bulundu.
Emre, dış müdahalelerin bölgeye demokrasi değil kan ve gözyaşı getirdiğini vurguladı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını lanetleyen Emre, “Mustafa Kemal Atatürk'ün, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözü bizim içinde bulunduğumuz eksende o politik yaklaşım izlenmelidir; aksi çok büyük acılara gebedir” uyarısında bulundu.
Emre, parti genel merkezinde MYK Toplantısına ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
“TÜM VATANDAŞLARIMIZI YARIN YAPACAĞIMIZ ‘MİLLETLE BİRLİKTE MİLLETİN EMRİ’ ETKİNLİĞİNİ TAKİP ETMEYE DAVET EDİYORUM”
Değerli arkadaşlar, yarın bizim için önemli bir gün. Yarın CHP olarak, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi olarak orada oluşturduğumuz politika kurulu başkanlarıyla birlikte yaklaşık 138 kişilik bir ekiple birlikte, ülkemiz için eleştirilerimizin yanında neler yapacağımıza ilişkin vaatlerimizi açıklayacağız. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi ve cumhurbaşkanlığı kampanya süreci başlamadan evvel, bizlerin bir yenilik olarak halkımıza şeffaf bir şekilde gelecek açısından yapacaklarımızı paylaştığımız, yapacaklarımızı paylaşacağımız ve anlatacağımız politika kurullarından oluşmakta.
Bu başlık özelinde yarın Genel Başkanımızın önderliğinde, "Milletle Birlikte Milletin Emri" etkinliğinde tüm Türkiye'ye Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu ülkeyi nasıl huzura, refaha kavuşturacağını anlatacağız.
Ve oradaki toplantımızla birlikte Türkiye'nin önemli sorunlarından 20'sine ilişkin Genel Başkanımız parti programımızdan da faydalanarak açıklama yapacak 20 önemli başlıkta. Yine politika başkanlıklarımızın her birinin beş ayrı vaadi anlatılacak. Ve bununla birlikte de Türkiye ittifakının tüm bileşenleriyle birlikte aynı yerel seçimde söylediğimiz gibi, son yerel seçimde bu ülkenin birinci partisi olarak sahaya ineceğiz, sokak sokak gezeceğiz. Vatandaşımıza senin sorununu biliyoruz ve senin sorununu biz çözeceğiz, şöyle çözeceğiz diye anlatacağız. Bütün milletvekilleriyle birlikte, bütün örgütümüzle birlikte sahaya ineceğiz.
Biz Türkiye'deki bu siyasetteki kutuplaşma ortamı, çatışma iklimine karşı siyasi angajmanlara takılmadan toplumun en geniş kesimleriyle bir arada büyük bir siyasal kampanyanın altına imza atacağız. O nedenle ben tüm vatandaşlarımızı yarın, yani 2 Mart günü yapacağımız “Milletle Birlikte Milletin Emri” etkinliğini takip etmeye davet ediyorum.
“BOLU BELEDİYE BAŞKANIMIZA YAPILAN OPERASYON MİLLET İRADESİNE YAPILMIŞ BIR SAYGISIZLIKTIR”
Değerli arkadaşlar, biz yerel seçimde birinci olduktan sonra ve istisnasız tüm araştırmalarda CHP olarak Türkiye'nin birinci partisi olma vasfını sürdürdüğümüzden beri iktidarın açık hedefi haline geldik. Ve iktidar bir önceki yerel seçim dönemi ve 2019-2024'teki Türkiye'nin önemli kentlerini CHP yönetirken; karalama, kara çalma, iftira atma şeklinde kampanya yaparken bunun işe yaramadığını görerek, bu kez eline geçirdiği yargı kollarıyla birlikte sürekli partimize ilişkin operasyon yapmakta. Son olarak da Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan gözaltına alındı. Kendisi gözaltında; hukukçu arkadaşlarımız süreci takip ediyor. Tabii Tanju Özcan'ın suçu ne dersek; Tanju Özcan 2004 yerel seçiminde AK Parti'nin %47 aldığı, 2009'da %43 aldığı, 2014 yerel seçiminde AK Parti'nin %49 oy aldığı Bolu'da %52 ile 2019 yerel seçimini kazanması; 2024 seçimlerinde de kazanmış olduğu oyun çok daha üstünde bir oyla tekrardan orayı kazanması, halkta karşılık bulması, sosyal politikalarla şehirdeki öğrencilerin sorunlarına çare bulmasıdır. Dolayısıyla bu operasyonu bizatihi millet iradesine yapılmış bir operasyon olarak okuyoruz. Bu operasyonu Bolu halkına yapılmış bir saygısızlık olarak görüyoruz. Bu operasyon Bolu halkının seçme iradesine yapılmıştır.
