Avrupa bu yaz 40 dereceyi aşan sıcaklıklarla boğuşuyor. İstatistiklere göre, bu yıllar içinde en sıcak yazı yaşanıyor. Avrupa'da sıcaklıklar küresel ortalamanın iki katı hızla artıyor ve bu durum "yeni normal" haline geliyor.
Fransa'da 43.8°C, İspanya'da 45°C, Polonya'da 40.5°C gibi rekorlar kırılıyor. Elektrik şebekeleri aşırı yükleniyor, hastaneler dolup taşıyor, sağlık sistemleri ciddi baskı altında kalıyor.
Verilere göre sadece 2024 yazında Avrupa genelinde 62 binden fazla kişi aşırı sıcaklar yüzünden yaşamını yitirdi. Daha yakın zamanda, 2026 Haziran'ında sadece bir hafta içinde (21-27 Haziran) Avrupa'da bin 300'den fazla ölüm kaydedildi. Fransa'da durum en ağır; rekor kıran sıcak hava dalgasının en şiddetli döneminde sadece üç günde binden fazla kişi vefat etti. Çoğu yaşlı insanlar, evlerinde, huzurevlerinde ve hastanelerde ölüyor.
Türkiye’de de benzer bir tablo yaşanıyor. 30'dan fazla ilde termometreler 40 dereceyi aşıyor. Şırnak'ta 50.5 dereceye ulaşan sıcaklık, tüm zamanların rekoru kırıyor. Gazetelerin manşetlerini her gün "ejderha sıcakları", "çöl sıcakları" gibi haberler süslüyor. Hava o kadar sıcak ki insanlar sokağa çıkamıyor, okullarda eğitim aksıyor.
SERA GAZI SALIMLARI İKLİM KRİZİNİ DERİNLEŞTİRİYOR
Atmosferde biriken sera gazlarının sıcak hava dalgaları, şiddetli kuraklıklar, seller, taşkınlar, tropikal fırtınalar ve orman yangınları gibi aşırı hava olaylarının hem sıklığını hem de şiddetini artırdığını belirten Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, bunun yalnızca doğal yaşamı değil, ekonomik faaliyetleri ve toplumsal yaşamı da doğrudan etkilediğini söyledi.

Türkeş, "Sorumsuz ve dikkatsiz insan eylemleri; biyosferden atmosfere kadar yerkürenin temel bileşenlerine ve tüm yaşam alanlarına zarar vermeyi sürdürüyor, bugünkü ve gelecek kuşakların yaşamını tehlikeye atıyor" dedi.
Türkiye'nin küresel iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkeler arasında yer aldığını belirten Türkeş, artan sıcaklıklar, düzensiz yağışlar, kuraklık, seller ve orman yangınlarının her geçen yıl daha sık ve daha yıkıcı hale geldiğini söyledi.
ORMAN YANGINLARI VE AŞIRI HAVA OLAYLARI DAHA YIKICI HALE GELİYOR
Son yıllarda Avustralya, ABD, Portekiz, Yunanistan ve Türkiye'de yaşanan büyük orman yangınlarının iklim krizinin en görünür sonuçlarından biri olduğunu belirten Türkeş, özellikle 2021, 2024 ve 2025 yıllarında Türkiye'de yaşanan büyük yangınların bu eğilimin çarpıcı örnekleri olduğunu ifade etti.
Türkiye'de 2025 yılı orman yangınları sezonu, ülke tarihinin en büyük ikinci orman kaybı olarak kayıtlara geçti. 6 bin 800'den fazla yangında milyonlarca hektar orman yanıp kül oldu. 2026'da ise 3 bin 224 yangınla mücadele ettik. Sadece bu yıl 40.032 hektar orman alanı yok oldu. Son 24 yılda ise Türkiye'de toplam 328 bin hektar orman kül oldu.
Avrupa'da ve dünyada da durum aynı; Kıbrıs, Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz, Avustralya, ABD’de yaşanan büyük yangınlar hepimizin gözünün önünde.