Kimse Türkiye'de kimse şuna ikna değildir. Bakın Tayyip Bey, "Şu Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri silkeleyin" dedikten sonra her geçen gün bir operasyonla uyanmaktayız ve iddialara baktığımızda elle tutulur, hukuk nezdinde karşılığı olan hiçbir ciddi iddiayı göremiyoruz. Efendim burada neymiş? Belediye başkanımız kurmuş olduğu kooperatif eliyle işte çeşitli burslar, yardımlar, sosyal yardımlar temin etmek amacıyla bazı büyük zincir marketlerden oralara bağış yapılmasını istiyormuş. Yani büyük günahı da bu. Düşünebiliyor musunuz? Çeyrek yüzyıllık dönem içerisinde dünyada hiçbir siyasal iktidarın yapmadığı kadar yolsuzluk yapan, ihaleye fesat suçuna karışan, hırsızlık yapan bir iktidarın belediye başkanlarımıza bula bula yaptığı suçlama bu.
“EKREM İMAMOĞLU’NA YÖNELİK DAVALAR VE TUTUKLU BELEDİYE BAŞKANLARI”
Bakın Sayın İmamoğlu'na bu yılın başlangıcından itibaren, bir yıllık süre içerisinde cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladıktan ve bu yöndeki hazırlıklar devam ettikten sonra seri bir şekilde soruşturmalar ve davalar açıldı. Bunların en sonuncusuna da geçtiğimiz günlerde Beylikdüzü Belediye Başkanlığı yapmış olduğu dönemde, bir önceki belediye başkanının araç kiralama sözleşmesiyle makam aracının fahiş fiyatla belediyenin yani kamunun zarara uğratıldığını gördüğünde, kendi makam aracını sözleşmeyle bedelsiz bir şekilde belediyenin emrine tahsis etmesi nedeniyle hakkında iddianame düzenlendi. Şimdi bu neye benziyor biliyor musunuz? Hani demişlerdi ya “lüks araç işte garajları var” diye. O garaj dedikleri yer İstanbul'da; o lüks araçların sahibi MHP'li bir milletvekili çıkmıştı. Burada da aksine kamunun zararını önlemeye çalışan Sayın İmamoğlu'nun almış olduğu tasarruf tedbiri var; işte şimdi ona dava açılıyor. Şu notu da düşelim: Sayın İmamoğlu hakkında açılan davalarda hâkimi değişmeyen, mahkeme hâkimi değişmeyen hiçbir mahkeme kalmadı. Bakın onlarca mahkemeden bahsediyoruz; hâkimi değişmeyen mahkeme kalmadı. Bakalım İBB ana davasındaki hakimler ne kadar görev yapacak. Öte yandan yine yaklaşık bir yıldır Büyükçekmece Belediye Başkanı tutuklu, hakkında bir iddianame yok. Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız tutuklu, hakkında bir iddianame yok. Beyoğlu Belediye Başkanımız tutuklu, hakkında açılan bir dava yok. Bayrampaşa, Şile Belediye Başkanlarımız aylardır cezaevinde ama haklarında yazılan bir iddianame yok. E sorduğunuzda da yeni Adalet Bakanı'nın, eski başsavcının "ne yapacağız" diyor, diyor ki: "Yargıyı hızlandırmamız lazım. Hızlı karar vermesi lazım hâkim savcıların. "Yani bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu açıkçası.
“LAİKLİK HASSASİYETİ SUÇ DEĞİL, ANAYASAL BİR HAKTIR”
Şimdi biz basın toplantılarımızda bu ülkedeki işçinin, emekçinin, öğrencinin, sanayicinin, ev kadınının, öğretmenin, polis memurunun yaşadığı sıkıntıları dile getiriyoruz. İşsizlerin yaşadığı bunalımdan bahsediyoruz, ekonomik problemlerden bahsediyoruz. Ve diyoruz ki; ya iktidarın asıl ilgilenmesi gereken kısım işte bu gerçek siyaset, gerçek anlamda halkın sorunlarıyla mücadele. Ama dönüyorsunuz dolaşıyorsunuz, acaba bir başlık bulurum da nasıl insanların dini duygularını sömürürüm, nasıl kutuplaşma ortamı yaratırım, nasıl insanların milli duygularıyla oynarım, geçmiş endişeleriyle oynarım ve oradan bir alan yaratırım düşüncesiyle çeşitli soruşturmalar, açıklamalar oluyor. Geçtiğimiz günlerde bu ülkenin gidişatı, eğitim sistemi, bundan endişe duyan bu ülkenin akademisyenleri, yazarları bir araya geldi ve bir açıklama yaptı. Laiklik, laikliğin önemine vurgu yaptı; coğrafyamızda biraz sonra bahsedeceğiz Amerika İsrail'in ne büyük zararlar verdiğinden bahsetti. Şimdi tüm bunlar karşısındaki bizim anayasamızda yazar: “Türkiye Cumhuriyeti laik demokratik bir hukuk devletidir.” Vay sen misin bunu yapan; mevcut Milli Eğitim Bakanı suç duyurusunda bulunuyor, teker teker ifadeye çağrılıyor kimseler. Bakın ifadeye çağrılan isimler içerisinde 91 yaşındaki hocaların hocası Korkut Boratav var. Yani el insaf! Bu ülkenin bilim insanı, sayısız eseri var, binlerce öğrenci yetiştirmiş. Yani baktığınız zaman Milli Eğitim Bakanı'ndan kat ve kat ülkeye faydası olmuş bir kimseyi bir açıklamaya iştirak etti diye ifadeye çağırıyorsunuz. Ondan sonra da efendim fikir hürriyeti, bunu güçlendireceğiz; efendim özgürlükler, demokrasi, bu konularda rapor yazıyorsunuz. Yani baktığımız zaman Türkiye'nin açıkçası gerçek gündeminden koparılmaya çalışıldığı, tüm değerleri erozyona uğradığı, anayasadaki en temel haklarının uygulanmadığı bir dönemin içerisindeyiz. Korkut Boratav Hoca 12 Eylül darbecilerinden korkmadı, sizden mi korkacak? Elbette ki gider ifadesini verir. Ancak bakın içinde yaşadığımız durum, içinde yaşadığımız coğrafya, içerideki iç barışın çok güçlü bir şekilde tahkim edilmesini gerektirir. Siz sandığı, siz kazandığınız zaman meşru; sizin dışınızdaki kimseler kazandığı zaman gayrimeşru, terörist, zarar veren, rüşvetçi, ihale fesat karıştıran, çeteci diye kodlarsanız bu ülkede huzur da gelmez, barış da gelmez. O nedenle bu yanlıştan da bir an evvel dönülmesini talep ediyoruz.