İklim değişikliğinin yalnızca yangınlarla sınırlı kalmadığını vurgulayan Türkeş; Afrika, Orta Doğu ve Asya'nın bazı bölgelerinde çekirge istilalarının arttığını, tarımsal üretimin zarar gördüğünü ve dünyanın birçok bölgesinde daha önce görülmeyen şiddette meteorolojik ve hidrolojik afetlerin yaşandığını dile getirdi.
KURAKLIK SU VE GIDA GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR
İklim değişikliğinin en ciddi sonuçlarından birinin kuraklık olduğuna dikkat çeken Türkeş, dünya genelinde ve Türkiye'de yapılan bilimsel çalışmaların gelecekte kuraklığın daha sık, daha uzun süreli ve daha şiddetli yaşanacağını ortaya koyduğunu söyledi.
Kuraklığın yalnızca su kaynaklarını değil; tarımsal üretimi, enerji arzını, doğal ekosistemleri ve ekonomik faaliyetleri de olumsuz etkilediğini belirten Türkeş, su güvenliği konusunda acil önlemler alınması gerektiğini ifade etti.
İKLİM GÖÇÜ VE GÜVENLİK RİSKLERİ BÜYÜYOR
İklim değişikliğinin etkilerinin çevresel boyutun ötesine geçtiğini belirten Türkeş, kuraklık, su kıtlığı, tarımsal üretimde yaşanan kayıplar ve aşırı hava olaylarının milyonlarca insanı yaşadıkları bölgeleri terk etmeye zorlayabileceğine dikkat çekti.
İklim kaynaklı göçlerin önümüzdeki yıllarda dünyanın en önemli insani ve siyasi sorunlarından biri haline gelebileceğini ifade eden Türkeş, uluslararası hukukta iklim nedeniyle yerinden edilen kişilerin statüsüne ilişkin düzenlemelerin yetersiz kaldığını, bu alanda yeni hukuki yaklaşımlara ihtiyaç bulunduğunu söyledi.
İklim değişikliğinin gıda güvensizliği, su paylaşımı, yoksulluk ve zorunlu göçlerle birleşerek bölgesel istikrarsızlıkları derinleştirebileceğini vurgulayan Türkeş, "Bilimsel çalışmalar açıkça gösteriyor ki gerekli önlemler alınmadığı takdirde iklim değişikliği; bölgesel, ulusal ve küresel ölçekte sosyoekonomik, toplumsal ve güvenlik krizlerine dönüşebilir." dedi.
"KÖMÜRDEN ADİL ÇIKIŞ ARTIK ZORUNLULUK"
İklim krizinin etkilerini azaltmanın en etkili yolunun fosil yakıtlardan uzaklaşmak olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Türkeş, özellikle kömürden adil çıkışın kritik önem taşıdığını söyledi.
"Kömürden aşamalı çıkış, enerji ve sanayide adil geçiş ile güneş ve rüzgâr başta olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeden iklim değişikliğiyle mücadele çok daha zor, maliyetli ve uzun bir süreç olacaktır." diyen Türkeş, küresel karbon salımlarının yaklaşık yüzde 40'ından sorumlu olan kömür kullanımının sona erdirilmesinin iklim değişikliğini yavaşlatmanın en etkili adımı olduğunu ifade etti.
Kömürden adil çıkışın yalnızca karbon salımlarını azaltmayacağını; hava kalitesinin iyileşmesi, su kaynaklarının korunması, asit yağışlarının önlenmesi ve ekosistemlerin güçlenmesi gibi önemli çevresel ve toplumsal kazanımlar sağlayacağını belirten Türkeş, yenilenebilir enerji dönüşümünün başarısının hukuka dayalı, planlı ve adil bir geçiş modeliyle mümkün olacağını söyledi.
İklim adaletinin bu dönüşümün temel unsuru olması gerektiğini vurgulayan Türkeş, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen toplum kesimlerinin, yerel halkın ve emekçilerin haklarını gözeten bir dönüşümün hem çevresel hem de sosyal sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