“BÖLGEMİZ ATEŞ ÇEMBERİNDE; DIŞ MÜDAHALE ÇÖZÜM DEĞİLDİR”
Değerli arkadaşlar, bakın bugün 1 Mart'ın yıldönümü, 1 Mart tezkeresinin. O gün Türkiye'de kuvvetler ayrılığının bulunması, gücün tek bir elde toplanmaması karşısında milletin meclisi, milletin feryadını duydu. Oradan gelen hassasiyete kulak verdi ve bir emperyalist projenin parçası olup da milyonlarca komşu ülkedeki vatandaşımızın yaşamını yitireceği karanlık bir döneme hayır dedi. Bugüne baktığımızda bugün o günden çok farklı. İşte o 1 Mart tezkeresinde orada hayır deyip de bu ülkeye yabancı ülkenin postalları, askerleri gelip birçok bölgede konuşlanmasın, ülkenin egemenliği, bağımsızlığı zedelenmesin diye çok doğru bir noktadan karşı duruş sergilemişti. İçinde bulunduğumuz durum bu duruşun haklılığını teyit etmektedir. Bakın dünya kaotik bir ortama doğru sürüklenmektedir. Bölgemiz ateş çemberi içerisindedir. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik hava saldırısıyla bölgede daha şiddetli çatışmalar yaşanmaktadır. Bütün bunların ne kadar süreceği belirsizdir, olası riskleri belirsizdir. Biz bu saldırıyı lanetliyoruz. Burada özellikle bu saldırılar sonrasında 200 kız öğrencinin hayatını kaybettiğini derin üzüntüyle takip ettik. Bu anlamıyla elbette ki biz bölgemizde yaşayan tüm ülkelerin demokratik bir hukuk devleti içerisinde yaşamasını arzu ederiz, kendi ülkemizden beklediğimiz gibi. Elbette ki İran'da mevcut rejimin kendi halkına yönelik izlediği politika, kadın hakları konusunda yaptığı, öğrenci protestolarına karşı yaklaşımı; bütün bunların çok yanlış olduğunu o zaman da ifade etmiştik. Ancak uluslararası hukukun, diplomasinin, uluslararası kuralların hepsinin rafa kaldırılarak bir egemen devlete karşı bu yöndeki saldırının hiçbir meşruluğu yoktur. Dünyada "ben başka bir ülkedeki diktatörlüğü devireceğim, otokrasiyi devireceğim, o ülkeye demokrasi getireceğim" diye yapılan dış müdahalelerin hiçbirinden hayır gelmemiştir. Hepsinde kan, gözyaşı, üzüntü olmuştur. Milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Göçler olmuştur, acılar yaşanmıştır. O nedenle Türkiye olarak biz İran'ın toprak bütünlüğüne dikkat eden bir yaklaşım içinde olmamız lazım. Burada diplomasiden taviz vermememiz lazım. Çünkü biliyorsunuz bölgemizde birçok olay yaşandı geçtiğimiz son 20 yıllık dilim içerisinde ve biz bundan ciddi bedeller ödedik. Ve o sarsıntılar yaşanırken de dedik ki: Elbette bölge ülkeleri içerisinde işte diktatörlükle yönetilen, demokrasinin olmadığı problemli yönetimler var. Bunların düzelmesini isteriz ama dış müdahale çözüm değil, daha kötü sonuçlar doğurdu. Bugün baktığımız zaman maalesef dünyanın %90'ından daha fazlasında demokrasi yok; yani bu alanda ciddi bir erozyon var. O nedenle bütün bunlar bir müdahale gerekçesi yapılmaması lazım. Hele hele müzakerelerin sürdüğü bir esnada bu operasyonların yapılması çok daha büyük çatışma ortamının habercisidir. Biz diyoruz ki Mustafa Kemal Atatürk'ün, büyük Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözü bizim içinde bulunduğumuz eksende o politik yaklaşım izlenmelidir. Çünkü aksi çok büyük acılara gebedir. Gördük bunu Suriye'de, diğer ülkelerde.
“SURİYE TİCARETİNDE VERİ ÇELİŞKİLERİ VE ÖZELLEŞTİRME POLİTİKALARI”
Değerli arkadaşlar, bakın Suriye demişken size ekonomiyle ilgili bazı rakamlar vermek istiyorum. Biz diyoruz ki bu iktidar döneminde birçok kurumumuz erozyona uğradı, rakamlar manipüle edildi. Şimdi iki çelişkili rakam vereceğim. Bir tanesi Ticaret Bakanlığı'nın her ülkeye ilişkin veri ve bilgilerin yer aldığı ülke profilleri var. Burada diyor ki Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından Suriye ile ilgili ülke profili: "Türkiye Suriye'ye 2024 yılında toplam 2 milyar 183 milyon dolar ihracat yaptı" diyor. Aynı dönem içerisinde 438 milyon dolar ithalat gerçekleşti. Şimdi buraya kadar her şey normal; açıklama yapılmış. Devlet kurumlarının açıklamasının doğru olmasını isteriz biz. Peki bir başka devlet kurumu TÜİK, dış ticaret verilerine baktığımızda diyor ki: 2024 yılında Türkiye'den Suriye'ye toplam 1 milyar 507 milyon 952 bin dolar ihracat gerçekleşti. İthalat rakamı ise 263 milyon dolar. Şimdi hangi rakama itibar edeceğiz? İki önemli kurum. Yani ihracattaki fark 675 milyon dolar, ithalattaki fark 263 milyon dolar. Bu veriler nereden alınıyor? Bu farklılık neden var? Hangi veriyi doğru kabul etmek lazım? Ortada olmayan bir hayali ticaret mi var? Bunların açıklanması lazım hem TÜİK tarafından hem bakanlık tarafından.
Değerli yurttaşlar, değerli basın mensupları, ülkedeki ekonominin kötü gidişatı nedeniyle bakıyorsunuz yıllardır uygulanan işte yok pahasına özelleştirme politikalarında otoyollar, köprüler, limanlar, yeraltı kaynakları derken başka bir eşiğe geldik. Burada da hakikaten çok ilginç; hani CHP'nin, İstanbul İl Başkanlığımızın tüm demokratik yürüyüş taleplerini reddeden, engelleyen, işte Bilal Erdoğan başvurunca izin veren, eşlik eden ama aynı köprüde CHP aynı başlık, aynı konuyla ilgili protesto yürüyüşü, dayanışma yürüyüşü yapmak istediğinde reddeden İstanbul Valiliği yeni bir karar alıyor. Ve Göktürk Kemerburgaz hattında biri burada, diğeri de Maltepe sınırında derin sondaj kuyularından çıkarılacak suyu 9 yıl boyunca ticari amaçla işletmeye açıyor. Peki 9 yıllık işletilecek suyunu valilik kaç paraya satmak istiyor? 23 milyon 813 bin liraya. Yani İstanbul'da bir daire parasına. Tabii bütün bunları biz görüyoruz, rakamları anlatıyoruz. Köprülerde ve otoyollarda da yapmak istiyorlardı. Çok yakın bir tarihte köprülerin özelleştirmesi ile ilgili aynı köprüyle ilgili Sayın Erdoğan "7 milyar dolar altında vatana ihanet" dedi; şimdi 3 milyar dolara satmaya çalışıyor. CHP olarak bunların hiçbirine izin vermeyeceğiz. Genel Başkanımız da dile getirdi; satışı yapılanları da CHP iktidarında hukuk yolunu kullanacağız. Haksız kazanca izin vermeyeceğiz. Kamunun hakkını kullanacağız, orada değerlendireceğiz.
“EKONOMİK BORÇ BATAĞI: "65 MİLYON YETİŞKİNİN 43 MİLYONU BANKALARA BORÇLU"
Değerli arkadaşlar, kıymetli yurttaşlarımız, bakın yine ekonomiyle ilgili biz bu güçlüklere yer veriyoruz, anlatıyoruz. İktidar ve temsilcilerinden sürekli pembe tablo çiziyorlar, pembe tablo dinliyoruz. Tayyip Erdoğan'ı dinleyin, aynı pembe tabloyu anlatır; bakanlar öyle. Şimdi de geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz Elazığ'da bir konuşma yapıyor. Diyor ki: "Biz" diyor "çok şükür öyle çok borçlu bir ülke değiliz. Halkımız da çok borçlu değil. Şirketimiz de, ülkemiz de borçlu değil" diyor. Yani hakikaten insan şaşırıyor yani; hangi gezegende yaşıyorsunuz? Hangi ülkede yaşıyorsunuz? Neyin kafasını yaşıyorsunuz? Ya biz 86 milyonluk ülkeyiz. 18 yaş altı nüfusu çıkarın, yaklaşık 65 milyon. Bunun 43 milyonunun bankalara borcu var. Bakın 65 milyonda 43 milyonun; yetişkin nüfusun 43 milyonunun borcu var ve kişi başına düşen borç miktarı 130 bin lirayı aştı. Türkiye'deki ilk 20 şirketin şirket borcu 2 trilyon lirayı aşmış durumda. 2026 yılında Ocak ayında icra iflas dosyasına 2 milyon 700 bin daha ilave edildi. Son yüzyılın rekorunu kırıyoruz; 25 milyona ulaştı. Bireysel kredi kartı borcu 6 trilyon lirayı buldu. Dış borç AKP döneminde 130 milyar dolardan 564 milyar dolara çıktı; 4 kattan fazla artmış. Üstelik bunun 168 milyar doları kısa vadeli. Bakın bu borcun 300 milyar doları özel sektörün, 236 milyar doları da kamunun sırtında. Yani sadece risk devletin değil; üreticinin, sanayicinin, çiftçinin, işçinin, milletinin omzunda. Çiftçinin toplam borcu 15 milyar dolara çıkmış. "Bizim fazla borcumuz yok" diyor Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Ya sadece biz Ocak ayında 516 bin insan işini kaybetmiş. Sayın Yılmaz gitsin sorsun bu ülkenin işçisine, çiftçisine, emekliye, gençliğe, sanayiciye, esnafa; borcu artmış mı azalmış mı? Bir sorsun bakalım. Başka ülkelerdeki rakamlardan bize anlatsın.
"6,5 MİLYON GENCİMİZ NE EĞİTİMDE NE İSTİHDAMDA"
Bizim ülkemizde her 100 gençten 29'u ne eğitimde ne istihdamda. Bizde bakın 15-34 yaş arası genç iş gücü kabul edilir. Buradaki genç iş nüfusu ne kadar bizde? 24 milyon. Bunun 6,5 milyonu, bakın 6,5 milyonu ne eğitime devam ediyor ne çalışıyor. Ve bu çocuklar bizim geleceğimiz, ülkemizin geleceği. Tabii kimse karamsarlığa kapılmasın; bizim çözümlerimiz var. CHP iktidarında muhakkak bu gençlerden faydalanacağız; ama eğitimde, ama istihdamda, ama meslek eğitiminde, ama ara eleman olarak hak ettiği ücretlerde çalışacaklar. Nitelikli istihdam programları uygulayacağız. Kamu destekli staj ve girişimcilik olanaklarını geliştireceğiz. Dolayısıyla böyle evde oturan genç bizim iktidarımız döneminde olmayacak. Muhakkak bu çocukların toplumsal katılım projeleri ve psikososyal destekler geliştirerek de sosyal hayatta düzgün bir yer almasını sağlayacağız.
“BİZLERİ YARGI SOPASIYLA KORKUTAMAZSINIZ; VATANDAŞIN SORUNLARINI KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Kıymetli yurttaşlarımız, değerli arkadaşlar, Genel Başkanımız Türkiye'nin her yerinde gerçek gündemi, Türkiye'nin sorunlarını anlatıyor. Vatandaşın, işçinin, çiftçinin, köylünün, emeklinin, gençlerin, kadınların problemlerinden bahsediyor, çözümlerini anlatıyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Bunları dinleyip de "ya ben bir akıl alayım, bir çözüm bulayım, yurttaşlarımın bu kötü günlerinde bir destek olayım" yok. Anında genel başkanımız adeta otobüsün üstünden inmeden Cumhuriyet Başsavcılıkları açıklama yapıyor. Yeni soruşturma, yeni fezlekeler; yani sorunu böyle çözecekler: Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik yargı sopası. Bizleri yargı sopasıyla korkutamazsınız. Bizler vatandaşın derdini dinlemeye, sorunlarını konuşmaya, çözümleri anlatmaya devam edeceğiz. Buradan Adalet ve Kalkınma Partisi'ne sesleniyorum: Kendi insanına zulmetmekten vazgeç. Yargıyı kullanmaktan vazgeç. Bir an evvel getir sandığı, görelim bakalım halkın hakemliğinde ne olacak. Biz biliyoruz ki halkın hakemliğinde o sandık milletin önüne gittiğimizde CHP iktidar olacak.”